google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Alanımız Var, Yerimiz Yok! Merkez Bankası Kararı Üzerine Bir Değerlendirme

12 Haziran 2019 Çarşamba

Alanımız Var, Yerimiz Yok! Merkez Bankası Kararı Üzerine Bir Değerlendirme


Merkez Bankası 12 Haziran toplantısında faiz oranlarında bir değişikliğe gitmedi, bir hafta vadeli repo faiz oranını %24 olarak bıraktı. Piyasa beklentisi de bu yöndeydi. Ancak 25 Nisan tarihli toplantısında faiz oranını yine %24 olarak sabit bırakmış ancak karar metninden “… ihtiyaç duyulması halinde ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecektir.” ifadesini çıkarmıştı. Bu da kurlarda hareketi beraberinde getirmişti. Çünkü bu karar, “bir sonraki adım faiz indirimi şeklinde olacaktır” şeklinde yorumlanmıştı. Piyasa da mevcut riskler dikkate alındığında buna hazır olmadığını göstermişti. O tarihte içeride İstanbul seçimi belirsizliği vardı. Dışarıda ise S-400 konusundaki gerilim tırmanıyordu. Bu ifadenin çıkarılmasından sonra yaşanan gelişmelerden dersler çıkarıldığı belirtilebilir.

Faiz oranları çok mu yüksek?

Sadece gelişmekte olan ülkeler ile kıyaslandığında değil, kendi sınıfımızın altında kalan ekonomiler ile kıyaslandığında da faiz oranımız oldukça yüksek. Peki, yüksek faizin bize nasıl bir faydası var? Merkez Bankası bununla ne hedefliyor? Kısaca belirtirsek temelde iki etkisi var enflasyon üzerinde yüksek faizin. Malum, Merkez Bankası’nın amacı fiyat istikrarı, enflasyon ile mücadele. Merkez Bankası sıkı para politikası ile (bunu yüksek faiz olarak düşünebilirsiniz) iç talebi baskılayarak fiyat artışlarını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Diğer taraftan yüksek faiz ile sıcak paranın ülkemize gelmesini teşvik ederek kur üzerinde etkide bulunuyor.

Alanımız Var mı?
     
Merkez Bankası temelde faiz oranlarını kullanarak fiyat istikrarını hedeflediğine göre, enflasyon ve faiz oranlarını karşılaştırmak gerekiyor. Mayıs ayında yıllık enflasyon oranımız %18,71 iken faiz oranımız %24. Reel faiz kabaca %5. Buradan bakılınca faiz indirimi için bir alan olduğu görülebilir. Ancak bu alan çeşitli riskler ile dolu. Yani alanımız var ama yerimiz yok! Yukarıda da değindiğimiz gibi içeride seçim, dışarıda S-400 konusu ön planda. Ülke riskini yansıtan önemli göstergelerden biri olan CDS primi yılbaşında 300’lü seviyelere kadar geriledikten sonra ki bu seviyeler bile çok yüksektir, bu süreçte 500’lerin üzerinde çıktı ve bugünlerde 460 – 470’li seviyelerde bulunuyor. Risklerinizi azaltmadan başka bir ifade ile önemli bir gösterge olan CDS primini düşürmeden bir faiz indiriminin konuşulması bile kurlarda artış ile karşılık buluyor. Kurlardaki artış da enflasyona ciddi etkilerde bulunuyor. Yine, büyük miktarda dış borca sahip özel kesimin karlarını eritiyor, bir kısmını da iflasa sürüklüyor.

Yüksek faiz üretimi vurmuyor mu?

Yüksek faiz oranları reel kesimin finansmana ulaşmasının zorlaşması demektir. Örneğin yüzde 30 faizle borçlanan bir firma nasıl bir üretim ve ticaret ile bu oranın üzerinde bir kazanç sağlayıp borcunu ödeyecektir? Şüphesiz ekonomide çarkların dönmesini zorlaştıran bir unsurdur yüksek faiz. Bunu ekonomik daralma olarak da görüyoruz zaten.

Mudiler yüksek faizden memnun mu?

Yüksek faizlerden üretici memnun değil peki bankada parası olan tasarruf sahipleri bu durumdan memnun mu? Nihayetinde yüksek kazanç elde ediyorlar! Bu kesinlikle doğru değil. Bankaya para yatırmış olmak size enflasyonun üzerinde bir kazanç sağlamıyorsa çok da anlam ifade etmez. Peki, mudilerin reel faizi pozitif mi? Yani enflasyonun üzerinde bir kazanç sağlayabiliyorlar mı? Bu sorunun cevabı hayır olarak verilebilir. Hatta 2014 yılından bu yana reel faizin negatif olduğu, yani mudilerin elde ettiği net faizin enflasyonun altında kaldığı başka bir ifade ile satın alma güçlerinin azaldığı belirtilebilir. Bu konuda aşağıda yer alan yazılara göz atabilirsiniz:


Yüksek Olan Faiz mi? 

Faizler Neden Arttı? 


Buradan mevduatın reel faizi %5-10 olsun mudiler oturduğu yerden güzel paralar kazansın gibi bir düşünce çıkarılmasın. Mevduat risksiz sayılabilecek (100.000TL’ye kadar devlet güvencesinde) bir yatırım aracıdır. Riski az olduğu için getiri de az olmalıdır. Tamam, ancak negatif olması da sürdürülebilir değildir. Bu sefer farklı sorunlar karşınıza gelir. Nitekim yabancı paranın mevduat içindeki oranı %50’yi çoktan aşmıştır. Yerli yatırımcının dolara yönelmesi dışarıdan görece bol kaynak sağladığımız dönemlerde bile kurların geri gelmesini engellemektedir. Son yıllarda yabancının döviz satıp yerlinin bunu karşıladığı dönemler olmuştur. Bir de işin yatırımcı psikolojisi üzerindeki etkisine bakmak gerekir. TL’ye güvenen yatırımcıların her seferinde yüksek faiz ile mevduat hesabı açtığını düşünerek başladığı yatırım süreci, arkadan gelen yüksek enflasyonla baltalandığında yani negatif reel getiri ortaya çıktığında acaba yatırımcılar ne hissetmektedir. Bunu yıllarca tecrübe eden tasarruf sahiplerinin yerli paraya güveni kaç yılda sağlanır? Bunlar uzun yıllar sorun olarak enerjimizi azaltacak konulardır. Bu alanda karar vericilerin davranışsal finans ve psikoloji alanında çalışan akademisyenlerden fikir alması sanırım ihmal edilen çok önemli bir konudur.

Mevduat faizleri konusunda bir başka dikkat çeken konu “cam tavan” meselesidir. Bu kavramı bu alanda görebildiğimiz kadarıyla ilk olarak Mert Yılmaz Bey kullanmıştır. Bankaların mevduat faizlerini rekabet ortamında serbestçe belirledikleri varsayılır. Cam tavan kavramı ise mevduat faizinin açıklanmayan bir sınırının olduğunu bize ifade etmektedir. Bu da TL mevduat sahiplerinin enflasyonun altında ezilmelerine etki etmekte ve yaşanan dolarizasyon sürecini beslemektedir. Tasarruf sahiplerinin dolara yönelmelerinin en önemli nedeni kurlardaki artış beklentisidir. Ancak yıllardır enflasyona eziliyor olmaları da bir diğer nedendir. Bu ise pek az gündeme gelmektedir.

Türkiye ekonomisi zor günlerden geçmektedir. Ekonomide aldığınız kararlar bir yeri yaparken öbür tarafı bozabilir. Büyümeyi önceleyen veya zorlayan demek daha doğru olabilir politikalar uygularsanız enflasyon sonra da kur sorunu ile karşılaşırsınız. Sonra da kur ve enflasyonu düşürmek için çaba göstermek zorunda kalırsınız. Son yıllarda yaşadığımız bu durumun bir örneğidir. Genişleyici maliye politikası ile ekonomiyi potansiyelinin çok üzerinde büyüttük bu da beraberinde enflasyon ve kur sorununu getirdi. Şimdi ise görece sıkı para politikası ile enflasyonu kontrol altına almaya çalışıp, büyümeden taviz veriyoruz. Ekonomideki daralma da başta işsizlik olmak üzere birçok sorunu beraberinde getiriyor.

Peki, ne yapılmalı diye de soruluyor sadece durum tespiti olmaz denebiliyor. Bunu da zaman zaman paylaşıyoruz aslında. Başta Mahfi Eğilmez hocamızın çok değerli yazıları oluyor bu konuda. Yapısal reformlar olmadan buradan çıkmamız, bir takım hedeflere ulaşmamız mümkün görünmüyor. Aslında yapısal reformlara işaret eden yazılar, konuşmalar bir kamuoyu da oluşturdu ve sık sık gündeme geliyor. Artık bir an önce başlamamız gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder