25 Mart 2017 Cumartesi

Amerika Krizle Vedalaşırken

Önceki yazımda Fed’in küresel finans krizi boyunca ne tür adımlar attığına değinmiştim. Fed bu süreçte bir taraftan faiz oranını tarihi düşük seviyelere çekerek ekonomiyi canlandırmaya çalıştı diğer taraftan da yine tarihe geçecek boyutta bir parasal genişlemeye imza attı. Fed bilançosunu 800 milyar Dolar düzeyinden 4,5 trilyon Dolara kadar çıkardı. Böylece piyasaların likidite sıkıntılarını gidermeye çalıştı.

Fed Aralık 2015’te faiz artışlarına başladı ancak görece yavaş davranıyor ve yürüttüğü sağlıklı iletişim politikası sayesinde faiz artışlarına piyasaları hazırlıyor böylece gereksiz volatiliteyi de önlemeyi başarabiliyor. Şimdi ise Fed’in bilanço kompozisyonu gündemde. Piyasadan kamuya ait tahvilleri ve mortgage tabanlı menkul kıymetleri satın alarak piyasalara sundukları devasa likitideyi aynı işlemin tersi ile çekmeye başlayabileceklerine dair açıklamalar yapmaktalar. Bu ise özellikle gelişmekte olan ülkeleri faiz artışlarına nazaran daha fazla etkileyeceğe benziyor.

Fed faiz artışlarına neden başladı ve şimdi de bilanço kompozisyonu neden gündemde? Fed’in bu kararları alırken yakından takip ettiği ekonomik göstergeleri inceleyerek konuyu anlamaya çalışalım. Söz konusu göstergeleri FRED’den temin ettim.

Aşağıda yer alan grafikte yıllık enflasyon oranları yer almakta. Kriz öncesi %5,6 gibi oldukça yüksek bir enflasyon oranı söz konusu iken bu oran krizin etkisi ile 2008 yılının son çeyreğinde keskin düşüşler göstermeye başlıyor. Yıllık enflasyon oranları 2009 yılının Temmuz ayında %-2,1’e kadar düşüyor. Yani Amerikan ekonomisinde deflasyon baş gösteriyor. Başka bir ifade ile fiyatlar genel düzeyinde azalışlar görülmeye başlıyor. Küresel finans krizi Amerika'da olduğu gibi diğer gelişmiş ülkelerde de deflasyon riski doğurmuştur. Merkez bankaları %2 gibi makul sayılabilecek bir enflasyon için talebi canlandırma adına piyasalara bol miktarda likidite sunmuş ve faiz oranlarını tarihi düşük seviyelere çekmişlerdir.


1990’lı yıllarda ortalamada yaklaşık %80 olan enflasyon oranı ile yaşamış, şimdilerde ise %10'u aşan oldukça yüksek enflasyon oranımızla bizler, gelişmiş ülkelerin enflasyonu yükseltmek adına ortaya koymuş olduğu çabaları anlamakta zorlanabiliriz. Ancak durum böyledir. Küresel finans krizi deflasyon riski doğurmuş ve merkez bankaları para politikası araçlarını enflasyon oluşturmak için kullanmışlardır. ABD’de yıllık enflasyon oranı son olarak %2,7’e kadar çıkmıştır. Fed %2 civarında dalgalanan bir enflasyon oranına sahip olmayı yeterli bulmaktadır.     
  
Aşağıda yer alan grafikte işsizlik oranları yer almaktadır. İşsizlikte de keskin artışlar 2008 yılının son çeyreğinde başlıyor. Bu artışlar 2009 yılında devam ediyor ve Ekim ayında en yüksek seviye olan %10’a kadar çıkıyor. Şimdilerde ise işsizlik oranı kademeli olarak azalmış küresel finans krizi öncesi düzeylerini yakalamıştır. Açıklanan son işsizlik oranı Şubat 2017’de %4,7’dir. Bu düzeyler Amerika için doğal işsizlik oranı olarak kabul edilebilir. İşsizlik oranlarında ekonomik büyümeye bağlı olarak bir miktar daha düşüş söz konusu olabilir.


Son olarak gayri safi yurtiçi hasılanın büyüme oranlarına ve kişi başına düşen GSYH’nin seyrine bakalım. ABD 2008 yılının son çeyreğinde %8,2 oranında küçülmüş ve 2008 yılının tamamını %2,7 oranında küçülme ile tamamlamıştır. 2009’un ilk çeyreğinde de %5,4’lük bir küçülme söz konusudur. 2009 yılını az da olsa negatif büyüme ile kapatmıştır. Sonraki yıllardaki ortalama büyüme oranı ise %2,1. ABD’nin 2017 yılında da %2,25 oranında büyümesi tahmin ediliyor. ABD gibi büyük bir ekonomi için %2-%3 büyüme oranı başarı olarak kabul edilebiliyor.


 Aşağıda yer alan grafikte de kişi başına düşen GSYH bulunmaktadır. Küresel finans krizi öncesinde 49.500 Dolar düzeyinde bulunan kişi başına GSYH 2009 yılında 46.700 Dolara kadar gerilemiştir. Sonraki yıllarsa ise istikrarlı bir şekilde artan kişi başına GSYH, 51.800 Dolara kadar çıkmıştır.


Özetle; ABD’de baş gösteren küresel finans krizinin Amerikan ekonomisi üzerinde ciddi etkileri olmuş, ancak ABD krizden güçlenerek çıkabilmeyi başarmıştır. Enflasyonu yükseltebilmiş (bize biraz tuhaf gelebilir), işsizlik oranını kriz öncesi seviyelere çekebilmiştir. Ekonomiyi son yedi yıldır büyütmeyi başarmış kişi başına düşen GSYH’yi kriz öncesi dönemin çok daha üzerine çıkarmışlardır.

Küresel finans krizi daha sonra Avrupa Birliği borç krizine dönüşmüş ancak AB ülkeleri ABD kadar yol alamamışlardır. Küresel finans krizinin Türkiye’ye olan etkilerini de sonraki yazımda değerlendirmeye çalışayım.

8 yorum:

  1. Hocam elinize sağlık... Harika bir özet

    YanıtlaSil
  2. Deflasyon kötü birşey mi ? Talep düşüklüğünden mi kaynaklanıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Küresel finans krizinde talep daralması temel faktör oldu.

      Sil
  3. Genel hatlarıyla durumun özeti teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. Cok güzel bir analiz olmuş ancak kriz döneminde abd nin borclari nereden nereye gelmis gsmh gore ben onu goremedim bu kadar para basiliyor enflasyon olmuyor buda cok ilginc rezevr para oldugu icinmi acaba dunya gsmh sindaki oran olarak kaybi ne kadar olmuş

    YanıtlaSil