google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Merkez Neden Faiz Artırıyor?

4 Ocak 2018 Perşembe

Merkez Neden Faiz Artırıyor?

2017 yılı Merkez Bankası’nın faiz oranlarını önemli ölçüde artırdığı bir yıl oldu. Merkez Bankası farklı kanallardan bankalara fon kullandırmaktadır. Normal koşullar altında haftalık repo ihalesi ile bu işlem yerine getirilmektedir. 2017 yılı ocak ayının ortasında Merkez Bankası haftalık repo ihalelerini kaldırdı. Geç Likidite Penceresinden (GLP) fon kullandırmaya ağırlık vermeye başladı. Kasım ayında ise sadece GLP’yi kullanır oldu. Hâlbuki şimdiye kadar GLP, hesaplarını tutturamayan bankaların gün sonundaki ihtiyacını daha yüksek faiz oranı ile karşılayarak cezalandırıcı bir rol üstlenmekteydi. Aşağıda yer alan grafikte Merkez Bankasının bankalara kullandırdığı fonların faiz oranlarının ağırlıklı ortalaması ile hesaplanan Merkez Bankası faizi yer almaktadır. Bu faiz oranına Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM) denilmektedir. Merkez Bankası faiz oranı %8,28’den %12,75 yükselerek yaklaşık 450 baz puan, başka bir ifade ile %54 oranında artış gösterdi.     


Merkez Bankası neden faiz oranlarını bu ölçüde artırdı? Bu soruya kısaca döviz kurlarını frenleyebilmek için diye cevap verebiliriz. Merkez Bankası yıllardır enflasyon konusunda bir başarı ortaya koyamadı ki bu da temel amacı. Enflasyon üzerinde ise döviz kurları önemli ölçüde etkili. Hatta döviz kurları artış göstermese Merkez Bankası enflasyon hedefine ulaşabilir. Bu konuda Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş beyin ilgili yazısı okunabilir.

Yüksek faiz oranları sıcak para olarak adlandırılan yabancı sermayeyi ülkemize çekerek kurların geri gelmesini sağlayabiliyor. Geçmişte bu durumun örneklerini çok gördük. İsteyen "Faiz Silahını Çekince" ve "Kurda Bir Sonraki Atak" başlıklı yazılarımda bu durumun detaylarına bakabilir.

Burada başka bir soru aklımıza geliyor. Merkez Bankası faiz oranlarını önemli ölçüde artırmasına rağmen neden kurlarda bir gerileme görülmedi? Aslına 2017 yılının ilk çeyreğindeki faiz artışlarından sonra bir geri çekilme yaşandı ancak sonbaharla birlikte kurlar tekrardan yükselişe geçti. Bu soruya daha detaylı cevap aramadan önce aşağıda yer alan grafiğe bir bakalım. Sıcak para olarak değerlendirilen yabancı fonlar temelde devlet borçlanma araçları ve hisse senetlerine giriş yapıyor. Tahvil ve hazine bonolarının (Devlet İç Borçlanma Senetleri, DİBS) taşıdığı yüksek faizler yabancı yatırımcıyı cezbederek fonların ülkemize gelmesini sağlayabiliyor. Merkez Bankasının grafiğinde 2017 yılında bu şekilde 7 milyar doların üzerinde giriş olduğu görülüyor. Yabancı yatırımcılardan BIST hisse senedi piyasasına ise 3 milyar doların üzerinde bir giriş olmuş. Bu grafik de dikkatinizi eylül ayından bu yana olan kısma çekmek istiyorum. Sonbaharla birlikte girişlerin önemli ölçüde yavaşladığı görülmekte. Bu nokta önemli. Bu durumun birkaç nedeni olabilir. Zannımca, FED’in faiz artırması ve bilanço küçültmeye başlamış olması, ülkemizin ise bozulan yurtdışı algısı bu durum üzerinde etkili oldu. Böylece kurların tekrardan yükselişe geçtiğine şahit olduk. Aslında o dönemlerde tahvil faizleri %14 gibi oldukça yüksek seviyelere ulaşmış iken girişlerde artış olmaması düşündürücü. Belli ki sayılan riskler baskın gelmiş. Yıllardır cari açık veren bir ülke olarak yabancı fonlara ihtiyaç duyuyoruz. Şüphesiz yüksek faiz vererek yabancı fonları ülkemize çekmek bir marifet değil ancak doğrudan yatırım yolu ile sağlanan fonlar cari açığı kapatmaya yetmeyebiliyor. Yüksek faiz oranları sıcak parayı çekmeye yararken doğrudan yatırımlar üzerinde o kadar etkili değil. Doğrudan yatırım çekebilmek farklı yeterlilikler gerektiriyor.
  
          
Bu noktada aşağıda yer alan grafiğe de göz atmakta fayda var. Yukarıda yer alan grafikte yabancı yatırımcıların sıcak para olarak getirdiği döviz miktarı yer alırken aşağıdaki grafikte yurtiçi yerleşiklerin döviz tevdiat hesapları yer almakta. Bu grafik yerli yatırımcıların 2017 yılbaşından bu yana yaklaşık 20 milyar dolarlık alım yaptığını gösteriyor. Peki, yerli yatırımcı neden döviz alıyor? Bu sorunun üzerine çok şey söylenebilir. Ancak faiz oranlarının enflasyonu karşılamaya yetmemesi bu durumun önemli nedenlerinden biridir. Yani yerli yatırımcı Türk Lirası ile vadeli mevduat hesabı açtırdığında parası enflasyon kadar artmıyor ve reel olarak kaybediyor. Başka bir ifade ile satın alma gücü beklenenin aksine artmıyor azalıyor. Hal böyle olunca tasarruf sahipleri döviz tevdiat hesaplarına yönelerek kurdaki muhtemel artış sayesinde satın alma güçlerini artırmaya çalışıyor veya tasarruf yapmaktan vazgeçip tüketime yöneliyorlar. Yani %13-14 gibi faiz oranları yabancıyı cezbederken yerli yatırımcının ihtiyacını, yüksek enflasyon altında yaşadığı için karşılamıyor.


Küresel likiditenin görece bol olduğu günleri yaşıyoruz. Ancak gelişmiş ülkelerin faiz artışları ve bilanço küçültmeleri ile bu durum tersine birden dönmese de gelişmekte olan ülkelere fon akışının azalacağı öngörülebilir.

Enflasyon, dünyadaki eğilimin tersine, bizim en önemli ekonomik problemimizdir. Geldiğimiz noktada %12 gibi oldukça yüksek bir seviyelerde. Bu konunun öncelenmesi gerekiyor. Enflasyon bu düzeylerde iken kurların uzun vadede düşmesini beklemek mümkün değil. Sadece yüksek faiz ile kısa dönemde baskılanabilir. Enflasyonu makul düzeye düşürmeden sürdürülebilir büyümenin ve kalkınmanın mümkün olamayacağını da anlamamız gerekiyor. Enflasyon sorunumuzun çözümünü erteleyebiliriz. Bir süre daha yüksek enflasyon ile yaşamayı tercih edebiliriz. Ancak bu tür problemler ne kadar çok ertelenirse, toplum olarak hep birlikte ödenecek faturanın da kabardığını bilmek lazım.

1 yorum:

  1. Enflasyonu düşürmeye calisinca piyasadaki parayi dahada sıkmak gerekiyor hal böyle oluncada
    Bu defa talep düşüyor ve firmalar günü kurtarmaya calisip fiyatlari aşağıya bastirip ayakta kalmaya calisi
    Yorlar yani ticarette durgunluk devletin gelirlerini azaltiyor oysa bizdeki gibi yuzde 12 enflasyon
    Talebi körüklüyor stagflasyonu önlüyor

    YanıtlaSil