google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Finansal Yönetim
Finansal Yönetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finansal Yönetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2020 Pazartesi

1 TL’nin Şimdiki Değer Tablosu Nasıl Kullanılır?


1 TL’nin şimdiki değer tablosunda yatay eksende dönem veya yıl sayısı, dikey eksende faiz oranı yer alır. 1 TL’nin şimdiki değer tablosundan bir değer üzerinde bu tablonun nasıl kullanılacağını açıklayalım.


Aşağıda yer alan 1 TL’nin şimdiki değer tablosunda sarı arka plan ile belirtilen 0,89 değerini ele alalım. Bu sayı 2 yıl ile 0,06’nın (%6 faiz oranının) kesiştiği yerde bulunmaktadır. Bu 2 yıl sonraki 1 TL’nin şimdiki değerinin 0,89 TL başka bir ifade ile 89 kuruş olduğu anlamına gelmektedir. Şayet biz 2 yıl sonraki 1 TL’nin değil de örneğin 2.000 TL’nin şimdiki değerinin bulmak istiyorsak, yapmamız gereken 2.000 TL ile 0,89’u çarpmaktır. Bu çarpım işlemini yaptığımızda 2 yıl sonraki 2.000 TL’nin şimdiki değerinin 1.780 TL olduğunu buluruz.




        Bu işlemi şimdiki değer formülü ile de gerçekleştirebiliriz. Gelecekteki bir değerin şimdiki değerini bulma işlemine iskontolama adı verilmektedir. Dolayısıyla gelecekteki bir değerin şimdiki değerini bulunurken kullanılan faz oranı iskonto oranı olarak da adlandırılabilir. Aşağıda yer alan şimdiki değer formülünde görüleceği üzere, gelecekteki bir değerin şimdiki değerini bulmak için gelecek değer 1+ faiz / iskonto oranı üzeri yıl / dönem sayısına bölünür.  

        
Örneğimizi bu formül yardımı ile çözdüğümüzde de aynı sonuca ulaşırız. 1 TL’nin şimdiki değer tablosu bu işlemi daha hızlı yapmamıza imkân tanımaktadır. Aşağıda yer alan zaman çizelgesinde de çözmüş olduğumuz sorunun gösterimi bulunmaktadır. Zaman çizelgesindeki “0” değeri bugünü, şimdiki zamanı temsil etmektedir. Zaman çizelgesinden görüleceği üzere 2 yıl sonraki 1TL’nin şimdiki değeri 0,89TL, 2 yıl sonraki 2.000 TL’nin şimdiki değeri de 1.780TL’dir.



        1 TL’nin şimdiki değer tablosundan bir örnek daha çözelim. Bu sefer 3 yıl sonraki 1TL’nin %5 iskonto oranı ile şimdiki değerini bulalım. Bunun için 1 TL’nin şimdiki değer tablosunda 3 yıl ile %5 iskonto oranının kesiştiği yere bakmamız gerekecek. Bulduğumuz değer 0,864. Yani bu da 3 yıl sonraki 1 TL’nin şimdiki değerinin 0,864TL, başka bir ifade ile 86,4 kuruş olduğu anlamına geliyor. 1 TL’nin değil de örneğin 3 yıl sonraki 14.000 TL’nin şimdiki değerini bulmak istersem, 14.000 ile 0,864’ü çarpmam gerekecek. Böylece 12.096 TL’ye ulaşacağım.   




        Bu soruyu şimdiki değer formülü ile de çözebiliriz. Aşağıda yer alan formülle çözüm yapıldığında da 12.094 sonucuna ulaşıyoruz. Sonuçların yaklaşık çıkmasının nedeni tabloda virgülden sonra 3 hane alınmış olmasından kaynaklanmaktadır. Görüleceği üzere 1 TL tabloları bizim sonuca daha hızlı ulaşmamızı sağlamaktadır.

28 Şubat 2019 Perşembe

Finansal Yönetim Dersi


Finansal yönetim finans alanının temel dersidir. Bu ders başta işletme bölümü olmak üzere iktisadi ve idari bilimler fakültelerinde, uygulamalı bilimler yüksekokullarında, meslek yüksekokullarında ve mühendislik fakültelerinde okutulmaktadır. Kamu personeli seçme sınavının işletme ve muhasebe testlerinde finans sorularına yer verilmektedir. Sermaye piyasası kurulu lisanslama sınavlarında ise finansal yönetim başlı başına bir test olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu dersin içeriğini aşağıdaki belirtilen konular oluşturmaktadır;
Finansal yönetimin temel kavramları
Finansal analiz ve planlama
Finansal değerleme ve varlık fiyatları
Dönen varlıklar yönetimi
Sermaye bütçelemesi
Sermaye maliyeti ve optimal sermaye yapısı
Fon kaynakları
Özel finansal konular

Bu dersi almadan önce temel muhasebe bilgisine sahip olmak avantaj sağlayacaktır. Ancak bu ders temel finans dersi olduğundan temel muhasebe bilgisi bu ders içerisinde de öğrenilebilir. Finansal yönetim dersini bu dersi alan veya ilgili sınavlara hazırlanan kişilerin dışında finansa ilgi duyanların, tasarruflarını bankada veya hisse senedi piyasasında değerlendirmek isteyen kişilerin de öğrenmesi önem arz etmektedir. Günümüzde öğrenme materyallerine ulaşmak çok daha kolay hale gelmiştir. Yeter ki insanlar finans bilgisini artırmak istesinler. Finansal okuryazarlık düzeyindeki artışın insanlara doğrudan katkısı bulunmaktadır. Bütçelerini sağlıklı yönetebilmekte yatırımlarında da daha yüksek verim alabilmektedirler. Finansal okuryazarlık düzeyindeki artışın faydası sadece ilgili kişilerle sınırlı kalmamakta doğru kararların alınması ülke ekonomisinin kalkınmasına da katkı sağlamaktadır.

23 Temmuz 2017 Pazar

Fon Alışverişinden Önce Ne Yapılabilir?

Finansal piyasalar fon fazlalığı olanlar ile fona ihtiyaç duyanları bir araya getirir. Böylece karşılıklı ihtiyaçlar giderilmiş olur. Fon açığı olan fona ulaşmanın karşılığında bir bedel ödemeye razıdır. Fon fazlalığı olan ise belirli bir getiri karşılığında tasarrufunu başkasına kullandırmaya. Karşılıklı bu alışveriş temelde iki tür ilişki doğurur.

1.      Borçlanma: Fona ihtiyacı olan fon fazlası olandan borçlanır. Bu ilişkide paranın kullanıp hakkını devralan kişi, vade geldiğinde anaparanın üzerine paranın kirası olarak faiz ödemesinde bulunur.

2.      Ortaklık: Bu durumda tasarruf sahibi parasını ilgili firmaya ortak olma karşılığında kullandırmaktadır.

Peki fona ihtiyaç duyanlar söz konusu yollara başvurmadan önce neler yapabilirler?
           
1.      Firmalar çeşitli amaçlar ile kasasında ve banka hesaplarında bir miktar para bulundururlar. Fona ihtiyaç duyulduğunda kasa ve banka hesapları kullanılarak fon ihtiyacı giderilebilir. Böylece firmanın kasa ve banka hesabında bir azalma meydana gelir. Fon ihtiyacı bu şekilde karşılandığında nakit rezervlerinin azalır ve firmanın riski artar.

2.      Firmalar gelir sağlamak amacıyla devletin ya da başka işletmelerin ihraç etmiş olduğu menkul kıymetlere de yatırım yaparlar. Örneğin devlet tahvili veya şirket tahvili satın alır karşılığında faiz geliri elde ederler, hisse senedi satın alıp sermaye kazancı ve kar payı elde edebilirler. Fona ihtiyaç duyan firmalar daha önce satın aldığı menkul kıymetleri satarak fon ihtiyaçlarını giderebilirler. 1990’lı yıllarda devlet tahvillerinin faiz oranları ve hisse senedi getirileri çok yüksek olduğu için firmaların ana faaliyeti olarak göremeyeceğimiz menkul kıymet yatırımlarından önemli kazançlar sağladıklarını söyleyebiliriz. 2000’li yıllarda kamunun azalan borçlanma ihtiyacı ve düşen faiz oranlarıyla birlikte firmaların menkul kıymet yatırımlarından elde ettiği kazançların azaldığı da yine belirtilebilir.
Firmalar daha önce ihraç etmiş oldukları kendi hisse senetlerini de alıp satabilirler. Hisse senedi fiyatının değerinin altında olduğunu düşündüklerinde satın alır aksi durumda da satarak kazanç sağlamaya çalışırlar. Firmalar fon ihtiyacını karşılamak için geçici yatırım amacıyla satın almış oldukları kendi hisse senetlerini de satabilirler.

3.      Fona ihtiyaç duyan firmalar sabit varlıklarını satarak küçülme yoluna gidebilirler. Böylece fon ihtiyacı karşılanmış olur. Ancak bu seçecek önemli riskleri de beraberinde getirir. Sabit varlıkların satışı firmanın üretim kapasitesini azaltarak ilerleyen dönemlerde firmanın varlığını tehdit eder hale gelebilir. Dolayısıyla bu seçeneğe başvurulacağı zaman satılacak varlıkların üretim kapasitesine olan etkisi iyi değerlendirilmelidir. Bu risk alınmak istenmiyorsa da leasing yolu ile sabit varlıklar satılıp tekrar kiralanabilir. Böylece hem fona ulaşılmış hem de üretim kapasitesi azalmamış olur.  

Bu yollar ile fon ihtiyacının tamamını karşılayamayan firmalar bono, tahvil, hisse senedi gibi menkul kıymetler ihraç ederek veya başta bankalar olmak üzere finansal kuruluşlardan kredi kullanarak fon ihtiyaçlarını giderirler.

Firmalar sürekli fona ihtiyaç duymazlar. Dönem dönem fon fazlalıkları da söz konusu olur. Bu durumda da yukarıda maddeler halinde anlatılanların tam tersi yapılarak fon fazlalıkları değerlendirilir. Yani;

1.      Kasa ve banka hesaplarında tutulan para miktarı artırılabilir. Bu durum firmanın likiditesinin artması anlamına gelir ve firmaya bir takım avantajlar sağlar.

2.      Menkul kıymet yatırımlarını artırabilirler. Yine vadeli satış koşullarını esneterek alacaklara ve stoklara yatırım yapabilirler.  

3.      Daha önce karlılıklarını görece düşük buldukları için gerçekleştirmedikleri projelere yatırım yapılabilir. Böylece firmalar sabit yatırımlarını artırmış olurlar.

Finansal sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesi ve fon fazlası olanlar ile fona ihtiyacı olanların uygun koşullarda alışverişlerini gerçekleştirmeleri hem firmalar hem de ekonominin tamamı için önem arz etmektedir. 

20 Temmuz 2017 Perşembe

Firmalar Fona Hangi Nedenlerle İhtiyaç Duyar?

Önceki yazımda finansal piyasalarda tasarrufların fon açığı olanlara nasıl yönlendirildiğini ele almıştım. Bu yazımda da firmaların fona neden ihtiyaç duyduklarını ele alacağım. Söz konusu nedenler 3 başlık altında toplanabilir.
           
-          Yatırımlarını finanse etmek için

Firmalar rekabet ortamında ayakta kalabilmek veya daha iyi seviyelere ulaşmak için yeni projeler ile büyümek isteyebilirler. Bu durumda mevcut fonları yeterli gelmezse, finansal piyasalardan fon talebinde bulunurlar.

-          Sermaye yapısını değiştirmek için

Sermaye yapısı firmaların fon kaynaklarını temsil eder. Firmaların fon kaynakları da temelde ikiye ayrılır; Borç ve Özkaynak. Firmalarda borç ve özkaynak dengesi önemlidir. Yeni kurulmuş firmalarda özkaynak ağırlıklıdır. Özkaynağın ağırlıklı olduğu finansman şeklinde finansman maliyeti genellikle yüksektir ve borcun kaldıraç etkisinden yararlanamama gibi bir dezavantaja sahiptir.

Borcun ağırlığının fazla olduğu bir finansman şeklinde ise firmanın riski yüksektir. Karşılaşılabilecek zorlu bir ekonomik ortamda firma borcunu çevirmekte zorlanabilir hatta firmanın iflası dahi gündeme gelebilir. Bu sebeplerden dolayı yöneticiler borç ve özkaynak dengesine önem verirler. Örneğin firma yüksek karlılığa ulaşmış, elde edilen karın bir kısmı ortaklara dağıtılmış bir kısmı için ise otofinansmana gidilmiş yani kar özkaynağa eklenerek özkaynak artmış olsun. Böylece firmanın finansmanında özkaynağın payı artmış demektir. Dolayısıyla yöneticiler ilave borçlanma yapma imkânına kavuştuğunu düşünerek yeni projelere girişebilirler. Böylece firma büyürken hem özkaynak hem de borç arttığı için finansman yapısı değişmemiş olur. Tersi bir durumda söz konusu olabilir. Örneğin firmalar aşırı borçlanma sonucunda veya bazı borçların ödenememesiyle veya zarar edip özkaynağın azalmasıyla finansman yapısında borcun oranı artarak, firmanın riskini artırmıştır. Bu durumda borcu azaltma imkânı sınırlı olan firmalar özkaynağı artırarak finansman yapısından kaynaklı riski azaltmak isteyebilirler. Bu durumda özkaynağı artırmak gerekir. Özkaynak gerek eski ortakları sermaye artışına davetle, gerekse firmaya yeni ortak kazandırmak yoluyla gerçekleştirilebilir. Gerçi böyle bir durumda firmaya yeni ortak bulmak zor olabilir ve genellikle eski ortaklara başvurularak sermaye artışı gerçekleştirilir.

-          Çalışma (işletme) sermayesi gereksinimi için

Firmaların sahip oldukları nakit, kısa vadeli kazanç sağlama amacıyla satın alınmış olan devletin veya başka firmaların ihraç etmiş olduğu menkul kıymetler, bir yıl içinde nakde dönüşebilecek olan alacaklar ve stoklar çalışma sermayesini oluşturur. Firmalar çalışma sermayesi ile günlük faaliyetlerini devam ettirir ve vadesi gelen borçlarını öder. Çalışma sermayenin yönetiminde yapılan hatalar, örneğin vadesi gelen bir borcun ödenememesi ilave faiz giderlerine yol açabilir hatta kartopu misali durum altından kalkılamaz bir hal de alabilir. Firmaların önemli bir kısmı zarar ettikleri için değil bu riskleri iyi yönetemedikleri için iflas eder.

Çalışma sermayesine gereğinden fazla yatırım yapmak, fazla nakit veya menkul kıymet bulundurmak alacak ve stokların düzeyini artırmak fırsat maliyeti oluşturarak, firmanın karlılığını olumsuz şekilde etkiler. Yani fonları karlılığı daha yüksek olan alanlara yönlendirmek yerine nakit veya banka hesabında tutmak elde edilebilecek olan kazançtan vazgeçmek demektir. Şüphesiz bu durum karlılığı olumsuz etkiler. Ancak sunmuş olduğu rahatlık firmaya başka avantajlar sağlayabilir. Örneğin 800 milyar Doları aşan dünyanın en yüksek piyasa değerine sahip olan Apple firması, yüksek nakit değerleri ile ön plana çıkmaktadır. Böyle bir durumdan firma karlılığı bir miktar olumsuz etkilenebilir ancak bu durumun firmaya sunmuş olduğu rahatlık nedeniyle hisse senedi fiyatları artabilmekte ve söz konusu dezavantajı fazlasıyla ortadan kaldırabilmektedir. Yapılan çalışmalar Türkiye'de faaliyet gösteren büyük firmaların da teorik olarak bulundurulması gerekenden daha fazla nakit değer bulundurduğunu göstermektedir.

Çalışma sermayesine gereğinde az yatırım yapılması halinde ise bu durumdan karlılık bir miktar olumlu etkilenebilir. Ancak firmanın riski de artmış demektir. Firma yöneticileri çalışma sermayesinin düzeyini sürekli olarak kontrol ederler. Burada firmanın kısa vadeli borçları ile bir karşılaştırma da sürekli yapılır. Çünkü vadesi genel borçların aksatılmaması firma için çok önemlidir.

Firma yöneticileri buradaki riski yönetirken kısa vadeli borçları uzun vadeye çevirmeye veya kısa vadeli borçların borçlar içindeki oranını azaltmaya çalışabilirler. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde uzun vadeli fona ulaşmanın zor olduğu firmaların genellikle bir yıla kadar olan vadelerde borçlanabildiğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Yine alacak ve stoklara gereğinden fazla yatırım yapılmış ise onlar eritilerek elde edilen fonlar ilave yatırımlara veya borç düzeyinin azaltılmasında kullanılabilir. 
Görüleceği üzere firmalar çeşitli amaçlarla fona ihtiyaç duyarlar. Finansal piyasaların istikrarı fonlara uygun koşullarda ulaşabilmeyi beraberinde getirir. Böylece firmaların kendilerine dolayısıyla da ekonomiye katkıları daha büyük olur.

4 Nisan 2017 Salı

İşletmelerde Para Akışı

Herhangi bir alanda mal ya da hizmet üretebilmek için çeşitli varlıklara ihtiyaç duyulur. Söz konusu varlıkları temin edebilmek için de paraya… Aşağıda yer alan grafik, işletmelerin paraya nasıl ulaştıklarını ve onu nasıl değerlendirdiklerini gösteriyor.

                                                                                                                  
1.      İşletmeler parayı temelde iki kaynaktan temin eder. Bunlardan ilki ortaklardan sağlanan özkaynak, ikincisi de çevreden, satıcılardan, bankalardan temin edilen borçlar olmaktadır. İşletmelerin kuruluşunda genelde ağırlıklı olarak özkaynak kullanılmaktadır. Kuruluş aşamasında işletmelerin borçlanma imkânları kısıtlıdır.

2.      Temin edilen para bu aşamada çeşitli varlıklara yatırılmaktadır. Böylece mal ya da hizmet üretimi mümkün hale gelmiş olmaktadır. Doğrudan üretimle alakalı olmayan alanlarda da para kullanılabilmektedir. Günlük faaliyetleri devam ettirebilmek için bir miktar para kasada ve/veya banka hesaplarında tutulabilir. Hatta devlet veya başka işletmeler tarafından ihraç edilen tahvil ve başka işletmeler tarafında ihraç edilen hisse senetlerine de geçici yatırım amacıyla bir miktar para ayrılabilir.

3.      Bu aşamada işletmeler gerçekleştirdikleri yatırımlardan para girişi sağlarlar. Bu para girişi üretilen bir ürünün satışından elde edilebileceği gibi, daha önce açılan banka hesaplarından ve/veya satın alınan menkul kıymetlerden sağlanan faiz, kar payı veya sermaye kazancı şeklinde de olabilir. İşletmelerin olağan faaliyetlerinden gelir elde etmeleri esastır. Ancak makro ekonomik dengenin bozulduğu faiz oranlarının oldukça yüksek seviyelerde bulunduğu dönemlerde, özellikle büyük işletmeler menkul kıymet yatırımlarından da oldukça yüksek gelirler elde edebilmektedir. Türkiye’de 1990’lı yıllar bu duruma güzel bir örnek oluşturmaktadır. O yıllarda işletmeler kamu kâğıtlarına yatırım yaparak başka bir ifade ile devlete borç vererek oldukça yüksek faiz gelirleri elde etmişlerdir. Aynı yıllarda hisse senedi piyasasından da çok yüksek kazançlar sağlanmıştır. Bu tür dönemler, işletmelerin asıl faaliyetlerine verdikleri önemi azaltmalarına yol açmakta ve onları piyasa hareketlerine daha fazla odaklanmaya itmektedir.

İşletmeler elde edilen parayı iki şekilde değerlendirir. Bir kısmı yatırımcılara ödenmekte, bir kısmı da işletmede alıkonulmaktadır.

4.      Bu aşamada işletmeye borç vererek yatırım yapanlara faiz, işletmeye özkaynak sunan yatırımcılara da kar payı (temettü) ödemesi yapılmaktadır.

5.      Elde edilen paranın bir kısmı da sonraki yatırımlarda kullanılmak üzere işletmede alıkonmaktadır. Bu duruma otofinansman adı verilmektedir. Görece küçük yeni kurulmuş işletmeler 4. Aşamada sadece faiz ödemelerinin yapmakta ortaklara kar payı dağıtmayı pek tercih etmemektedirler. Büyüme ihtiyacını karşılayabilmek için otofinansmana başvurmaktadırlar. Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında hisse senetleri işlem gören 400’ün üzerinde işletmeden, düzenli olarak kar payı dağıtanların sayısı 50’yi bulmamaktadır. Bu durum;
-          İşletmelerimizin büyüme ihtiyaçlarının fazla olduğunu,
-          Hisse senetlerinin fiyat artışından sağlanan sermaye kazancının önemli büyüklükte olduğunu,
-          Aynı zamanda Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olduğunu göstermektedir.


İşletmeler borçlarının anapara ve faiz ödemelerini, yine ortaklara ödenecek olan kar payının tutar ve zamanını planlayabilirler. Yani para çıkışlarının zamanını ve tutarını öngörmek mümkün olabilir. Ancak para girişlerinin büyüklüğünü ve zamanını öngörmek oldukça zordur. Dolayısıyla işletmelerde para akışı riskli bir süreçtir. İşletmelerin yatırımlarından sağladığı para girişlerinin, yatırımlarını gerçekleştirebilmek için sağladığı kaynaklara yapılacak ödemelerden fazla olması işletmenin yaşamını devam ettirebilmesinde büyük öneme sahiptir.

10 Mart 2017 Cuma

Türkiye'de Faiz, Enflasyon ve Reel Faiz Oranları

Mevduat bankalarında açılan vadeli hesaplar belirli bir dönem sonunda faiz getirisi sunmaktadır. Vade boyunca gerçekleşen enflasyon oranı ise söz konusu kazancın satın alma gücünü azaltmaktadır. Elde edilen getiriyi enflasyon oranından arındırdığımızda satın alma gücümüzdeki gerçek azalış veya artışı başka bir ifade ile reel faizi buluruz.

Reel faiz oranı aşağıda belirtilen formül yardımıyla hesaplanır.

Reel Faiz Oranı = [( 1 + Nominal Faiz Oranı) / ( 1 + Enflasyon Oranı)] - 1

Aşağıda yer alan tablodan Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumundan sağlanan veriler ile yaklaşık 18 yıllık reel faiz oranları hesaplanmıştır. Burada yılbaşlarında bankalarda bir yıl vadeli hesap açıldığı varsayılmıştır. Bankalarca açılan mevduatlara uygulanan ağırlıklı ortalama faiz oranları nominal faiz oranı sütununda yer almaktadır. Nominal faiz oranından stopaj kesintisi gerçekleştirilerek net nominal faiz oranına ulaşılmıştır. Stopaj oranları 2013 yılına kadar %15, 2013 yılı ve sonrası için %12’dir. İlgili yılın enflasyon oranı ise sonraki sütunda yer almaktadır. En son sütunda ise hesaplanan reel faiz oranları bulunmaktadır.   



Tablo incelendiğinde 2005 yılına kadar oldukça yüksek reel faiz oranları görülmektedir. Sonraki yıllarda ise bu oran düşmüş hatta negatif değerler de almıştır. Tablo incelendiğinde son yıllarda mevduat hesaplarının pek cazibesinin kalmadığı belirtilebilir. Hatta negatif faiz oranları nedeniyle tasarruf sahiplerinin satın alma gücünün kaybolması da söz konusudur. Bu durum yatırımcıları tasarruf yerine tüketime veya alternatif yatırım araçlarına yönlendirmiştir. Türkiye’de tasarruf oranlarındaki son yıllardaki azalışın en önemli nedeninin, düşük veya negatif reel faizler olduğu söylenebilir. Yine yabancı para cinsinden açılan tevdiat hesaplarının artışının önemli bir nedeni bu durumdur. 

2017 yılında tasarruflarını vadeli mevduat hesabında değerlendiren mudilerin satın alma güçleri %2,5 oranında azalmıştır. Bu durum 2018 yılında daha da kötüleşmiştir. Mevduatın reel faizi 2018 yılında -%8 olarak gerçekleşmiştir. Bu durum aynı zamanda bir rekordur. Başka bir ifade ile ilgili dönemde TL mevduat sahiplerinin satın alma gücü hiç bu kadar azalmamıştır. 2019 yılı için ise Merkez Bankası verilerine göre yılın ilk haftası bir yıl ve daha uzun vadeli açılan mevduat hesaplarına ortalamada %20,88 oranında faiz uygulanmıştır. 2019 yılının ilk altı ayı için düşünüldüğünde %10,44 vergiden sonra da %9,2 oranında nominal faiz geliri söz konusu olacaktır. İlk altı aydaki %5,01'lik enflasyon oranını dikkate alındığında %4 oranında reel faiz ortaya çıkmaktadır. 2018 yılındaki yüksek negatif faizden sonra 2019 yılında reel faiz pozitife dönmüştür. Ancak bu durum yaşanan dolarizasyon sürecine şimdilik belirgin bir katkı sunmamıştır. Ülkemizde vadeli mevduatın önemli bir kısmı üç aydan daha kısa vadeye (Mevduatın Vadesi) sahiptir. Bu yazıda hesaplamalarda kolaylık sağladığı için yıllık hesaplama yapılmıştır.    

9 Mart 2017 Perşembe

Reel Faiz Oranı Nedir?

Reel faiz oranı nedir? Reel ve nominal faiz arasındaki farklar nelerdir? Reel faiz oranı nasıl hesaplanır? Reel faiz oranının tanımı ve formülü nasıldır? Bu yazıda bu sorulara cevap arayalım.

Bir bankada vadeli mevduat hesabı açtırmak istediğinizde size teklif edilen faiz oranı pozitiftir. Yani paranız belirli bir vade sonunda daha yüksek bir değere çıkacaktır. 2008 yılında dünyayı etkisi altına almaya başlayan küresel finans krizinin etkilerini gidermek üzere bazı ülkelerde başvurulan negatif faiz uygulamaları istisnai örnekler olarak değerlendirebilir. Vadeli mevduat hesabı açtığınızda vade sonunda paranızın nominal olarak artığını görürsünüz. Bu önemlidir ancak söz konusu para ile hesap açtırdığınız duruma göre daha fazla satın alma gücüne erişip erişemediğiniz daha önemlidir. Bu durumu bir örnekle açıklayalım.



Para Tutarı
Mal Sepetinin Fiyatı
Anılabilecek Miktar
Bugün

10.000 TL
100 TL
100 Adet
1 yılın sonunda (Faiz Oranı %8)
Enflasyon Oranı %6
10.800 TL
106 TL
101,9 Adet
Enflasyon Oranı %8
10.800 TL
108 TL
100 Adet
Enflasyon Oranı %10
10.800 TL
110 TL
98,2 Adet
  
Örneğin bugün 10.000 TL ile fiyatı 100 TL olan belirli bir mal sepetinden 100 adet alınabildiğini düşünelim. Bugün söz konusu mal sepetinden 100 Adet satın almayıp 10.000 TL ile %8 faiz oranı üzerinden 1 yıl vadeli mevduat hesabı açıldığını düşünelim. Yılsonunda para faiz ile birlikte 10.800 TL’ye çıkacaktır. Para nominal olarak artarken aradan bir yıl da geçtiği için mal sepetinin fiyatı da artabilecektir.


Hazırladığım tablodan görüleceği üzere ilgili süreçte enflasyon oranı %6 olursa, mal sepetinin fiyatı %6 oranında artacak ve 106 TL olacaktır. Bu durumda yılsonunda 10.800 TL ile mal sepetinden yaklaşık olarak 102 adet alınabilecektir. Para dönem başına göre nominal olarak arttığı gibi satın alma gücü de artmış ve 2 adet daha fazla alım yapma imkanı doğmuştur. Faiz oranının enflasyon oranından yüksek olduğu bu durum makul olan seçenektir. Vadeli mevduat hesabı açtırdığınızda vade sonunda elde edilecek olan faiz tutarı bellidir. Ancak ilgili süreçte gerçekleşecek enflasyon ise belli değildir. İkinci seçenekte enflasyon oranının %8 oranında gerçekleştiği durum bulunmakta. Bu durumda da para nominal olarak artmakta ama satın alma gücü artmamakta yine 100 Adet alım yapılabilmektedir. Üçüncü seçenekte ise enflasyon oranının %10 oranında gerçekleştiği durum bulunmakta. Bu seçenekte ise paranın alım gücü düşmekte ve yaklaşık 98 adet alım yapılabilmektedir.

Reel faiz oranı enflasyondan arındırılmış faiz oranıdır. Satın alma gücünüzdeki gerçek artışı gösterir. Yatırım kararları verilirken nominal faiz oranından ziyade reel faiz oranı daha çok önem taşır.

Reel faiz oranı nasıl hesaplanır?

Reel faiz oranı nominal faiz oranından enflasyon oranının düşülmesi ile bulunur. Nominal faiz oranı %8 enflasyon oranı %6 ise reel faiz oranının %2 olduğu söylenebilir. Ancak büyük oranlar ile bu işlem sağlıklı sonuç vermez. Yani Nominal faiz oranı %80 enflasyon oranı %60 ise reel faiz oranının %20 olduğunu söylemek pek doğru olmaz.

Reel faiz oranı formülü;

Reel Faiz Oranı = [( 1 + Nominal Faiz Oranı) / ( 1 + Enflasyon Oranı)] - 1

Faiz oranının %80 enflasyon oranının %60 olduğu durumda reel faiz oranı %12,5 olarak bulunur. Bu oran faiz oranından enflasyon oranını düşerek reel faizi yaklaşık olarak bulmak istediğimizde elde edilen %20 oranında çok daha düşüktür. Dolayısıyla reel faiz oranı formülü ile işlem yapmak daha doğrudur.

Reel Faiz Oranı = [( 1 + 0,8) / ( 1 + 0,6)] – 1 = 0,125 → %12,5

Tabloda verilen değerlere göre reel faiz oranı 1. seçenekte %1,89, 2. seçenekte %0 ve 3. seçenekte %-1,82 olarak bulunmaktadır. Pozitif reel faiz oranları yatırımcıların satın alma gücünü artırır ve onları daha fazla tasarruf yapmaya teşvik eder. Negatif faiz oranlarında ise yatırımcı reel olarak kayıptadır, satın alma gücü azalmıştır. Bu durum da yatırımcıları tüketime veya başka yatırım alternatiflerine yönlendirir.

Reel Faiz Oranı (1. Seçenek) = [( 1 + 0,08) / ( 1 + 0,06)] – 1 = 0,0189 → %1,89

Reel Faiz Oranı (2. Seçenek) = [( 1 + 0,08) / ( 1 + 0,08)] – 1 = 0 → %0

Reel Faiz Oranı (3. Seçenek) = [( 1 + 0,08) / ( 1 + 0,1)] – 1 = -0,0182 → %-1,82

Reel faiz oranı formülü her tür getiri için kullanılabilir. Bir katılım bankasından elde edilen kar payı veya bir portföyden elde edilen getiri gibi. Burada dikkat edilmesi gereken nokta getirinin elde edildiği dönem ile enflasyon oranının aynı dönemi yansıtmasıdır. Katılım bankalarından geleceğe dönük getiri taahhüdü verilmemektedir. Vade sonunda getiri oranı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla burada açıklanan enflasyon oranı kullanılmalıdır. Ticari bankalarda ise faiz taahhüdü verildiği için dönem başında reel faiz hesaplanabilir. Ancak burada da beklenen enflasyon oranını kullanmak gerekir.

8 Mart 2017 Çarşamba

Efektif Faiz Oranı Nedir?

1.000 TL’lik tasarrufunuzu bankada 1 yıllığına değerlendirmek istediğinizi varsayalım. Nominal faiz oranının 1 yıl vade için %11, 6 aylık vade için %10 olduğu durumu dikkate alalım. Bu noktada aklınıza şöyle bir soru gelebilir. Acaba paramı 1 yıllık vadede mi yatırsam, yoksa 6 ay vadeyi tercih edip iki dönemli bir yatırım mı gerçekleştirsem? Bazılarınızın aklına 1 yılsonunda 110 TL faiz geliri elde etmek yerine, tabii ki ilk altı ayın sonunda 100 TL ikinci altı ayın sonunda da 100 TL toplamda 200 TL’lik faiz gelirini tercih etmek gelebilir. Ancak burada büyük bir yanlış vardır. Mevduat faiz oranları yıl cinsinden ifade edilir. Hesaplamalarımızı yapalım.

A seçeneği: 1 yıl vadeli hesap açıldığında;
Anapara * (1 + Faiz Oranı)Dönem Sayısı 
            1.000 * 1,1 1= 1.110 TL (Faizi hesaplayıp anaparaya ekleyerek de bulabilirsiniz.)
Para bir yılın sonunda 1.110 TL’ye çıkmaktadır.

B seçeneği: 2 defa 6 ay vadeli hesap açıldığında;
Bu seçenekte ilk altı ay için faiz hesaplanacak sonrasında bulunan faiz tutarı anaparaya eklenip ikinci altı aylık dönem için hesaplama yapılacaktır. Tablodan da görüleceği üzere ilk altı ayda faiz tutarı 50 TL olmaktadır. Bu faiz anaparaya eklenir sonra da ikinci altı aylık dönemin faizi hesaplanır. İkinci dönemin faiz tutarı da 52,5 TL’dir. İkinci altı aylık dönemde faizin daha yüksek olmasının nedeni bileşik faizdir. İkinci altı aylık dönemde elde edilen 52,5 TL’lik faizin 50 TL’si anaparanın faizi 2,5 TL’si ise önceki dönemde elde edilen faizin faizidir. Böylece toplamda 102,5 TL faiz geliri elde edilecek ve para 1.102,5 TL’ye ulaşacaktır.  


6. Ayın Sonunda
12. Ayın Sonunda
Faiz
1000 * 0,10 * 6/12 = 50
1.050 * 0,10 * 6/12 = 52,5
Anapara + Faiz
1.050
1.102,50

Söz konusu hesaplamayı bileşik faiz formülü ile yapmak istediğimizde, ilk önce yıllık faiz olan %10’u ikiye bölerek 6 aylık faiz oranını bulmamız gerekir.
Dönem faiz oranı (6 aylık faiz oranı) = %10 / 2 = %5 olarak bulunur.
            1.000 * 1,052 = 1.102,50 TL
Bu hesaplamada da para bir yılın sonunda 1.102,50 TL'ye çıkmaktadır.

Artık hangi seçeneğin daha avantajlı olduğunu kolayca değerlendirebiliriz. A seçeneğinde yıllık %11, B seçeneğinde yıllık %10,25 (102,5/1.000) oranında faiz geliri elde edilmektedir. A seçeneğinde yılsonunda anapara 1.110 TL’ye çıkmakta, B seçeneğinde ise 1.102,5 TL’ye çıkmaktadır. Dolayısıyla tercih edilmesi gereken A seçeneğidir.
B seçeneğinde yıllık faiz oranı % 10 olmasına rağmen %10,25 oranında faiz geliri elde edilmiş olduğunu görmekteyiz. Yatırımcı bu süreçte nominal olarak %10,25 oranında faiz geliri elde etmiştir. Bu durum bileşik faiz etkisinden kaynaklanmaktadır. Şayet %10 faiz oranından bir yıllık bir hesap açılmış olsaydı nominal faiz oranı %10 olurdu. Yani yılda bir kez faizlendirme yaptığımızda sonuç aynı çıkardı. Bir yıldaki faizlendirme sayısı arttıkça daha yüksek oranlarda faiz geliri elde edildiğini görebiliriz.
           
            Bileşik faiz etkisinin bir sonucu olarak bir yatırımdan elde edilen gerçek faiz oranına efektif faiz oranı denir. Bileşik faiz etkisi dönem sayısının birden fazla olması durumunda ortaya çıkar. Dolayısıyla yılda bir kez faizlendirme yapıldığında nominal faiz oranının efektif faiz oranına eşit olduğu görülür. Yılda birden fazla faizlendirme yapılması halinde efektif faiz oranı nominal faiz oranından daha yüksek olmaktadır. Aynı zamanda faizlendirme sıklığı artıkça efektif faiz oranı da artar.

Efektif faiz oranı nasıl hesaplanır?

Efektif faiz oranını bulmak için yukarıda verilen tablodaki hesaplamaları yapıp sonuca ulaşabiliriz. Ancak bu zahmetli bir yoldur.

Efektif Faiz Formülü
 

Efektif faiz formülü ile hızlıca sonuca ulaşılabilir. Farklı faizlendirme sayıları için efektif faiz oranları aşağıdaki tabloda bulunmaktadır. Yılda bir kez faiz hesaplanacaksa bu bir yıl vadeli hesap açtırmak demektir. Bu durumda efektif faiz oranı nominal faiz oranına eşittir. Burada hesaplama yapmaya aslında gerek yoktur. Matematiksel olarak sonuca nasıl ulaşıldığı görülebilmesi için hesaplanmıştır. Efektif faiz oranı bileşik faiz etkisini ortaya koyduğu için, bileşik faiz de etkisini birden fazla dönemde gösterdiğinden dolayı sonuç böyledir.
Tablodan görüleceği üzere faizlendirme sıklığı artıkça efektif faiz oranı da artmaktadır. Bu noktada en mantıklı gelen tabii ki hesabınıza günlük faizlendirme yapmaktır diye düşünülebilir. Ancak burada üç noktaya dikkat etmek gerekir.
1.      Uygulamada bankalar yukarıdaki örnekte olduğu gibi farklı vadeler için farklı faiz oranları teklif etmektedirler. Dolayısıyla en doğru kararı vermek için her seçeneğin efektif faiz oranını hesaplamak gerekmektedir.
2.      Burada faiz oranlarının değişmeyeceğini varsayarak bu hesaplamayı yapmaktayız. Ancak uygulamada her dönem farklı bir faiz oranı karşımıza çıkabilmektedir.
3.      Vade kararını verirken dikkate almamız gereken bir diğer faktör gelir vergisi kesintisi başka bir ifade ile stopajdır. Zira stopaj oranları farklı vadeler için değişebilmektedir.


Türk Lirası mevduat hesapları 6 aya kadar %15, 1 yıla kadar %12, 1 yıldan uzun vadelerde %10 oranında stopaja tabidir. Stopaj etkisini de bu hesaba dâhil edelim. Bunun için 2017 yılı Şubat ayında Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin verilerine bakalım. 3 aylık faiz oranı %8,5 yıllık faiz oranı ise %9,25’dir. İlk önce stopajı dikkate almadan hesaplamamızı yapalım.


3 aylık vade için efektif faiz oranı %8,77 çıkmaktadır. Bu oran yıllık nominal faizden düşüktür. Dolayısıyla bu seçenek avantajlı değildir. Stopaj oranlarını dikkate aldığımızda karşılaştırdığımız iki oran arasındaki fark artacaktır. Çünkü 1 yıllık vadede stopaj daha düşüktür. Nominal faiz oranından stopaj kesintisini yaptığımızda net nominal faiz oranını buluruz. Buna göre 3 aylık vade için net nominal faiz oranı %7,23 iken 1 yıllık vade için %8,14’dür.


Net Nominal Faiz = Nominal Faiz - (Nominal Faiz * Stopaj) 

3 aylık vade için;
Net Nominal Faiz = %8,5 - (%8,5 * %15) = %7,23

1 yıllık vade için;
Net Nominal Faiz = %9,25 - (%9,25 * %12) = %8,14



Efektif faiz oranını stopajı dikkate alarak hesapladığımızda 3 aylık vadenin efektif faiz oranı %7,43 çıkmaktadır. Bir yıllık vade de ise %8,14’dür. Bir yıllık vadeden daha düşük stopaj kesintisi yapılıyor olması, bu seçeneğin avantajlı durumunu daha da artırmıştır. Uzun vadeli faiz oranlarının daha yüksek olmasının (her zaman böyle olmasa da) ve devletin uzun vadeli mevduata daha düşük stopaj uygulamasının nedeninin, tasarruf sahiplerini uzun vadeli yatırım yapmaya teşvik etmek için olduğu belirtilebilir.