google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz

6 Nisan 2017 Perşembe

Dolar Her Yerde Yükseliyor Söylemi

Türk Lirasının Dolar karşısındaki değer kayıplarına dönük yapılan bazı açıklamalarda, Doların dünyada güçlendiği o yüzden Türk Lirasının da bu durumdan etkilendiği ifade ediliyor. Türk Lirasındaki değer kaybını üzerimize almama gibi bir eğilim söz konusu. Acaba gerçek böyle mi? Dolar bütün para birimlerine karşı değer kazanıyor mu?

Aşağıda yer alan grafik Amerikan Dolarının yılbaşından buyana belirtilen para birimlerine karşı değerindeki değişimi gösteriyor. Daha eski tarihleri kapsayan bilgi için ilgili yazıma göz atabilirsiniz. Yılbaşından bu yana Dolar sanıldığının aksine belirtilen bütün para birimlerine karşı değer kaybetmiştir. Dolar gelişmiş ülke para birimleri karşısında %2,43, Hindistan Rupisi, Brezilya Reali ve Avustralya Dolarına karşı yaklaşık %5, Güney Kore Wonuna karşı yaklaşık %6,5 ve Rus Rublesine karşı yaklaşık %7,5 oranında değer kaybetmiştir. Evet sayılan bütün para birimleri karşısında Dolar değer kaybetmiştir. 


       Aşağıda yer alan grafikte de Amerikan Dolarının yılbaşında buyana Türk Lirası, Meksika Pezosu, Endonezya Rupiahı, İsrail Şekeli ve Güney Afrika Randına karşı değişimi yer almaktadır. Buna göre Dolar Türk Lirası karşısında %2,9 oranında değer kazanırken, Güney Afrika Randı karşısında neredeyse bir değişim olmamıştır. Dolar, Endonezya Rupiahı karşısında %1,2, İsrail Şekeli karşısında %5,5 ve Meksika Pezosuna karşı da %11,3 oranında değer kaybetmiştir.
Görüldüğü üzere incelenen para birimleri içinde Dolar sadece Türk Lirası karşısında değer kazanmış diğer para birimleri karşısında değer kaybetmiştir.


Son günlerde döviz piyasamız yine hareketlenmiştir. Dolayısıyla son bir haftadaki harekete de bir göz atalım. Dolar gelişmiş ülke para birimlerine karşı %0,5, Hindistan Rupisine karşı %0,2, Avustralya Doları karşısında %1,15 ve Güney Kore Wonuna karşı %1,35 oranında değer kazanmıştır. Dolar, Rus Rublesi karşısında %0,6 ve Brezilya Reali karşısında yaklaşık %1 oranında değer kaybetmiştir.        


             Son bir haftada Dolar, Meksika Pezosu ve Endonezya Rupiahı karşısında yatay seyrederken, İsrail Şekeli karşısında yaklaşık %1, Türk Lirası karşısında yaklaşık %1,5 ve Güney Afrika Randına karşı da yaklaşık %6 oranında değer kazanmıştır. Son bir haftada Dolar en fazla Güney Afrika Randı ve Türk Lirasına karşı değer kazanmıştır.    


Özetle; Doların bütün para birimlerine karşı değer kazandığı söylemi doğru değildir. 2017 yılında belirtilen para birimleri içinde Dolar sadece Türk Lirasına karşı değer kazanmıştır.

Son bir haftaya bakarsak da Dolar karşısında en fazla değer kaybı Güney Afrika Randında yaşanmıştır. Bu yüksek değer kaybının arkasında ülkede yaşanan siyasi kriz vardır. Aynı zamanda Güney Afrika Standart & Poor’s tarafından verilen yatırım yapılabilir notunu da kaybetmiştir. Bazı bakanlar görevden alınmış kabinede değişikliğe gidilmiştir. Aynı zamanda devlet başkanına karşı da istifa çağrıları yapılmaktadır.

Türk Lirasındaki değer kaybının nedenleri nelerdir?

Son bir haftada Güney Afrika Randından sonra Dolar karşısında en fazla değer kaybı Türk Lirasında yaşanmıştır. Türk Lirasındaki değer kaybını üç faktöre bağlayabiliriz.

1.      Beklentilerin üzerinde gerçekleşen enflasyon oranı

Mart ayında yıllık enflasyon %11,3 ile 9 yılın en yüksek oranı olarak açıklanmıştır. Döviz kurlarındaki artışın fiyatlara yansıması sürmektedir. Gıda fiyatlarındaki artış yüksek enflasyonun arkasındaki temel etken olmuştur. Ayrıca yapılan vergi indirimlerine rağmen ev eşyası fiyatlarının artış göstermiş olması da dikkat çekmektedir. Üretici fiyatlarındaki yüksek artış da önümüzdeki aylarda enflasyon görünümünü olumsuz etkilemeye devam edecektir.

2.      Yaklaşan referandum

Referandum tarihi yaklaştıkça belirsizlik piyasaları daha fazla etkilemeye başlamıştır.

3.      Jeopolitik Risk

Suriye İdlib’de son yaşanan insanlık dramı hepimizi derinden üzdüğü gibi, bölgedeki hareketlenmenin artabileceği beklentisini de beraberinde getirmiştir.

Finans piyasalarında öngörü yapmak oldukça zordur. Ancak arkada işleyen matematik de oldukça basittir. Cari açık veren yani tasarruf açığı bulunan dolayısıyla yabancı yatırıma ihtiyaç duyan ülkemizin, riskleri arttığında katlandığı maliyette artmaktadır. Olan biteni akıl ve mantıkla anlamaya çalışmalı, bize bir şey olmaz anlayışı ile sonuç alamadığımızı bundan sonra da alamayacağımızı görebilmeliyiz.   

5 Nisan 2017 Çarşamba

TEST 1

Üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinde ve Uygulamalı Bilimler Yüksekokullarında okuyan öğrenciler ve finansal okuryazarlık düzeylerinin artırmak isteyenler için internet siteme sorular ekledim. Kamu Personeli Seçme Sınavı, Sermaye Piyasası Kurulu Lisanslama Sınavları ve Banka Sınavlarına hazırlıkta da faydalı olacağını düşündüğüm sorulardan oluşan ilk testimi sunuyorum.

1.      Hisse senetlerinin fiyat artışlarından elde edilen gelire ne ad verilir?
a.       Faiz
b.      Temettü
c.       Sermaye kazancı

2.      Borsa İstanbul eski adıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kaç yılında faaliyete geçmiştir?
a.       1980
b.      1986
c.       1992
d.      1999

3.      2016 yılında Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasası getirisi için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a.       TL bazında kazandırmış, Dolar bazında kaybettirmiştir.
b.      TL bazında kaybettirmiş, Dolar bazında kazandırmıştır.
c.       Hem TL hem de Dolar bazında kazandırmıştır.
d.      Hem TL hem de Dolar bazında kaybettirmiştir.

4.      Fon fazlası ve fon açığı olan kişi veya kurumlar arasındaki fon alışverişinin, finansal kurumlar aracılığı ile yatırım ve finansman araçları kullanılarak belirli bir hukuki ve idari düzen içinde gerçekleştirildiği yapıya ne ad verilir?
a.       Borsa
b.      Finansal piyasa
c.       Finansal sistem

5.      Foreks piyasasının en önemli özelliği nedir?
a.       Verginin olmaması
b.      Kaldıraç
c.       Yüksek likidite

6.      2016 yılında hangi para birimi Dolar karşısında en fazla değer kaybına uğramıştır?
a.       Rus Rublesi
b.      Meksika Pezosu
c.       Güney Afrika Randı
d.      Türk Lirası
e.       Brezilya Reali

7.      “ 8 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirilen ABD başkanlık seçimini sürpriz bir şeklide Donald Trump kazandığında, Amerikan Doları özelikle ilk haftalarda birçok para birimine karşı önemli ölçüde değer kaybetti.” Bu ifade…
a.       Doğrudur
b.      Yanlıştır

8.      Fon arz ve talebinin karşılaştığı fon fazlası olan kişi ya da kurumların yatırım araçlarını, fon açığı olanların da finansman araçlarını aldığı ortama ne ad verilir?
a.       Finansal piyasa
b.      Finansal sistem
c.       Sermaye piyasası
d.      Para piyasası

9.      Küresel Finans Krizi sonrasında FED hangi yıl faiz artırmaya başlamıştır?
a.       2013
b.      2014
c.       2015
d.      2016

10.  “Basit faiz yönteminde anapara her zaman sabittir.” Bu ifade…
a.       Doğrudur
b.      Yanlıştır

4 Nisan 2017 Salı

İşletmelerde Para Akışı

Herhangi bir alanda mal ya da hizmet üretebilmek için çeşitli varlıklara ihtiyaç duyulur. Söz konusu varlıkları temin edebilmek için de paraya… Aşağıda yer alan grafik, işletmelerin paraya nasıl ulaştıklarını ve onu nasıl değerlendirdiklerini gösteriyor.

                                                                                                                  
1.      İşletmeler parayı temelde iki kaynaktan temin eder. Bunlardan ilki ortaklardan sağlanan özkaynak, ikincisi de çevreden, satıcılardan, bankalardan temin edilen borçlar olmaktadır. İşletmelerin kuruluşunda genelde ağırlıklı olarak özkaynak kullanılmaktadır. Kuruluş aşamasında işletmelerin borçlanma imkânları kısıtlıdır.

2.      Temin edilen para bu aşamada çeşitli varlıklara yatırılmaktadır. Böylece mal ya da hizmet üretimi mümkün hale gelmiş olmaktadır. Doğrudan üretimle alakalı olmayan alanlarda da para kullanılabilmektedir. Günlük faaliyetleri devam ettirebilmek için bir miktar para kasada ve/veya banka hesaplarında tutulabilir. Hatta devlet veya başka işletmeler tarafından ihraç edilen tahvil ve başka işletmeler tarafında ihraç edilen hisse senetlerine de geçici yatırım amacıyla bir miktar para ayrılabilir.

3.      Bu aşamada işletmeler gerçekleştirdikleri yatırımlardan para girişi sağlarlar. Bu para girişi üretilen bir ürünün satışından elde edilebileceği gibi, daha önce açılan banka hesaplarından ve/veya satın alınan menkul kıymetlerden sağlanan faiz, kar payı veya sermaye kazancı şeklinde de olabilir. İşletmelerin olağan faaliyetlerinden gelir elde etmeleri esastır. Ancak makro ekonomik dengenin bozulduğu faiz oranlarının oldukça yüksek seviyelerde bulunduğu dönemlerde, özellikle büyük işletmeler menkul kıymet yatırımlarından da oldukça yüksek gelirler elde edebilmektedir. Türkiye’de 1990’lı yıllar bu duruma güzel bir örnek oluşturmaktadır. O yıllarda işletmeler kamu kâğıtlarına yatırım yaparak başka bir ifade ile devlete borç vererek oldukça yüksek faiz gelirleri elde etmişlerdir. Aynı yıllarda hisse senedi piyasasından da çok yüksek kazançlar sağlanmıştır. Bu tür dönemler, işletmelerin asıl faaliyetlerine verdikleri önemi azaltmalarına yol açmakta ve onları piyasa hareketlerine daha fazla odaklanmaya itmektedir.

İşletmeler elde edilen parayı iki şekilde değerlendirir. Bir kısmı yatırımcılara ödenmekte, bir kısmı da işletmede alıkonulmaktadır.

4.      Bu aşamada işletmeye borç vererek yatırım yapanlara faiz, işletmeye özkaynak sunan yatırımcılara da kar payı (temettü) ödemesi yapılmaktadır.

5.      Elde edilen paranın bir kısmı da sonraki yatırımlarda kullanılmak üzere işletmede alıkonmaktadır. Bu duruma otofinansman adı verilmektedir. Görece küçük yeni kurulmuş işletmeler 4. Aşamada sadece faiz ödemelerinin yapmakta ortaklara kar payı dağıtmayı pek tercih etmemektedirler. Büyüme ihtiyacını karşılayabilmek için otofinansmana başvurmaktadırlar. Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında hisse senetleri işlem gören 400’ün üzerinde işletmeden, düzenli olarak kar payı dağıtanların sayısı 50’yi bulmamaktadır. Bu durum;
-          İşletmelerimizin büyüme ihtiyaçlarının fazla olduğunu,
-          Hisse senetlerinin fiyat artışından sağlanan sermaye kazancının önemli büyüklükte olduğunu,
-          Aynı zamanda Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olduğunu göstermektedir.


İşletmeler borçlarının anapara ve faiz ödemelerini, yine ortaklara ödenecek olan kar payının tutar ve zamanını planlayabilirler. Yani para çıkışlarının zamanını ve tutarını öngörmek mümkün olabilir. Ancak para girişlerinin büyüklüğünü ve zamanını öngörmek oldukça zordur. Dolayısıyla işletmelerde para akışı riskli bir süreçtir. İşletmelerin yatırımlarından sağladığı para girişlerinin, yatırımlarını gerçekleştirebilmek için sağladığı kaynaklara yapılacak ödemelerden fazla olması işletmenin yaşamını devam ettirebilmesinde büyük öneme sahiptir.

3 Nisan 2017 Pazartesi

Fed Başkanları Başarının Tadını Çıkarıyor

Amerikan Merkez Bankası (The Federal Reserve System, kısaca Fed) üç temel oluşumdan meydana gelmektedir.


Bunlar;
1.      Federal Reserve Board of Governors: Guvernörler Kurulu, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından aday gösterilen ve ABD Senatosu tarafından atanan 7 üyeden oluşmaktadır.
2.      12 Federal Reserve Banks: ABD bu konuda 12 bölgeye ayrılmıştır ve her bir bölgeyi temsil eden 12 tane Bölgesel Merkez Bankası bulunmaktadır.
3.      Federal Open Market Committee: Federal Açık Piyasa İşlemleri Komitesi oy hakkı bulunan 12 üyeden oluşmaktadır. Bunların 7’si Guvernörler Kurulu üyesi, New York Bölgesel Merkez Bankası Başkanı ve geriye kalan 4 üye de 11 Bölgesel Merkez Bankası’nın Başkanlarından oluşmaktadır. 11 Bölgesel Merkez Bankası Başkanları 1 yıllığına dönüşümlü olarak bu görevi üslenmektedir. Oy hakkı bulunmayan Bölgesel Merkez Bankası Başkanları da Federal Açık Piyasa İşlemleri Komitesi’nin toplantı ve tartışmalarına katılmaktadır. Tüm dünyanın kulak kesilip faiz kararlarını beklediği komite, bu komitedir.

Aşağıda yer alan tabloda Fed’in temel oluşumlarından biri olan 12 Bölgesel Merkez Bankası ve Başkanlarının adları yer almaktadır. Fed’in Mart ayında yaptığı son faiz artışından bu yana, hemen hemen her gün bir, hatta birkaç Bölgesel Merkez Bankası Başkanı basın açıklamaları ile gündeme geliyor.


Bölgesel Merkez Bankaları
Başkanları
1
Federal Reserve Bank of Boston
Eric S. Rosengren
2
Federal Reserve Bank of New York
William C. Dudley
3
Federal Reserve Bank of Philadelphia
Patrick T. Harker
4
Federal Reserve Bank of Cleveland
Loretta J. Mester
5
Federal Reserve Bank of Richmond
Jeffrey M. Lacker
6
Federal Reserve Bank of Atlanta
Marie Gooding
7
Federal Reserve Bank of Chicago
Charles L. Evans
8
Federal Reserve Bank of St. Louis
James Bullard
9
Federal Reserve Bank of Minneapolis
Neel Kashkari
10
Federal Reserve Bank of Kansas City
Esther L. George
11
Federal Reserve Bank of Dallas
Robert S. Kaplan
12
Federal Reserve Bank of San Francisco
John C. Williams

Fed Başkanları ne söylüyor?

            Fed Başkanlarının söylediklerini iki başlıkta toplayabiliriz.

            1. 2017 yılında kaç kere faiz artışına gidilecek?

Konuşmaların neredeyse tamamı bu soru üzerine geliyor. Kimi başkan 2 ya da 3 artışa, kimisi sadece 3 artışa işaret ediyor. Kimisi 4 artışın düşük bir ihtimal olduğunu ifade ediyor. Haber sitelerini bu konuda tararsanız, yüzlerce kez benzer cümleleri karşınızda görebilirsiniz. Adeta Fed Başkanları ABD’nin Küresel Finans Krizinden başarı ile çıkmasının tadını çıkarıyorlar...

ABD Küresel Finans Krizinde azalan kişi başına GSYH’yi çok daha yükseğe yaklaşık 52.000 Dolara kadar çıkardı, işsizlik oranını %4,7’e kadar düşürdü ve enflasyonu %2 düzeylerine çıkarmayı başardı. Küresel finans krizi ile birlikte özellikle gelişmiş ülkelerde deflasyon sorunu baş gösterdi ve ülkeler enflasyon oluşturmak için büyük çabalar gösterdiler. Uzun yıllardır yüksek enflasyon ile yaşanan Türkiye’de, bu durumu anlamak biraz zor olabilir. Bu başarılara Fed’in katkısı tabi ki yadsınamaz. Şimdi de Fed Başkanları basının karşısı geçip her gün konuşmaktan geri durmuyorlar.

Bu arada Fed’in faiz artışlarında “güvercin” tanımına uyduğunu, bunun da gelişmekte olan ülkeleri desteklediğini belirtmek gerekir. Fed Başkanları faiz artışında yavaş davrandıklarını, gelişmekte olan ülkelerin faiz artışlarına hazırlanmak için yeterli zamanlarının olduğunu da belirtmekteler. Fed Başkanları atacakları adımlarda sadece ABD ekonomisini değil, tüm dünyayı göz önünde bulundurduklarını hissettiren açıklamalar yapmaktadırlar. Sanırım bu açıklamaları, dünya üretiminin dörtte birini tek başına gerçekleştiren, dünyanın en büyük ekonomisine sahip olmanın verdiği rahatlıkla yapabiliyorlar. Diğer taraftan küreselleşmenin de etkisi ile bir ülkedeki ekonomik problem sadece o ülke ile sınırlı kalmıyor. Küresel Finans Krizi ABD’de baş gösterip tüm dünyaya orandan yayıldı. Bu konudaki olumsuz durumun telafisi adına da bu tür konuşmalar yapılıyor olabilir.

2. Bilanço kompozisyonuna dair açıklamalar

Bu konuda çok az açıklama yapılsa da bence önemi çok daha büyük ve gelişmekte olan ülkeleri faiz artışlarından daha fazla etkileyecek gibi görünüyor. Fed Küresel Finans Krizi ile mücadele ederken bilançosunu yaklaşık 0,8 trilyon dolardan 4,5 trilyon Dolara kadar çıkardı. Şimdi bilançonun küçülmesi ve/veya kompozisyonun değişmesi gündemde. Bu da piyasalardan likiditenin çekilebileceği anlamına geliyor ki, özelikle cari açık veren bizim gibi ülkeler için bu durum büyük önem arz ediyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ne yapmalı?

Hemen hemen her gün Fed Başkanları veya yetkililerinden açıklama üstüne açıklamalar gelirken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı veya diğer yetkililer ne yapmalı?

Merkez Bankası iletişimi artırmalı “gizemli” olmaktan çıkmalıdır.

Merkez Bankası toplantılar sonrası yapılan yazılı açıklamalar ile yetinmemelidir. Sık sık attığı adımlar ile bilgi vermeli neyi niçin yaptığını anlatmalıdır.

Örneğin; Ocak ortasından bu yana haftalık repo ihalesine neden çıkmadığını anlatmalıdır. Bu uygulamanın hangi ülkelerde hangi dönemlerde başarılı sonuçlar verdiği, Türkiye’nin o ülkeler ve o anki koşullara benzerliği detaylı bir şekilde anlatılmalı, tartışılmalıdır. 

Merkez Bankası son iki buçuk aydır bankalara kullandırdığı fonların %80’inden fazlasını saat 16’dan sonra Geç Likidite Penceresinden kullandırmaktadır. Bunun nedenleri nelerdir? Buradaki hedef nedir? O hedefe iki buçuk aylık uygulamadan sonra ne kadar ulaşılmıştır? Bu ve benzeri soruların Merkez Bankası yetkilileri tarafından daha yoğun bir şekilde tartışılmasında büyük fayda vardır.