google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: FED Faiz Artırırsa Ne Olur?

3 Mart 2017 Cuma

FED Faiz Artırırsa Ne Olur?

FED’in Mart ayında faiz artırma ihtimalinin %60’a çıkmasının da etkisiyle Dolar 3,70 seviyesinin üzerinde işlem görmeye başladı. Ocak ayında 3,95’e kadar yükselip, Şubat ayında 3,55’e kadar geri çekilen Dolar kurunun yukarı yönlü hareketi Dolara olan ilgiyi artırmakta.
Peki FED Mart ayında faiz artırırsa ne olur? Bu durum özelikle gelişmekte olan ülkelerden ABD’ye fon akışını beraberinde getirecek, böylece ülke para birimleri Dolar karşısında değer kaybedebilecektir. Bu günlerde olanda budur aslında. Risk sabit iken sermaye, getirisi yükselen piyasayı tercih eder.
Daha iyi anlayabilmek için bandı biraz geri sarıp bakalım. Aşağıda yer alan grafikte FED faiz oranları yer almakta. FED faiz artışlarına 2003 yılında başlıyor. Faiz oranları Haziran 2006’da 5,25’e kadar çıkıyor. Küresel finans krizi boyunca da faizler 0,25 düzeyinde tutuluyor. Küresel finans krizinin etkilerinin azalması ile birlikte 2015 yılının Aralık ayında faiz artırımları tekrardan başlıyor.  



FED 2006 yılında faiz artışlarını gerçekleştirirken Dolar/TL ne durumda? Onu da aşağıda yer alan grafikte görebiliriz. FED’in faiz artışlarına paralel olarak sermaye ABD’yi tercih ediyor böylece gelişmekte olan ülke para birimleri Dolar karşısında değer kaybediyor. FED faiz oranının zirve yaptığı Mayıs – Haziran döneminde Türkiye’den 11 milyar Dolar civarında para çıkışı gerçekleşiyor ve Türk Lirası yaklaşık %30 oranında değer kaybıyla Dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimi oluyordu.


Soru:              Peki en çok değer kaybı neden Türk Lirasında yaşandı?
Cevap:           Bu durum Türkiye’nin kendi sorunlarından kaynaklıyordu. Nedenleri sıralayalım;

1.      Merkez Bankası Başkanının Atanamaması
TCBM gibi büyük önem arz eden bir kuruma başkan atamasının yapılamaması piyasaları tedirgin ediyordu. Başkan Süreyya Serdengeçti’nin 13 Mart 2006’da görev süresi dolmuştu. Ancak yeni başkan Durmuş Yılmaz 18 Nisan 2006’da göreve başladı.

2.       Beklentilerin Üzerinde Gelen Enflasyon Oranları
Enflasyon oranları beklentilerin üzerinde gerçekleşiyor ve 2006 yılının Haziran ayında çift haneye ulaşıyordu.

3.      Artan Cari İşlemler Açığı
Cari işlemler açığı 2006 yılının Nisan ayında 3.745 milyon Dolar, Mayıs ayında ise 4.035 milyon Dolar olarak gerçekleşmişti. Söz konusu cari işlem açıkları o zaman itibariyle rekor düzeydeydi. Gerçi aylık 4 milyar Dolar cari açık günümüz için de yüksek kabul edilebilir. 

4.      AB Reformlarında Yavaşlama
AB müktesebatına uyum kapsamında hızlı geçen 2004 – 2005 yıllarından sonra bir rehavet seziliyor, bu durum piyasa tarafından olumsuz algılanıyordu.

5.      Sosyal Güvenlik Reformunun Veto Edilmesi
Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin verdiği açıklar kamu borcu üzerinde önemli bir yük oluşturmaktaydı. Bu alanda gerçekleştirilen reformun veto edilmesi finansal piyasalarda olumsuz olarak karşılanmıştı.
 
6.      Danıştay Saldırısı
17 Mayıs 2016 tarihinde Danıştay’a yapılan silahlı saldırı ve buna bağlı olarak ülkede kaos ve kargaşa çıkma ihtimali finansal piyasaları tedirgin etmişti.

Altı başlık altında açıklamaya çalıştığım bu risk faktörlerinden dolayı, FED’in faiz artışlarından en çok Türkiye etkilendi. Dolar 1,30’lardan 1,70’lere çıkarak Türk Lirası karşısında yaklaşık %30 oranında değer kazandı.

Peki sonra ne oldu? Aşağıda yer alan grafikte Merkez Bankası gecelik faiz oranları ve Dolar kuru yer almakta. Merkez Bankası bir buçuk ay gibi kısa bir sürede faiz oranlarını %38 oranında artırdı. Gecelik faiz oranını %22,5’e kadar çıkardı. Faiz artışına paralel olarak ve daha da önemlisi yukarıda belirtiğim risk faktörleri iyi yönetilerek Dolar değer kaybetmeye başladı. 


Özetle; FED’in faiz artışından en fazla kendi içinde önemli sorunlar yaşayan Türkiye etkileniyor. Doların artışını durdurabilmek için faizler arttırılıyor, kendimizden kaynaklı risklerin iyi yönetilmesi ile birlikte Dolar kuru düşüş gösteriyor. 2006 yılında olan budur. Aslında hesap basit riskiniz yüksek ise faizleri artırmak zorunda kalıyorsunuz, risklerinizi iyi yönetirseniz faizleri düşürme imkânına kavuşabiliyorsunuz.

Peki 2006 yılının bugünle bir ilgisi var mı? Her dönemin kendine ait dinamikleri olsa da bence var. Yaşananlardan ders çıkarabiliriz. FED’in faiz artışları tekrardan gündemde ve Türk Lirası Dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimi oluyor. Amerikan başkanlık seçiminden bu yana, Trump’ın politikalarından en fazla etkilenmesi beklenen Meksika Pezosu %9 oranında değer kaybederken, Türk Lirası %15 oranında değer kaybediyor. Bu durum kendi iç sorunlarımıza işaret ediyor. Trump’dan bu yana Merkez Bankası ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini %7,79’dan 10,42’ye çıkararak faizi %34 oranında arttırmış oldu. Bu oldukça yüksek bir oran. Ancak piyasanın bunu yeterli bulup bulmayacağı da belirsiz. 2006 yılındaki gibi faiz oranlarını yüksek tutarak, daha da önemlisi kendimizden kaynaklı riskleri iyi yöneterek Doları makul seviyelere çekebileceğimizi düşünüyorum.  


2 yorum: