google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Ocak 2018

10 Ocak 2018 Çarşamba

Dolarizasyon Sürüyor

Açıklanan son rakamlar 2011 yılından bu yana devam eden dolarizasyon sürecinin son aylarda etkisini daha da artırdığını gösteriyor.

Bir ülkede yerli para fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmediğinde, insanlar tasarruf ve yatırımlarında yabancı paralara yönelebilir. Bu durumun yaşandığı süreçlere dolarizasyon adı verilir. Bankalarda yabancı para cinsinden açılan hesaplara da tevdiat hesabı adı verilmektedir. Dolarizasyonun en önemli göstergesi tevdiat hesaplarının toplam mevduat hesapları içindeki oranıdır. Bu orana bakmadan önce bankaların karlılık, toplam aktif, kredi ve mevduat hesaplarına bir göz atacağız.

Bankacılık sektörüne ilişkin en son açıklanan aylık göstergeleri ele alalım. Kasım ayı verilerinden karlılık ile başlayalım. Aşağıda yer alan grafikte bankacılık sektörünün aylık kar rakamları bulunmaktadır. Bankalar Kasım ayında 4 milyar TL, 2017’nin ilk on bir ayında da 45,2 milyar TL kar elde ettiler. Söz konusu kar 2016 yılının ilk on bir ayı ile karşılaştırıldığında, %29 oranında bir artışa karşılık geliyor. Kasım 2017’de elde edilen net kar rakamı, Ekim 2017 ile karşılaştırıldığında %1,3’lük bir artış söz konusu. Kasım ayı kar rakamı önceki yılın Kasım ayı ile karşılaştırıldığında da %35 oranında bir artış gerçekleşmiş bulunuyor.


Kasım ayında bankacılık sektörünün toplam aktifi artarak 3,27 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir. Toplam aktifler Kasım ayında bir önceki aya göre %3,2 oranında artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri Kasım ayında önceki yılın aynı ayına göre %21 oranında artış göstermiştir.

Dolar bazında baktığımızda ise toplam aktif büyüklüğünün üç aydır gerilemeye devam ettiğini görüyoruz. 839 milyar dolara geldiğini görüyoruz. Dolardaki yükselişe paralel olarak 2016’nın son çeyreğinde düşüşe geçen aktif toplamı Ocak ayında 760 milyar Dolara kadar geriledikten sonra aralıksız yedi ay artış göstermiştir. Eylül ayında ise kurların hareketlenmesi ile birlikte Dolar bazında aktif toplamında bir azalış gerçekleşmiştir. Bu azalış Ekim ayında olduğu gibi Kasım ayında da devam ederek 835 milyar dolara gerilemiştir. Dolar bazında Kasım ayında önceki aya göre %0,4 oranında azalan aktif toplamı, önceki yılın aynı ayına göre %5,6 oranında artış göstermiştir.


Aşağıda yer alan grafikte de krediler ve mevduat hesapları yer almaktadır. Bankacılık sektörünün toplam kredileri Kasım ayında 2,1 trilyon TL olarak rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Krediler bir önceki aya göre %2,8 oranında artış gösterirken, bir önceki yılın aynı ayına göre %23 oranında artış kaydetmiştir. 2017 yılında, Ocak ayından sonra kredilerde en yüksek artış Kasım ayında gerçekleşmiş oldu.

Kasım ayında mevduat tutarı 1,71 trilyon TL olarak krediler gibi rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Mevduat bir önceki aya göre %1,6 oranında artarken, önceki yılın aynı ayına göre %20 oranında artış göstermiştir. Mevduatın artış hızı kredilerin gerisinde kalmıştır.

Kasım kredilerdeki artışın mevduatın üzerinde olması ile mevduatın krediye dönüşüm oranı (Kredi/Mevduat oranı) 122,8 gibi bir orana ulaşarak tarihinin en yüksek seviyesine çıkmıştır.


Aşağıda yer alan grafikte, tevdiat hesaplarının toplam mevduata olan oranının 2016 yılı Eylül ayında %39 ile, ilgili süreçte en düşük değerinde olduğunu görüyoruz. Tevdiat hesaplarının oranı artarak Ocak 2017’de %44,5’e yaklaşmış, Şubat ayında ise bir miktar düşerek %44 düzeylerinde gerçekleşmiştir. İlgili aylarda Dolardaki rekor düzeylerin kar satışlarını beraberinde getirmiş olduğu söylenebilir. Mart 2017’de ise bu oran %44,5 ile 2016 yılbaşından bu yana en yüksek seviyesine çıkmıştır. Nisan ayında da bu oran artmaya devam etmiş ve %44,7’e ulaşmıştır. Mayıs ayında ise %44,5’e gerilemiştir. Bu azalış Temmuz ayına kadar devam etmiş ve tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı %43,3’e kadar düşmüştür. Ancak Ağustos ayında tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı artışa geçmiş %43,8’e ulaşmıştır. Eylül ayında da bu oran değişmemiştir. Ekim ayında ise bir miktar azalış göstererek %43,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. Kasım ayında ise hızlı bir yükseliş ile %44,6’ya ulaşmıştır. Dolarizasyon hakkında daha detaylı bilgi için ilgili yazımı okuyabilirsiniz.


Tevdiat hesaplarının oranındaki artış bankaların döviz kuru riskini artırırken, tersi durum da kur riskini azaltmaktadır. Bankalar bu riski dövizli kredi kullandırarak firmalar ile paylaşmak isteseler de, firmalara kullandırılan kredilerin toplam krediler içindeki oranı bu seviyelere ulaşmamaktadır. Hal böyle olunca bankalar son aylarda TL mevduatın faiz oranlarını, tevdiat hesaplarının faiz oranlarından daha fazla artırarak tasarruf sahiplerini TL mevduat hesaplarına yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu durumun nasıl gerçekleştiğini görmek için ilgili yazıma göz atabilirsiniz. Bankaların uyguladığı bu stratejinin sonuç verdiğini ve TL mevduatın tevdiat hesaplarından daha fazla artarak döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranını düşürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak Ağustos ayı ile birlikte durum bir miktar değişiklik göstermiş döviz hesaplarının ağırlığı artışa geçmiştir. Bu durum Eylül ayında da devam etmiştir. Ekim ayında ise az bir gerileme söz konusuyken Kasım ayında tekrardan sıçrama göstermiştir. Tasarrufların %44,6’sının yabancı para cinsinden tutuluyor olması, ekonomi açısından sağlıklı bir durum değildir.    

Özet olarak;

1) Kasım ayında bankacılık sektörünün karı hem önceki aya göre hem de bir önceki yılın aynı ayına göre artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün ilk on bir aylık karı, önceki yılın aynı dönemine göre %29 oranında artış göstermiştir.

2) Aktif toplamı TL bazında artarken, Dolar bazında azalmıştır. Bankaların aktif toplamı TL bazında rekor düzeydedir.

3) Kasım ayında kredilerin mevduattın çok üzerinden bir artış göstermesiyle Kredi / Mevduat oranı tarihinin en yükseğine %122,8’e ulaşmış bulunmaktadır.

4) Tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki payı Kasım ayında artarak %44,6 olarak gerçekleşmiştir. 

4 Ocak 2018 Perşembe

Merkez Neden Faiz Artırıyor?

2017 yılı Merkez Bankası’nın faiz oranlarını önemli ölçüde artırdığı bir yıl oldu. Merkez Bankası farklı kanallardan bankalara fon kullandırmaktadır. Normal koşullar altında haftalık repo ihalesi ile bu işlem yerine getirilmektedir. 2017 yılı ocak ayının ortasında Merkez Bankası haftalık repo ihalelerini kaldırdı. Geç Likidite Penceresinden (GLP) fon kullandırmaya ağırlık vermeye başladı. Kasım ayında ise sadece GLP’yi kullanır oldu. Hâlbuki şimdiye kadar GLP, hesaplarını tutturamayan bankaların gün sonundaki ihtiyacını daha yüksek faiz oranı ile karşılayarak cezalandırıcı bir rol üstlenmekteydi. Aşağıda yer alan grafikte Merkez Bankasının bankalara kullandırdığı fonların faiz oranlarının ağırlıklı ortalaması ile hesaplanan Merkez Bankası faizi yer almaktadır. Bu faiz oranına Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM) denilmektedir. Merkez Bankası faiz oranı %8,28’den %12,75 yükselerek yaklaşık 450 baz puan, başka bir ifade ile %54 oranında artış gösterdi.     


Merkez Bankası neden faiz oranlarını bu ölçüde artırdı? Bu soruya kısaca döviz kurlarını frenleyebilmek için diye cevap verebiliriz. Merkez Bankası yıllardır enflasyon konusunda bir başarı ortaya koyamadı ki bu da temel amacı. Enflasyon üzerinde ise döviz kurları önemli ölçüde etkili. Hatta döviz kurları artış göstermese Merkez Bankası enflasyon hedefine ulaşabilir. Bu konuda Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş beyin ilgili yazısı okunabilir.

Yüksek faiz oranları sıcak para olarak adlandırılan yabancı sermayeyi ülkemize çekerek kurların geri gelmesini sağlayabiliyor. Geçmişte bu durumun örneklerini çok gördük. İsteyen "Faiz Silahını Çekince" ve "Kurda Bir Sonraki Atak" başlıklı yazılarımda bu durumun detaylarına bakabilir.

Burada başka bir soru aklımıza geliyor. Merkez Bankası faiz oranlarını önemli ölçüde artırmasına rağmen neden kurlarda bir gerileme görülmedi? Aslına 2017 yılının ilk çeyreğindeki faiz artışlarından sonra bir geri çekilme yaşandı ancak sonbaharla birlikte kurlar tekrardan yükselişe geçti. Bu soruya daha detaylı cevap aramadan önce aşağıda yer alan grafiğe bir bakalım. Sıcak para olarak değerlendirilen yabancı fonlar temelde devlet borçlanma araçları ve hisse senetlerine giriş yapıyor. Tahvil ve hazine bonolarının (Devlet İç Borçlanma Senetleri, DİBS) taşıdığı yüksek faizler yabancı yatırımcıyı cezbederek fonların ülkemize gelmesini sağlayabiliyor. Merkez Bankasının grafiğinde 2017 yılında bu şekilde 7 milyar doların üzerinde giriş olduğu görülüyor. Yabancı yatırımcılardan BIST hisse senedi piyasasına ise 3 milyar doların üzerinde bir giriş olmuş. Bu grafik de dikkatinizi eylül ayından bu yana olan kısma çekmek istiyorum. Sonbaharla birlikte girişlerin önemli ölçüde yavaşladığı görülmekte. Bu nokta önemli. Bu durumun birkaç nedeni olabilir. Zannımca, FED’in faiz artırması ve bilanço küçültmeye başlamış olması, ülkemizin ise bozulan yurtdışı algısı bu durum üzerinde etkili oldu. Böylece kurların tekrardan yükselişe geçtiğine şahit olduk. Aslında o dönemlerde tahvil faizleri %14 gibi oldukça yüksek seviyelere ulaşmış iken girişlerde artış olmaması düşündürücü. Belli ki sayılan riskler baskın gelmiş. Yıllardır cari açık veren bir ülke olarak yabancı fonlara ihtiyaç duyuyoruz. Şüphesiz yüksek faiz vererek yabancı fonları ülkemize çekmek bir marifet değil ancak doğrudan yatırım yolu ile sağlanan fonlar cari açığı kapatmaya yetmeyebiliyor. Yüksek faiz oranları sıcak parayı çekmeye yararken doğrudan yatırımlar üzerinde o kadar etkili değil. Doğrudan yatırım çekebilmek farklı yeterlilikler gerektiriyor.
  
          
Bu noktada aşağıda yer alan grafiğe de göz atmakta fayda var. Yukarıda yer alan grafikte yabancı yatırımcıların sıcak para olarak getirdiği döviz miktarı yer alırken aşağıdaki grafikte yurtiçi yerleşiklerin döviz tevdiat hesapları yer almakta. Bu grafik yerli yatırımcıların 2017 yılbaşından bu yana yaklaşık 20 milyar dolarlık alım yaptığını gösteriyor. Peki, yerli yatırımcı neden döviz alıyor? Bu sorunun üzerine çok şey söylenebilir. Ancak faiz oranlarının enflasyonu karşılamaya yetmemesi bu durumun önemli nedenlerinden biridir. Yani yerli yatırımcı Türk Lirası ile vadeli mevduat hesabı açtırdığında parası enflasyon kadar artmıyor ve reel olarak kaybediyor. Başka bir ifade ile satın alma gücü beklenenin aksine artmıyor azalıyor. Hal böyle olunca tasarruf sahipleri döviz tevdiat hesaplarına yönelerek kurdaki muhtemel artış sayesinde satın alma güçlerini artırmaya çalışıyor veya tasarruf yapmaktan vazgeçip tüketime yöneliyorlar. Yani %13-14 gibi faiz oranları yabancıyı cezbederken yerli yatırımcının ihtiyacını, yüksek enflasyon altında yaşadığı için karşılamıyor.


Küresel likiditenin görece bol olduğu günleri yaşıyoruz. Ancak gelişmiş ülkelerin faiz artışları ve bilanço küçültmeleri ile bu durum tersine birden dönmese de gelişmekte olan ülkelere fon akışının azalacağı öngörülebilir.

Enflasyon, dünyadaki eğilimin tersine, bizim en önemli ekonomik problemimizdir. Geldiğimiz noktada %12 gibi oldukça yüksek bir seviyelerde. Bu konunun öncelenmesi gerekiyor. Enflasyon bu düzeylerde iken kurların uzun vadede düşmesini beklemek mümkün değil. Sadece yüksek faiz ile kısa dönemde baskılanabilir. Enflasyonu makul düzeye düşürmeden sürdürülebilir büyümenin ve kalkınmanın mümkün olamayacağını da anlamamız gerekiyor. Enflasyon sorunumuzun çözümünü erteleyebiliriz. Bir süre daha yüksek enflasyon ile yaşamayı tercih edebiliriz. Ancak bu tür problemler ne kadar çok ertelenirse, toplum olarak hep birlikte ödenecek faturanın da kabardığını bilmek lazım.