google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Ekim 2017

17 Ekim 2017 Salı

Eylül Ayında Bütçe

Eylül ayı bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Genel olarak bakıldığında mali disiplindeki bozulmanın devam ettiğini görüyoruz. Eylül ayı ve Ocak – Eylül dönem rakamlarına bir göz atalım. Sonra da bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Aşağıda yer alan grafikte aylık bütçe dengesi yer almaktadır. 2016 yılı Eylül ayında 16,9 milyar TL açık veren bütçe, 2017 yılı Eylül ayında 6,4 milyar TL açık verdi. Aylık rakamlara bakıldığında geçen yılın Eylül ayına göre daha iyi bir aylık gerçekleşme söz konusu.


Eylül ayında bütçe gelirleri önceki yılın aynı ayına göre %32,9 oranında artarak 48 milyar TL olurken, bütçe giderleri %2,6 oranında artarak 54,4 milyar TL’ye yükseldi. Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre bütçe gelirleri de bütçe giderleri de artış göstermiş oldu.


Aşağıda yer alan iki grafikte de 2016 ve 2017 yılının ilk dokuz aylarının bir karşılaştırması bulunmaktadır. Ocak – Eylül 2016 döneminde bütçe 12 milyar TL açık vermişken, Ocak – Eylül 2017 döneminde bütçe 31,6 milyar TL açık verdi. Başka bir ifade ile bütçe açığı %163 oranında artış gösterdi.   


Ocak – Eylül 2017 döneminde bütçe gelirleri önceki yılın aynı dönemine göre %12,9 oranında artarak 456,6 milyar TL olurken, bütçe giderleri %17,2 oranında artarak 488,2 milyar TL’ye yükseldi. 


2016 yılı ile karşılaştırdığımızda bütçede belirgin bir bozulma söz konusu. 2017 yılında ekonomik büyümeyi artırmayı tercih etmiş olmanın da bir bedeli veya uygulanan genişlemeci maliye politikasının sonucu da denebilir. 

Bardağın dolu ve boş yanlarını ayrı ayrı değerlendirelim. Önce işe olumlu tarafından bakalım. Avrupa Birliği’nin ekonomik kriterlerine göre bütçe açığının GSYH’ye oranı %3’ü aşmamalıdır. Bizde bu oran yıllardır %1 seviyelerindedir ve AB ülkeleri içinde en iyi oranlardan biridir. Yani ülkemizde yıllardır mali disiplin söz konusudur. Mali disiplinin önemine dair ilave bilgiler için ilgili yazım okunabilir. Mali disiplin önceki yıllarda sağlanan ekonomik kazanımlarda büyük role sahip olmuştur. 2017 yılı ile birlikte risklerin belirmesiyle buradaki alanın (%1 - %3) kullanılıyor olmasının çok fazla mahsuru olmayacağı düşünülebilir. Dolayısıyla bu alan kullanılarak sağlanacak ekonomik büyümenin tercih edilmiş olması iyi bir tercih olarak görülebilir. Ancak bu noktada altını çizmemiz gereken bir husus da vardır. Ekonomi %5 gibi bir hızla büyürken bütçe açığının önemli ölçüde artması büyümenin sürdürülebilirliği konusunda tereddütler oluşturmaktadır. Diğer taraftan ekonomik büyüme hız keserse bütçe açığının nerelere varabileceğini de düşünmek gerekir.

Bardağın boş tarafına bakarsak da, bu yılki bütçe açığının geçmiş yılların 2 katında fazla, 60 milyar TL civarında olacağı belirtiliyor. Bütçe açığının önceki yıllara göre %100’den fazla artışı şüphesiz piyasalarda tedirginlik oluşturuyor. Böylece bütçe açığının GSYH’ye oranı %2’yi aşabilecek. Yıllardır %1 seviyesinde seyreden bu oranın birden sıçrama göstermesi önem arz ediyor. Burada önemli olan ipin elde kaçıp kaçmaması. Öncelikle bütçe açığında artık %1 seviyelerine dönmemizin oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Peki, daha da yukarıya gider mi? Öncelikle gitmemesi gerektiğini belirtelim. Çünkü ekonomi olarak elimizde tek çapamız bu kaldı. Dış finansman ihtiyacımız artarken mali disiplini kaybetmek çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bence mali disiplinin elden kaçırılma riski yok da değildir. Bütçe açığının GSYH’ye oranı bu yıl %2 civarında gerçekleşmesi beklenmektedir ancak 2018’de %3’e tırmanabilir. Çünkü yap-işlet-devret uygulaması ile verilen gelir garantileri her geçen yıl bütçeye daha fazla yük getirecektir. Özelleştirme gelirleri bundan sonra eskisi kadar bütçeyi destekleyemeyecektir. Yine bu yıl hız verilen Kredi Garanti Fonu uygulaması önümüzdeki birkaç yılda bütçeye önemli bir yük getirebilir. Bu uygulama mevcut haliyle birkaç yıl içinde bütçeye 20 milyara varan bir yük getirebilir. Ancak KGF uygulamasının devam ettirilmesi de zaman zaman gündeme gelmektedir ki, bu da bütçeye daha fazla yük demektir. Diğer taraftan son günlerde gündeme gelen vergi artışları söz konusu olumsuz etkileri bir miktar telafi edebilir.

Bu yıl bozulan bütçe görünümünün yanı sıra, sayılan nedenlerden dolayı önümüzdeki yıllarda da geçmiş yıllardaki düzeylere muhtemelen geri dönemeyecek olmamız, ülkemizin en önemli risklerinden biridir.

12 Ekim 2017 Perşembe

TEST 15

1.      Nominal faiz oranı %10 iken yılda 6 kez faizlendirme yapılması halinde efektif faiz oranı ne olur?
a.       %10
b.      %10,34
c.       %10,38
d.      %10,43

2.      Türkiye’de son yıllarda mevduatın reel faizi azalarak iyi bir yatırım aracı olmakta uzaklaşmıştır. Bu ifade…
a.       Doğrudur
b.      Yanlıştır
           Cevap

3.      Türkiye’de TL mevduat hesabına yatırım yapan yabancı yatırımcı ne tür bir risk üstlenmiştir?
a.       Kredi riski
b.      Kur riski
c.       Likidite riski
           Cevap 

4.      Para piyasasının en önemli kurumu aşağıdakilerden hangisidir?
a.       Bankalar
b.      Borsalar
c.       Hazine

5.      Aşağıdakilerden hangisi kamu sermayeli bir katılım bankasıdır?
a.       Albaraka
b.      Ziraat Katılım Bankası
c.       Vakıfbank
d.      Kuveyt Türk
           Cevap

     6.      Türkiye’de bankaların fon kaynaklarının yaklaşık yüzde kaçını vadesiz mevduatlar oluşturmaktadır?
a.       5
b.      10
c.       15
d.      20
      Cevap

7.      Fed’in günümüzdeki faiz artışları bir önceki faiz artış döneminden daha hızlı gerçekleşmektedir? Bu ifade…
a.       Doğrudur
b.      Yanlıştır

8.      Enflasyon için ideal düzey yüzde kaçtır?
a.       %0
b.      %2
c.       %5
d.      %10
        Cevap

        9.      Döviz kurlarında hızlı ve yüksek oranlı artışlar hangi ekonomik sorunumuza katkı sunar?
a.       Enflasyon
b.      Büyüme
c.       Cari açık
       Cevap

       10.  Dolar, Türk Lirası karşısında hangi yıl değer kaybetmiştir?
a.       2002
b.      2003
c.       2006
d.      2007

      Cevap

4 Ekim 2017 Çarşamba

Bankalar Vites Düşürüyor

Bankacılık sektörünün 2017 yılı Ağustos ayına ilişkin verileri BDDK tarafından açıklandı. Ağustos ayına ait temel göstergelerini, aylık verileri ele alarak değerlendirelim. Karlılık ile başlayalım. Aşağıda yer alan grafikte bankacılık sektörünün aylık kar rakamları bulunmaktadır.

Bankalar Ağustos ayında 4,2 milyar TL, 2017’nin ilk sekiz ayında da 33,3 milyar TL kar elde ettiler. Söz konusu kar 2016 yılının ilk sekiz ayı ile karşılaştırıldığında, %25 oranında bir artışa karşılık geliyor. Ancak bankacılık sektörünün karlarının artış hızı bir önceki yılın aynı dönemine göre Şubat ayından bu yana azalmaya devam ediyor. Yani banka karları artmaya devam ediyor ancak bu artışın hızı azalıyor. Ağustos 2017’de elde edilen kar, Temmuz 2017 ile karşılaştırıldığında ise %15’lik bir artış söz konusu. Ağustos ayı kar rakamı önceki yılın aynı ayı ile karşılaştırıldığında da karlılıkta %12 oranında bir artış söz konusu.


Ağustos ayında bankacılık sektörünün toplam aktifleri azalarak 2,99 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir. Toplam aktifler Ağustos ayında bir önceki aya göre %0,3 oranında azalış göstermiştir. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri Ağustos ayında önceki yılın aynı ayına göre %19 oranında artış göstermiştir.

Dolar bazında baktığımızda ise toplam aktif büyüklüğünün 870 milyar Dolar olduğunu görüyoruz. Dolardaki yükselişe paralel olarak 2016’nın son çeyreğinde düşüşe geçen aktif toplamı Ocak ayında 760 milyar Dolara kadar geriledikten sonra aralıksız yedi ay artış göstermiştir. Dolar bazında Temmuz ayında önceki aya göre %1,8 oranında artan aktif toplamı, önceki yılın aynı ayına göre %2,3 oranında artış göstermiştir. Bankaların aktif toplamı TL bazında gerilerken, Dolar bazında rekor düzeylere ulaşmıştır.


Aşağıda yer alan grafikte de krediler ve mevduat hesapları yer almaktadır. Bankacılık sektörünün toplam kredileri Ağustos ayında 1,95 trilyon TL olarak rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Kredi Garanti Fonu, kredilerdeki artışa etki etmeye devam etmektedir. Kredi Garanti Fonu destekli kredilerin 200 milyar TL’yi aştığı ifade edilmektedir. Krediler bir önceki aya göre %0,5 oranında artış gösterirken, bir önceki yılın aynı ayına göre %22,9 oranında artış kaydetmiştir.

Ağustos ayında mevduat tutarı 1,60 trilyon TL olarak krediler gibi rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Mevduat bir önceki aya göre %0,4 oranında artarken, önceki yılın aynı ayına göre %21,1 oranında artış göstermiştir.

Mevduat faizlerindeki önemli artışa rağmen Ağustos ayında da krediler mevduattan daha fazla artmaya devam etmiştir. Bu durum Kredi / Mevduat oranındaki artışı beraberinde getirmektedir. Ağustos ayı verilerine göre Kredi / Mevduat oranı bir miktar daha artarak %122 seviyesine ulaşmıştır. Bu durum bankacılık sektörünün riskinin bu alanda devam ettiğini göstermektedir. Bu sebeple mevduat toplamadaki rekabetin, dolayısıyla mevduat faizlerinin yüksek kalmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.


Bir ülkede yerli para fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmediğinde, insanlar tasarruf ve yatırımlarında yabancı paralara yönelebilir. Bu durumun yaşandığı süreçlere dolarizasyon adı verilir. Dolarizasyon hakkında daha detaylı bilgi için ilgili yazımı okuyabilirsiniz. Bankalarda yabancı para cinsinden açılan hesaplara da tevdiat hesabı adı verilmektedir. Dolarizasyonun en önemli göstergesi tevdiat hesaplarının toplam mevduat hesapları içindeki payıdır.

Aşağıda yer alan grafikte, tevdiat hesaplarının toplam mevduata oranının Eylül ayında %39 ile ilgili süreçte en düşük değerinde olduğunu görüyoruz. Tevdiat hesaplarının oranı artarak Ocak 2017’de %44,5’e yaklaşmış, Şubat ayında ise bir miktar düşerek %44 düzeylerinde gerçekleşmiştir. İlgili aylarda Dolardaki rekor düzeylerin kar satışlarını beraberinde getirmiş olduğunu söyleyebiliriz. Mart 2017’de ise bu oran %44,5 ile 2016 yılbaşından bu yana en yüksek seviyesine çıkmıştır. Nisan ayında da bu oran artmaya devam etmiş ve %44,73’e ulaşmıştır. Mayıs ayında ise %44,47’e gerilemiştir. Bu oranın Mayıs ayında az da olsa bir miktar düşmüş olması olumludur. Bu azalış Temmuz ayına kadar devam etmiş ve tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı %43,3’e gerilemiştir. Ancak Ağustos ayında tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı artışa geçmiş %43,8 olarak gerçekleşmiştir. 


Tevdiat hesaplarının oranındaki artış bankaların döviz kuru riskini artırmaktadır. Bankalar bu riski dövizli kredi kullandırarak firmalar ile paylaşmak isteseler de, firmalara kullandırılan kredilerin toplam krediler içindeki oranı bu seviyelere ulaşmamaktadır. Hal böyle olunca bankalar son aylarda TL mevduatın faiz oranlarını, tevdiat hesaplarının faiz oranlarından daha fazla artırarak tasarruf sahiplerini TL mevduat hesaplarına yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu durumun nasıl gerçekleştiğini görmek için ilgili yazıma göz atabilirsiniz. Bankaların uyguladığı bu stratejinin sonuç verdiğini ve TL mevduatın tevdiat hesaplarından daha fazla artarak döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranını düşürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak Ağustos ayı ile birlikte durum bir miktar değişiklik göstermiş döviz hesaplarının ağırlığı artışa geçmiştir. Tasarrufların %44’ünün yabancı para cinsinden tutuluyor olması, ekonomi açısından sağlıklı bir durum değildir.    

Özet olarak;

1) Ağustos ayında bankacılık sektörünün karı hem önceki aya göre hem de bir önceki yılın aynı ayına göre artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün ilk sekiz aylık karı, önceki yılın aynı dönemine göre ise %25,3 oranında artış göstermiştir. Bankaların karının artış hızı yavaşlamaya devam etmektedir.

2) Aktif toplamı TL bazında bir miktar azalırken, Dolar bazında artmaktadır. Bankaların aktif toplamı Dolar bazında rekor düzeye ulaşmıştır.

3) Bankaların mevduat faizlerini artırmaları ile mevduat hesaplarında bir artış söz konusu olsa da, Kredi Garanti Fonu destekli kredilerinin de etkisiyle krediler mevduattan daha fazla artmaya devam etmektedir. Hal böyle olunca Kredi / Mevduat oranı artarak yeni bir zirveye, %122’e ulaşmıştır.

4) Tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki payı Ağustos ayında bir miktar artarak %43,8 olarak gerçekleşmiştir. Bankaların son aylarda TL mevduat hesaplarının faiz oranlarını, tevdiat hesaplarının faiz oranlarından daha fazla artırmaları sonuç vermiş bu oran üst üste üç ay azalış göstermişti. Ancak Ağustos ayı ile birlikte dolarizasyonun tekrardan hız kazandığını görüyoruz.