google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Türkiye’nin Küresel Finans Kriziyle İmtihanı (2)

29 Mart 2017 Çarşamba

Türkiye’nin Küresel Finans Kriziyle İmtihanı (2)

Önceki yazımda 2008’de baş gösteren küresel finans krizinin Türkiye ekonomisine ciddi etkilerinin olduğunu, 2011 ve 2012 yıllarında ekonomimizde bir miktar iyileşme görülse de sonrasında enflasyon ve işsizlik oranlarının olumsuz bir seyir izlediğini ve söz konusu oranların günümüzde kriz öncesi düzeylerinden daha yüksek seviyelerde olduğunu belirtmiştim. Bu yazımda da Gayrisafi Yurtiçi Hasıla büyüme oranını ve kişi başına düşen GSYH değerlerini yorumlamaya çalışacağım. Bunlara geçmeden önce GSYH serisinde yapılan son revizyona dönük bir değerlendirme yapalım.

TUİK revizyonuna getirilen eleştiriler

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2016 yılında GSYH üzerinde yaptığı revizyon bazı eleştirileri de beraberinde getirdi. Benim gözüme çarpan iki önemli eleştiriyi burada ifade edeyim. Korkut Boratav Bey yapılan revizyon sonucunda daha yüksek hesaplanan büyüme oranlarının işsizlik sayı ve oranlarıyla ve farklı birçok ekonomik gösterge ile uyuşmadığını belirtti. Mahfi Eğilmez Bey de baz yılı seçiminin yanlış olduğuna dikkat çekti. Mahfi Bey küresel finans krizinin etkisi ile ekonomimizin yaklaşık %5 oranında daraldığı 2009 yılının yeni hesaplamalarda baz yılı olarak seçilmesinin, sonraki yıllarda hesaplanacak olan büyüme oranlarının olduğundan daha yüksek çıkmasını beraberinde getireceğini belirtti.

Baz yılı seçiminde ekonomide “normal” geçirilen bir yıl dikkate alınmalıdır. Örneğin Türkiye ekonomisinin geçmişten günümüze ortalama büyüme oranı %5 dolayındadır. Dolayısıyla hesaplama değişikliğinde baz yılı olarak ekonominin yaklaşık %5 büyüdüğü bir yılın seçilmesi beklenir. Hal böyleyken ekonominin %5 küçüldüğü bir yılın baz yılı olarak seçilmiş olması doğal olarak eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Ben burada hem yeni hem de eski seri ile hesaplanan değerleri birlikte değerlendirmeye çalışacağım.

Aşağıda GSYH büyüme oranları yer almaktadır. Küresel finans krizinin en yoğun hissedildiği 2009 yılında, ekonomimiz %4,7 oranında daralmıştır. Sonrasında ise yılda ortalama %7,4 oranında (eski seri ile %5,2) büyümeyi başarmıştır. Ancak özelikle 2012 ve 2013 yıllarında yeni ve eski seri ile bulunan oranlar arasındaki fark oldukça çarpıcıdır. Yeni oranlar eski oranların iki katında daha fazladır (2012 yeni %4,8 eski %2,1; 2013 yeni %8,5 eski %4,2). İstatistiki hesaplamalarda dönem dönem revizyonların yapılması kaçınılmazdır. Ancak bu denli yüksek farklılıkların ortaya çıkması açıklanan verilere güvensizliği de beraberinde getirebilmektedir.


Aşağıda yer alan grafikte de kişi başına düşen GSYH değerleri bulunmaktadır. Kişi başına GSYH küresel finans krizi ile birlikte yeni seri ile 9.000 Doların altına gerilerken, sonrasında 12.500 Dolara yaklaşmış ve 2015 yılında da 11.000 Dolar düzeylerinde gerçekleşmiştir. Yeni seri ile kişi başına GSYH kriz öncesinden az miktarda daha yüksek düzeyde bulunurken, eski seri ile hesaplandığında bu değer kriz öncesinden daha düşüktür. Son yıllarda ekonomi büyümeye devam ederken kişi başına düşen GSYH’nin azalmasında, Dolardaki artışın payı oldukça yüksektir.


Son yıllarda başta Suriye’den olmak üzere ülkemize önemli ölçüde mülteci akını olmuştur. 3 milyon gibi oldukça yüksek bir sayıdan bahsedilmektedir. Mültecilerin büyük bir kısmı ise çalışma hayatının içindedir. Peki mültecilerin 4 başlık altında anlatmaya çalıştığım ekonomik göstergelere ne yönde etkisi olmuştur?


Merkez Bankası’nın bir araştırmasında mültecilerin kayıt dışı istihdam edilmelerinin enflasyonu düşürücü yönde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mülteciler özellikle inşaat, tekstil gibi sektörlerde kayıt dışı olarak görece daha düşük ücretler ile istihdam edilmektedirler. Bu durumun bölgesel de olsa enflasyon oranlarını düşürdüğü belirtilmektedir. Mültecilerin kayıt dışı olarak iş hayatına katılmasıyla birlikte işsizlik oranlarının daha yüksek çıktığı da belirtilebilir. Başka bir ifade ile mültecilerin iş hayatına katılmasının, işsizlik oranlarının son yıllarda yüksek çıkmasında rolü vardır. Mülteciler iş hayatına katıldıkları için ekonomik büyümeye katkıları olduğu da belirtilebilir. Ancak mülteciler resmi nüfus olarak kabul edilmediklerinden dolayı kişi başına düşen GSYH hesabında dikkate alınmamaktadırlar. Bu da kişi başına GSYH’nin olduğundan daha yüksek hesaplanmasını beraberinde getirmektedir. Yani mülteciler üretimin artmasına katkı sunarken kişi başına GSYH hesabında dikkate alınmamaktadırlar. Mültecilerin ekonomimize olan etkileri özetle böyledir. Olayın insani yönü ise çok daha önemlidir. Yaşanan dramların vicdanlarımızı sızlatmaması mümkün değildir…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme