6 Temmuz 2017 Perşembe

Kredilerin Artış Hızı

Kredilerin artış hızı hem bankacılık sektörü hem de ekonomi için de büyük önem arz etmektedir. Bankalar temin ettiği fonların önemli bir kısmını kredilerde değerlendirirler. Krediler bankaların temel varlığıdır. Türkiye bankacılık sektörü için de durum böyledir. Mayıs ayı itibariyle bankaların toplam varlıklarının %64,5’ini krediler oluşturmaktadır.

Bankaların kredi portföyünün büyümesi bankalar için olumlu karşılanır. Zira bankalar kredi kullandırarak gelir elde etmektedirler. Kredilerin artması bankaların gelirlerini de artırır. Diğer taraftan kredi portföyünün büyümesi ekonomi için de genellikle olumlu karşılanır. Zira insanlar kredi kullanarak ev, araba gibi ihtiyaçlarını karşılarlar. Bu durum dolaylı olarak üretimi artırır. Yine firmalarda üretim faaliyetlerinin artırmak için kredi kullanırlar. Bu bağlamda kredilerin artması tüketim ve üretimi artırarak ekonomik büyümeye katkı sağlar.

Kredilerin artması bazı riskleri de beraberinde getirir. Talep canlanmasına bağlı olarak enflasyon oranları artabilir. İthal mallara olan talebin artması ile cari açık da artabilir. İki ekonomik gösterge de Türkiye için büyük önem arz etmektedir. Zira ikisinde de istenen başarı sağlanamamıştır. Enflasyon oranı iki hane ile önemli bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Cari açık ise döviz kurlarındaki artışa ve enerji fiyatlarındaki gerilemeye bağlı olarak 2011 yılından bu yana oransal olarak düşüş gösterse de, hala yüksek seviyelerde bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda BDDK, özelikle bu iki önemli ekonomik göstergeye olumsuz etki ettiği için kredilerin artış hızını sınırlandırmak istemiştir. Bunun için kredi kartlarının taksit uygulamaları bazı ürünler için kaldırılmış bazı ürünlerde taksit sayısı azaltılmış, kredilerde de vadeler azaltılmıştır. BDDK ilgili yıllarda kredilerin artış hızının yıllık olarak %15’i geçmemesi gerektiğini ifade de etmiştir. Krediler bu orandan daha fazla artarsa ekonominin fazla ısınacağı yani risklerin artarak yönetilemez hale gelebileceği öngörülmüştür.

Bankalar için kredilerin artması şüphesiz olumlu karşılanır. Zira gelirler artarak karlılığa katkı sunulmuş olur. Ancak kredilerin fonlanmasında kullanılan temel kaynak olan mevduatın da benzer şekilde artması önem arz etmektedir. Diğer taraftan mevduatın vadesi kısa kredileri ise uzundur. Bu da faiz oranı riskini beraberinde getirir. Örneğin faiz oranlarının düşüş seyrettiği dönemlerde açılan krediler, faizler yükseldiğinde beklenen karlılığı bankaya sunmaz. Zira mevduatı artan faiz oranları ile toplamaya başlamıştır bankalar. Yine kredilerin artarken geri dönmeme oranları da artıyorsa bu da bankaların gelirlerini beklendiği kadar artırmayacaktır.

Türkiye bankacılık sektörünün kredi portföyünün yıllık artış hızına bir göz atalım. BDDK’nın verileri ile hazırladığım aşağıda yer alan grafik, 2007 yılından bu yana bize bu durumu gösteriyor. Kredilerin artış hızının trendi aşağı yönlü. Yani kredilerin artış hızı yıllar itibariyle genellikle azalmış. İlgili dönemde kredilerin artış hızı ortalama %23,7. Bu oldukça yüksek bir oran. İlgili dönemde kredilerin artış hızı bankaların aktif toplamının artış hızından daha büyük olduğu için, kredilerin aktife oranı %44,1’den %64,5’e yükselmiştir. Biraz daha geçmişe gidersek, %20’ler gibi oldukça düşük oranlar görebiliriz. Kredilerin aktif içindeki oranının artması, bankaların asli işine yöneldiğini bize gösterdiği için (Bankalar fonlarını geçmişte daha çok kamu kâğıtlarında değerlendiriyordu.) olumlu karşılanmaktadır. Ancak bunun sonsuza kadar böyle devam etmeyeceği de bilinmelidir. Geldiğimiz noktada bankalar başta mevduat olmak üzere fon kaynaklarını artırabildiği ölçüde kredilerini artırabileceklerini söyleyebiliriz. Son aylarda mevduat faizlerini artıran faktörlerden biri de anlatmaya çalıştığım bu durumdur.     


Kredilerin artış hızı küresel finans kriz etkisini gösterene kadar oldukça yüksek seyretmiştir. 2009 yılı ile birlikte kredilerin artışı durma noktasına gelmiştir. 2011 yılında ise tekrardan yüksek oranlara ulaşılmıştır. Bu durum 2011-2013 yıllarında cari açığın artmasına önemli ölçüde etki etmiştir. Görece yüksek seyreden enerji fiyatlarının da etkisiyle cari açık 75 milyar Dolara ulaşarak rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Enflasyon oranları da durumdan nasibini almıştır. Sonrasında BDDK’nın yukarıda bahsettiğim önlemleri devreye girmiş ısınan ekonomi kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Kredilerin artış hızı 2016 yılının Ekim ayı ile birlikte yönünü yukarıya çevirmiştir. Son aylarda Kredi Garanti Fonunun da etkisiyle bu oran %20’lerin üzerine çıkmıştır.


Son aylarda kredilerin artış hızı üzerinde dikkat çeken başka bir nokta var. Yukarıda yer alan grafikte kredilerin artış hızı, kamu bankaları ve özel bankalar için ayrı ayrı gösterilmiştir. İlgili dönemde kamu bankalarının kredilerinin artış hızı genellikle özel bankaların üzerinde gerçekleşmiştir. Sadece 2011 yılının sonbaharından itibaren 1,5 yıl kadar farklı bir durum söz konusudur. Ancak 2016 yılının Sonbaharından itibaren kamu bankalarının kredilerinin artış hızı sıçrama yapıp %30’ların üzerine çıktığını görüyoruz. 2017 yılı Mayıs ayı itibariyle kamu bankalarında kredilerin artış hızı 31,5 düzeyindeyken, özel bankalarda bu oran %16,4. Son dönemde ekonominin canlandırılması adına kamu bankalarının etkin bir şekilde rol aldığını görüyoruz. Nitekim %5’lik ilk çeyrek büyümesi üzerinde bankacılık sektörü önemli etkiye sahip. Diğer taraftan son aylarda Kredi Garanti Fonu destekli kredilerin 200 milyarı bulduğu 250 milyara kadar çıkabileceği belirtilmektedir. KGF destekli dağıtılan kredilerde de kamu bankalarının ağırlığının olduğunu belirtebiliriz.

Özetle;
1)      Geçmiş yıllarda kredilerin artış hızı cari açık ve enflasyona olumsuz etkisinden dolayı ekonomi açısından dert edilirken, artık bankacılık sektörünün riskini artırdığı için de sorun olarak görülmeye başlanmıştır.
2)      Gelinen noktada bankalar başta mevduat olmak üzere, fon kaynaklarını artırabildiği ölçüde kredilerini artırabilecektir. Dolayısıyla son zamanlarda artmış olan mevduat faizlerinin düşürülmesi zorlaşmaktadır.

3)      KGF kredileri ile devletin kredi riskine kısmen ortak olduğunu, riskin çoğunun bankalarda olduğunu biliyorduk. Bankaların riskinin de önemli bir kısmının kamu bankalarında olduğunu görmüş olduk…

3 yorum:

  1. Ekonomi yönetiminin bu kararlari neticesinde kredilerin artış i büyümeyi domino ediyor ancak saglikli bir büyüme degil hormonlu demek mümkün secimlere kadar bu taplo korunabilirse hükümet tekrar iktidara yapışır ancak kriz olurda kontrolden cikarsa vahim bir taplo ortaya cikar kredi artislari emlak Sektörü ne gidiyor gibi borclanarak daha lux konutlarda yasamanin dilerim bedeli agir odenmez bu riski alanlardan biride benim

    YanıtlaSil
  2. Peki, kredi artış oranının sürekli bir dalgalı yol izlemesinin nedeni nedir? Neden bu tür bir döngü var? Eğer bu bir örüntü (pattern) ise şu anda grafiklere bakarak düşüş dalgası içinde olduğumuz ve yaklaşık %15-20 aralığına doğru bir hareket olduğu görülmekte. Demek ki kredi artış oranı azalacak gittikçe.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz oranları ve ekonomik görünüm çok etkili.
      Faizlerin arttığı, KGF kredilerinin sona yaklaştığı, mevduata ulaşmanın zorluğu dikkate alındığında kredilerin artış hızının azalacağını öngörebiliriz.

      Sil