google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Finansal Piyasalarda Denge

18 Temmuz 2017 Salı

Finansal Piyasalarda Denge

Tasarruf gelirin tüketilmeyen kısmıdır. Dolayısıyla gelir düzeyi tasarruflara etki eden en önemli faktördür. İnsanlar çeşitli amaçlar ile tasarrufta bulunurlar. Yapılan tasarruflar ev, araba almak gibi ilerideki daha büyük bir harcamayı finanse edebilmek için, karşılaşılabilecek olumsuz bir duruma karşı hazırlıklı olmak için, yine karşılaşılabilecek bazı fırsatları değerlendirebilmek için veya emeklilik döneminde hayat standardını düşürmemek için yapılıyor olabilir.

Ekonominin bütünü açısından bakıldığında tasarruf etmenin yanı sıra söz konusu tasarrufların yatırımlara yönlendirilmesi de büyük önem arz etmektedir. Bu da finansal sistemin sağlıklı işlemesi ile mümkündür. Finansal sistem için ilgili yazı okunabilir. Tasarruflar yatırımlara finansal piyasalarda yönlendirilir. Finansal piyasalarda fon arz ve talebi buluşur. Yani finansal piyasada fona ihtiyaç duyanlar bu fonlara ulaşırlar. Bunun için tasarrufların finansal kurumlara gelmesi önem arz etmektedir. Tasarrufların finansal kurumlara gelebilmesi için de finansal piyasaların tasarruf sahiplerine güven vermesi ve alınan risk ölçüsünde bir getiri sunabilmesi gerekir. Elde edilen getiri oranı, enflasyon oranının üzerinde ise bir anlam ifade eder. Aksi takdirde tasarruf sahibinin satın alma gücü azalmış olur.

Bireyler hayata atıldıkları ilk dönemlerde genellikle fona ihtiyaç duyarlar. Evlilik masrafları, ev, araba ihtiyaçları genellikle borçla finanse edilir. Sonraki dönemlerde ise bireyler tasarrufa yönelir. Dönem dönem borçlanma ihtiyacı yine duyulsa da, bireyler genellikle tasarruf sahibidir.

Firmalar ise söz konusu tasarrufları belirli bir bedel karşılığında kullanmak isteyebilecekleri gibi fon fazlalıklarını çeşitli menkul kıymetler satın alarak başka firmalara da yönlendirebilirler. Devletler de bütçe açıklarından dolayı bireylerin ve firmaların tasarruflarına taliptir. Eğer yurtiçinde firmalar ve devletin ihtiyaçları için tasarruflar yeterli gelmiyorsa, dış dünyanın başka bir ifade ile yabancı yatırımcıların fonları devreye girer. Türkiye gibi cari açık veren ülkelerde durum böyledir.

Tasarrufların belirli bir düzeyde olduğu düşünüldüğünde, devletlerin borçlanma ihtiyacının artması firmaların fona ulaşmasını zorlaştırır. Örneğin Türkiye’de 1990’lı yıllarda yüksek bütçe açıklarından dolayı, sınırlı tasarruflar büyük oranda devlet tarafından kullanılmıştır. O yıllarda enflasyon oranı yıllık ortalamada %75’lerde idi. Devletin borçlanma faizleri de ortalamada %100’leri bulabilmekteydi. Firmalar ise böylesi yüksek faiz oranları ile borçlanmak istemiyorlardı. Aksine firmalar bu oranlar ile devlete borç verme eğilimi içindeydi. Bankalar da bu duruma dâhildi. Fonlarının önemli bir kısmını kredi olarak kullandırmak yerine, devlete borç olarak vermekteydiler. O yıllarda bankaların ana faaliyeti kredi kullandırma üzerinde değil daha çok mevduat toplama üzerineydi.


Finansal koşullar 1990’lı yıllara göre çok farklı olsa da, son zamanlarda da benzer bir eğilim söz konusu. Mali disiplin bozulmakta, hazine yüksek borçlanmalar ile finansal piyasalardan daha fazla fon çekmektedir. Yine bankalar da mevduat toplamaya son zamanlarda daha çok eğilmektedirler. Tasarrufların aynı oranda artmadığı düşünüldüğünde bu durum faiz oranlarını da doğal olarak artırmaktadır. Böylece firmaların fona ulaşma koşulları zorlaşmakta böylece yatırımlarda beklendiği kadar artamamaktadır. Kişi başına düşen gelirimizin Dolar bazında son 10 yıldır yatay seyrettiği dikkate alındığında tasarrufların neden yeterince artmadığı görülebilir. Bu durumda yabancı ülkelerden tasarrufları daha fazla çekmek ya da devletin borçlanma ihtiyacını azaltmak gerekmektedir. Bilanço küçültme ve gelişmiş ülkelerdeki faiz artışları göz önünde bulundurulursa dış finansman koşullarının zorlaştığı görülecektir. Öyleyse devletin borçlanma ihtiyacını azaltacak uygulamalara yönelmek elzemdir.. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder