google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: İşletmelerde Para Akışı

4 Nisan 2017 Salı

İşletmelerde Para Akışı

Herhangi bir alanda mal ya da hizmet üretebilmek için çeşitli varlıklara ihtiyaç duyulur. Söz konusu varlıkları temin edebilmek için de paraya… Aşağıda yer alan grafik, işletmelerin paraya nasıl ulaştıklarını ve onu nasıl değerlendirdiklerini gösteriyor.

                                                                                                                  
1.      İşletmeler parayı temelde iki kaynaktan temin eder. Bunlardan ilki ortaklardan sağlanan özkaynak, ikincisi de çevreden, satıcılardan, bankalardan temin edilen borçlar olmaktadır. İşletmelerin kuruluşunda genelde ağırlıklı olarak özkaynak kullanılmaktadır. Kuruluş aşamasında işletmelerin borçlanma imkânları kısıtlıdır.

2.      Temin edilen para bu aşamada çeşitli varlıklara yatırılmaktadır. Böylece mal ya da hizmet üretimi mümkün hale gelmiş olmaktadır. Doğrudan üretimle alakalı olmayan alanlarda da para kullanılabilmektedir. Günlük faaliyetleri devam ettirebilmek için bir miktar para kasada ve/veya banka hesaplarında tutulabilir. Hatta devlet veya başka işletmeler tarafından ihraç edilen tahvil ve başka işletmeler tarafında ihraç edilen hisse senetlerine de geçici yatırım amacıyla bir miktar para ayrılabilir.

3.      Bu aşamada işletmeler gerçekleştirdikleri yatırımlardan para girişi sağlarlar. Bu para girişi üretilen bir ürünün satışından elde edilebileceği gibi, daha önce açılan banka hesaplarından ve/veya satın alınan menkul kıymetlerden sağlanan faiz, kar payı veya sermaye kazancı şeklinde de olabilir. İşletmelerin olağan faaliyetlerinden gelir elde etmeleri esastır. Ancak makro ekonomik dengenin bozulduğu faiz oranlarının oldukça yüksek seviyelerde bulunduğu dönemlerde, özellikle büyük işletmeler menkul kıymet yatırımlarından da oldukça yüksek gelirler elde edebilmektedir. Türkiye’de 1990’lı yıllar bu duruma güzel bir örnek oluşturmaktadır. O yıllarda işletmeler kamu kâğıtlarına yatırım yaparak başka bir ifade ile devlete borç vererek oldukça yüksek faiz gelirleri elde etmişlerdir. Aynı yıllarda hisse senedi piyasasından da çok yüksek kazançlar sağlanmıştır. Bu tür dönemler, işletmelerin asıl faaliyetlerine verdikleri önemi azaltmalarına yol açmakta ve onları piyasa hareketlerine daha fazla odaklanmaya itmektedir.

İşletmeler elde edilen parayı iki şekilde değerlendirir. Bir kısmı yatırımcılara ödenmekte, bir kısmı da işletmede alıkonulmaktadır.

4.      Bu aşamada işletmeye borç vererek yatırım yapanlara faiz, işletmeye özkaynak sunan yatırımcılara da kar payı (temettü) ödemesi yapılmaktadır.

5.      Elde edilen paranın bir kısmı da sonraki yatırımlarda kullanılmak üzere işletmede alıkonmaktadır. Bu duruma otofinansman adı verilmektedir. Görece küçük yeni kurulmuş işletmeler 4. Aşamada sadece faiz ödemelerinin yapmakta ortaklara kar payı dağıtmayı pek tercih etmemektedirler. Büyüme ihtiyacını karşılayabilmek için otofinansmana başvurmaktadırlar. Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında hisse senetleri işlem gören 400’ün üzerinde işletmeden, düzenli olarak kar payı dağıtanların sayısı 50’yi bulmamaktadır. Bu durum;
-          İşletmelerimizin büyüme ihtiyaçlarının fazla olduğunu,
-          Hisse senetlerinin fiyat artışından sağlanan sermaye kazancının önemli büyüklükte olduğunu,
-          Aynı zamanda Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olduğunu göstermektedir.


İşletmeler borçlarının anapara ve faiz ödemelerini, yine ortaklara ödenecek olan kar payının tutar ve zamanını planlayabilirler. Yani para çıkışlarının zamanını ve tutarını öngörmek mümkün olabilir. Ancak para girişlerinin büyüklüğünü ve zamanını öngörmek oldukça zordur. Dolayısıyla işletmelerde para akışı riskli bir süreçtir. İşletmelerin yatırımlarından sağladığı para girişlerinin, yatırımlarını gerçekleştirebilmek için sağladığı kaynaklara yapılacak ödemelerden fazla olması işletmenin yaşamını devam ettirebilmesinde büyük öneme sahiptir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder