google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Kredi Notu Nasıl Okunmalı?

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Kredi Notu Nasıl Okunmalı?

Bu yazımda kredi derecelendirme kuruluşları tarafından ülkelere verilen notları nasıl değerlendirmemiz gerektiğini açıklamaya çalışacağım. Son yıllarda en çok tartışılan kurumların başında, kredi derecelendirme kuruluşları geliyor. Bunun bazı nedenleri var. 2008’de baş gösteren küresel finans krizini öngörmede başarısız olmaları ve kriz ile birlikte zor duruma düşen ekonomilerin notlarını düşürmede isteksiz davranmaları bu nedenlerin başında yer alıyor. Krizden doğrudan etkilenen bazı ülkelerin notu, kriz başladığında en üst düzeyde idi ve kredi derecelendirme kuruluşları en fazla eleştiriyi o dönemde aldı. Aynı zamanda benzer ekonomik güce sahip olan ekonomileri farklı notlar ile değerlendirebildikleri yönünde bir algı söz konusu, özellikle de kredi notunun düşürüldüğü zamanlarda… Ancak bu algıya sahip olanların bunu ispat etmesi pek de kolay değil. Zira birçok ekonomik faktörün yanında sosyal ve siyasal açıdan da ülkeler değerlendirilerek notlandırılıyorlar. Örneğin Türkiye ile bir ülkenin aynı büyüklüğe, aynı nüfusa, benzer ekonomik özeliklere sahip olduğunu düşünüp, bu ülkelerin aynı nota sahip olmaları gerektiğini düşünebilirsiniz. Ancak kredi derecelendirme faaliyeti çok daha kapsamlı bir çaba ile yerine getiriliyor. Hal böyle olduğu için de çok su götüren bir yanı var ve istendiği zaman bu durum herkesin kendi lehine yorumlayabildiği bir şekilde ortaya çıkabiliyor.

Bir diğer konu, ülkelerin kredi derecelendirme kuruluşlarından değerlendirilip değerlendirilmeme yönünde bir taleplerinin olup olmaması. Kredi derecelendirme kuruluşları ülkeleri onlar istediği için değerlendirebildikleri gibi, ülkeler talep etmese de, kendi yatırımcıları için de değerlendirebiliyorlar. Yani kötü not verdiğini düşündüğünüz bir derecelendirme kuruluşuna “beni derecelendirme, not verme kardeşim” diye çıkıştığınızda, biz bu derecelendirmeyi kendi yatırımcılarımız için yapıyoruz cevabını alıyorsunuz. Yani kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarından kaçış yok.

Öyleyse kendi kredi derecelendirme kuruluşumuzu kuralım. Pek tabii bu mümkün. Böyle bir kurumu kendiniz ya da birkaç ülkeyle birlikte kurabilirsiniz. Aynı zamanda bu kuruluşun kendi ülkenize daha yüksek not vermesini de belki sağlayabilirsiniz. Ancak kredi itibar anlamına da gelmektedir. Yani sizin kurumunuzun verdiği yüksek notu dikkate alıp, yabancı yatırımcı ülkenize gelir mi? Kredi derecelendirme kuruluşları bir ülkeye her zaman aynı notu vermiyorlar. Yani bir kurum daha yüksek, diğeri daha düşük bir not verebiliyor aynı ülkeye. Bu durumda kendi kurumunuzun verdiği not da bu şekilde değerlendirilebilir belki ama belli ölçülerde.

Son olarak da kredi derecelendirme notunuzu dikkate alıp almamanın ne anlam ifade ettiğini değerlendirelim. Bazen kredi derecelendirme kuruluşlarına, verdiği notlara kızarak bu notları dikkate almadığınızı ifade edebilirsiniz. Ancak yabancı yatırımcılar, dünya üzerindeki ülkeleri kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlara ve onların hazırladıkları raporlara bakarak izliyor, yatırımlarına buna göre yön veriyorlar. Türkiye ise cari açık veren başka bir ifade ile yabancı yatırıma ihtiyaç duyan bir ülke. Bu açığın geçmişte 70 milyar Doları aştığı görüldü. Günümüzde de 30 milyar Doların üzerinde. Yani her yıl bu düzeyde bir parayı ülkemize çekmemiz gerekiyor. Çekmezsek ne olur? Döviz kurlarının çok daha yüksek seviyelere çıkması demektir bu. Yenilerde yaşanan sıkıntımız malum. Doların 3,50 TL’yi aşması ile birlikte başta enflasyon olmak üzere birçok ekonomik problem karşımıza çıkageldi.

Kredi notunun düşük olması o ülkenin riskinin yüksek olduğu anlamına geliyor. Risk yüksek iken fon talep ediyorsanız, doğal olarak yüksek maliyet karşınıza çıkıyor. Son yıllarda Türkiye’nin içine düştüğü durum da buna bir örnek. Hem kamu, hem de özel şirketler yurtdışı borçlanmalarını daha yüksek faiz oranları ile gerçekleştiriyorlar. Kredi notlarımız düşük kalmaya devam ederse, maalesef bundan sonraki aşama borçların tamamının yenilenememesi. Şimdilik yüksek faizle de olsa borçlar yenilenebiliyor. Kredi notumuz yatırım yapılabilir düzeye çıktığı dönemlerde ise borçlarımızı hem düşük faiz ile hem de borcumuzu daha yüksek tutarlar ile yenileyebiliyorduk. Yani bu borçlanmalardan ilave likidite sağlıyorduk. Anlamak istersek, işin matematiği aslında basit.

Cari fazla veren bir ülke haline gelsek bu konuları çok farklı bir pencereden konuşuruz. Ancak o da yapısal reformlar ile ve uzun vadede mümkün. Öyle ya da böyle, kredi derecelendirme kurumlarını bazı açılardan eleştirsek de, kredi notumuzu geçmişte yatırım yapılabilir düzeye çıkaran kurumların da bu kurumlar olduğunu dikkate almalı, oyunu kuralına göre oynayarak kredi notumuzun artması için çaba sarf etmeli, bize bir şey olmaz mantığı ile hareket etmemeliyiz. 

Sonraki yazımda Standart & Poor’s tarafından ülkemiz için yapılan son değerlendirmeyi ele alacağım. 

Son söz: İğneyi kendine batırmak, sanıldığından daha yararlı olabilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme