google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Dolarizasyon

21 Mart 2017 Salı

Dolarizasyon

Dolarizasyon bir ülkede insanların alışverişlerinde, tasarruflarında, tasarrufların yatırımlara yönlendirilmesinde o ülkenin para biriminden ziyade, yabancı para birimlerini kullandığı sürece verilen addır. Söz konusu işlemlerde insanların yerli para birimine yönelmeleri de ters dolarizasyon olarak adlandırılmaktadır. Dolarizasyon yaşandığı dönemlerde yerli paranın fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremediği görülmektedir. Alışveriş merkezlerinde kiraların döviz cinsinden belirlenmesi, insanların tasarruflarını TL mevduat yerine döviz tevdiat hesaplarında değerlendirmeleri veya dövize endeksli finansal araçlara yatırım yapmaları dolarizasyona örnek olarak verilebilir. Dolarizasyon kavramı sadece Amerikan Dolarını değil, isminden anlaşılanın aksine, diğer yabancı para birimlerini de kapsamaktadır. Dolarizasyon yaşanan dönemlerde genelde makroekonomik istikrarın bozulduğu gözlemlenmektedir. Dolarizasyon süreçlerinde insanlar özelikle satın alma güçlerindeki azalmadan kaçınmaktadırlar.

Küreselleşmenin de etkisiyle ülke ekonomileri arasında etkileşimin artmasına paralel olarak belirli miktarda dövizin kullanılması normaldir. Türkiye’de son yıllarda özel sektörün yurtdışından sağladığı finansman artmıştır. Bu borçların ödenebilmesi amacıyla döviz talebi dolarizasyon olarak değerlendirilemez. Bunun yanında insanların enflasyon, faiz oranları döviz kurları gibi makroekonomik göstergelerde bozulma beklentisi ile dövize yönelmeleri dolarizasyon olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin 1990’lı yıllarda dolarizasyonla tanıştığı söylenebilir. Aşağıda yer alan grafikte TCMB’den sağlanan 1990’lı yıllara ait enflasyon oranları ve Dolar artış oranları bulunmaktadır. Dolarizasyona etki eden en önemli faktörün enflasyon olduğu belirtilebilir. Söz konusu süreçte yıllık enflasyon oranı %79, Dolardaki yıllık artış oranı ise %75’dir. Bu yıllarda insanların satın alma güçlerini kaybetmemek için dolarizasyon sürecine katıldığı belirtilebilir. Söz konusu yıllarda döviz bürolarının kalabalıklığı bile bizlere bu konuda bir bilgi sunmaktaydı. 1994 yılında 5 Nisan Kararları olarak bilinen düzenleme ile devalüasyon yapılmış, ilgili yılda Dolar TL karşısında %166 oranında değer kazanmıştır. 1994 yılında enflasyon oranı ise %125’dir. 1990’lı yıllarda yaşanan dolarizasyonun en önemli sebebi bu dönemdeki yüksek enflasyon oranlarıdır.


Son zamanlarda Türkiye’de dolarizasyon yaşandığına dair yorumlar yapılmaktadır. Acaba bir ülkede belirli bir dönemde dolarizasyon yada ters dolarizasyon yaşandığı nasıl anlaşılır? Şüphesiz birçok değişkene bakılarak bu konuda fikir sahibi olunabilir. Ancak bu konuda bize en önemli bilgiyi döviz tevdiat hesapları vermektedir. Yani bankalarda yabancı para cinsinden açılan hesapları incelemek gerekir. Aşağıda yer alan grafikte TCMB’den elde edilen aylık ortalama Dolar/TL ve BDDK’dan elde edilen verilerle hesapladığım Tevdiat/Toplam Mevduat oranı bulunmaktadır. 2002 sonu itibariyle banka mevduatlarının %57’sini, yabancı paralarla açılmış döviz tevdiat hesapları oluşturmaktadır. Tevdiat hesaplarının oranı 2002’den 2011 yılına kadar düşüş göstermiş, %30’lara kadar gelmiştir. Bu süreçte Türkiye’de ters dolarizasyon yaşandığı görülmektedir. 2002-2011 yılları arasında Dolar 1,50TL (en düşük 1,18TL, en yüksek 1,71TL) civarlarındadır.


2011 yılında sonra Türkiye’de, 1990’lı yılları anımsatan, dolarizasyon süreci başlamıştır. Bu süreçte döviz tevdiat hesaplarının oranı %30’lardan %45’lere kadar çıkmıştır. 2011-2017 döneminde döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı ve Dolar/TL arasında oldukça yüksek bir korelasyon (korelasyon katsayısı 0,92) bulunmaktadır. Yani döviz tevdiat hesaplarındaki değişim ile Dolar/TL’deki değişim arasında güçlü bir birliktelik bulunmaktadır.

Dolarizasyon sürecinin ekonomimize olumsuz yansımaları olmaktadır. Dolayısıyla dolarizasyonun, ters dolarizasyona çevrilmesi ya da mevcut seyrin daha da kötüleşmemesi sağlanmalıdır. Dolarizasyonun çözümü deyince de hemen akla insanları yabancı para kullanımından vazgeçirme ve yerli parayı kullanmaya teşvik etme gelmektedir. Ancak burada insanların nihayetinde ekonomik gerekçeler ile hareket ettiğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir dolayısıyla ona göre düzenlemeler yapılmalıdır. Makroekonomik istikrara odaklanmak ise zannımca bu süreçte yapılabilecek en mantıklı iştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder