google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Bankacılık Cazibesini Kaybediyor mu?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Bankacılık Cazibesini Kaybediyor mu?

Bankaları karlarını analiz etmeye başladığım önceki yazımda, banka karlarının TL bazında genellikle artış gösterdiğini, Dolar bazında ise görünümün daha farklı olduğunu belirtmiştir. Dolar bazında banka karları 2010 yılına kadar artış trendindeyken, 2010 yılından sonra azalışa geçmiştir.  Bu yazımda da banka karlarını oransal olarak değerlendirmeye devam edeceğim.

Bir işletmenin belirli bir yılda sağladığı karı sadece tutara bakarak değerlendirmek yetersiz kalır. Elde edilen karı işletmenin büyüklüğü ve ortakların işletmeye koydukları sermayeyle karşılaştırdığımızda daha net bir tablo ile karşılaşırız. İşletme büyüklüğü, işletmenin sahip olduğu varlıklarının (aktifler) tamamını ifade eder. İlgili dönemdeki kar rakamı aktif büyüklüğüne bölündüğünde, işletmenin sahip olduğu varlıkların yüzde kaçı kadar kar elde etmiş olduğuna ulaşırız. Buna aktif karlılığı (Return on Assets, ROA) adı verilmektedir. Şayet söz konusu kar rakamı özsermayeye bölünürse bu sefer de özsermaye karlılığına (Return of Equity, ROE) ulaşırız. Yani bu oranla da işletmeye yatırılan sermayenin yüzde kaçı oranında kar elde edildiği bulunmuş olur.

Aşağıda yer alan grafikte BDDK’nın verilerinden derlediğim, Türkiye bankacılık sektörünün aktif ve özsermaye karlılık oranları bulunmaktadır. 2017 yılının ilk 5 ayına ait veriler grafikte yer almaktadır. Sonraki aylarda da bankaların benzer bir performans göstereceği varsayılırsa, aktif ve özsermaye karlılıklarının 2016 yılını bir miktar aşacağı ifade edilebilir. İlgili dönemde bankacılık sektörünün karlılığını sürekli olarak devam ettirmesi önem arz etmektedir. Bu durum 2008 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan küresel finans krizinde de devam etmiştir. Bunda 2001 krizinden alınan dersler ile gerek bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması ve gerekse bankaların risk yönetimindeki başarısının payı büyüktür.   


Aktif karlılığı ile başlayalım. İlgili dönemde bankaların aktif karlılığı yılda ortalamada %2 düzeyindedir. Yani bankalar sahip oldukları varlıkların %2’si oranında kar elde etmişlerdir. Bu oran 2007 yılında %2,78 ile en yüksek değerini görmüştür. Aktif karlılığı, 2005 yılı hariç, 2010 yılına kadar %2’nin üzerindedir. 2010 yılında bu yana ise aktif karlılığı sürekli olarak %2’nin altında gerçekleşmiştir. Yani bankaların aktif karlılığının 2010 yılından bu yana azaldığı söylenebilir. Bankaların aktif karlılığı %1,16 ile en düşük değerini 2015 yılında görmüştür. 2016 yılı görece daha iyi geçmiş ve aktif karlılığı %1,5 olmuştur. 2017 yılında da aktif karlılığında bir miktar artış görülebilir. Aktif karlılığının trendinin azalış yönlü olduğunu, sektörde para kazanmanın yıllar itibariyle zorlaştığını söyleyebiliriz.

Özsermaye karlılığına bakıldığında da benzer bir durum söz konusudur. 2010 yılına kadar %20’leri aşan özsermaye karlılıkları görülmektedir. Yine 2005 yılı o dönemin en düşük özsermaye karlılığına sahiptir. 2010 yılında sonra ise özsermaye karlılığı belirgin şekilde azalmıştır. 2015 yılında ise en düşük düzeyindedir. İlgili dönemde bankaların özsermaye karlılığı ortalama da %17 civarındadır. Bu oran aslında kötü bir oran değildir. Ancak 2010 yılından bu yana karlılıkların belirgin şekilde azalmış olmasının, bir miktar tedirginlik oluşturduğu ifade edilebilir.

Özsermaye karlılığı ile mevduat faizleri karşılaştırılabilir. Mudiler bankaların en önemli fon kaynağı olan mevduatın sahibidirler. Son zamanlarda %16’lara dayanan mevduat faizleri konuşulsa da tüm vadeler için bu oran %12’nin biraz üzerindedir. Yani mudiler koydukları paranın karşılığında %12’yi biraz geçen bir brüt faiz elde edeceklerdir. 2014 ve 2015 yıllarındaki %11, %12’lik 2016 yılında da %14’lük özsermaye karlılığı bu açıdan dikkate alınırsa, banka ortaklarının çok da yüksek kazançlar sağlamadığı görülür. En azından bu oranlar mevduat faizlerinden çok da yüksek değildir.

Bankaların 2000’li yıllarda karlılığını başarılı bir şekilde sürdürdüklerini görüyoruz. Ancak bankaların karlılığı 2010 yılına kadar görece iyi durumdadır. 2010 yılında sonra ise karlılığın azaldığı söylenebilir. Son yıllarda azalan karlılık oranları ile banka ortaklarının, görece daha az risk alan mevduat sahiplerinden bir miktar daha fazla kar elde ettiğini görmekteyiz. Bu durumu da banka ortaklarının aldıkları ilave riskin bir karşılığı olarak görmek gerekir.

Türkiye bankacılık sektörü yeniden yapılandırıldığından bu yana birçok alanda örnek gösterilmektedir. Hatta Avrupa Birliği’ne, bugünlerde üzerine birçok tartışma yapılsa da, uyum açısından en başarılı sektör olarak değerlendirilmektedir. Ancak bankacılık sektöründe para kazanmanın eskiye oranla zorlaştığı da bir gerçektir. 2010 yılında bu yana karlılık oranları düşüş eğilimindedir. Sektörün karlılığının azalması birçok sorunu beraberinde getirebilir.
Son zamanlarda yüksek faiz oranlarından dolayı eleştirilen bankacılık sektörünün karlılık durumu budur.   

2 yorum:

  1. Bankaların aktif karlılık oranı ve reel sektörün aktif karlılık oranı karşılaştırıldığında hangisi daha kârlı

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Reel sektörde (Borsa İstanbul'da hisse senetleri işlem gören şirketler) bu oranlar daha yüksek. Aktif karlılığı, %10'ları aşabiliyor. Özsermaye karlılıkları da %30'u bulabiliyor. Ancak faaliyetlerindeki farklılıktan dolayı bankalar ve imalat işletmelerini bire bir karşılaştırmak çok doğru değil.

      Sil