google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Kredi Garanti Fonu’nu Yanlış Anlıyoruz

27 Ağustos 2017 Pazar

Kredi Garanti Fonu’nu Yanlış Anlıyoruz

Bu yıl Kredi Garanti Fonu gündemin önemli maddelerinden biriydi, hala da öyle. Bozulan ekonomik görünümü düzeltmek adına gerçekleştirilen ilk uygulamada firmalara 250 milyar TL’lik bir kredi desteği sunuluyor ve bu limite ulaşılmak üzere. Bu uygulamanın bu yılki ekonomik büyümeye %1,5 gibi bir oranda katkı sunması bekleniyor. Aynı zamanda bu uygulamanın büyümenin yanı sıra reel sektöre nefes aldırmak için gerçekleştirildiği de belirtilebilir. Zira sunulan bu destek ile birçok firma belki de iflastan döndü, bir şans daha buldu.

Kısaca KGF firmaların krediye ulaşmalarını sağlıyor. KGF’nin çok önemli bir görev yerine getirebileceğini önceki yazılarımda da ifade etmiştim. Ben KGF ile genç ve kadın girişimcilerin, ihracatımızın kalitesini de artırarak cari açığı katkı sunan firmaların ve alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapan firmaların desteklenmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Ancak mevcut uygulamayla geniş bir yelpazede birçok firmanın krediye ulaşmaları sağlanmış oldu. Kredilerin %87’sinin TL cinsinden olduğu, ticaret ve hizmet sektörü ve imalat sanayinin kullandırımların ¾’ünü kapsadığı ve ortalama faizin %15 olduğu bilgisi KGF’nin internet sitesinde yer almakta.

Bankacılık sektörünün batık kredi oranı

Bankaların faaliyetlerini yürütürken üstlendikleri risklerden birisi de kredi riskidir. Kredi riski kullandırılan kredilerin bankaya geri dönmeme ihtimalidir. Bu noktada kredi kararlarının isabetli bir şekilde verilmesi önem arz etmektedir. Ancak ne kadar hassas davranılırsa davranılsın çeşitli nedenler ile kullandırılan kredilerin bir kısmı tahsil edilemez. Önemli olan bankanın o riski taşıyabiliyor olmasıdır.

     
Türkiye bankacılık sektörünün batık kredi oranı yukarıdaki grafikte yer almaktadır. Küresel krizin en çok hissedildiği yıl olan 2009’da bu oran %5,4’e kadar çıkmıştır. Günümüzde ise %3,1 düzeyindedir. Son yıllarda bankacılık sektöründe önemli bir sorun yaşanmadığı, son yıllarda özsermaye karlılığının eğilimi aşağı yönlü olsa da, bankaların her yıl kar elde ettikleri dikkate alınırsa, bu düzeydeki batık kredi oranının bankalar tarafından taşınabildiğini söyleyebiliriz. Yani bankaların yaptığı fiyatlamalar kredi riskini karşılayacak düzeydedir. Ancak son yıllarda bankaların tahsil edemediği alacaklarını varlık yönetim şirketlerine sattıkları, dolayısıyla batık kredi oranının olduğundan bir miktar daha düşük göründüğünü de belirtmek gerekir.    

KGF kredilerinde riskin çoğu bankalarda mı?

KGF krediler için riskin çoğunun bankalarda olduğu, devletin riskin az bir kısmına garanti verdiği medyada çok şık ifade edildi. Evet devlet riskin tamamını üstlenmiyor, kredi portföyünün %7’sine kadar olan bir riski üstleniyor. Ancak bu ifade yanlış anlaşılıyor. Şöyle ki; “100 TL’lik bir kredi batarsa bunun 7 TL’sini devlet karşılayacak 93 TL’si de bankanın zararı olacak” diye düşünülüyor. Halbuki öyle değil. Bankaların KGF kapsamında kullandırdıkları tüm kredilerden oluşan portföyün %7’sine kadar garanti veriyor devlet…

Hali hazırda batık kredi oranı %3,1. KGF kapsamında kullandırılan kredilerin geri dönmeme oranının bu orandan çok daha yüksek olacağı öngörülüyor. Diyelim 2 kat daha fazla oldu, batık kredi oranı %6 - %7’e ulaştı. Devlet hala tamamını karşılıyor. Geri ödenmeme oranı %7’yi geçerse bankalar bunu Hazineden talep edemiyorlar. Ancak şu an %7 olarak uygulanan tazmin üst limitini, Hazine Müsteşarlığı %10’a kadar çıkarmaya yetkili. 27.02. 2017 tarihli “Kredi Garanti Kurumlarına Sağlanan Hazine Desteğine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar”da bu ifade yer alıyor.

KGF kredilerine doğru açıdan bakıldığında, aslında devletin kredi riskini tamamen üstlendiği görülüyor. Riskin tamamı devlette diyebiliriz. Yani geri ödenmeyen krediler devlet tarafından bankalara ödenecek. O zaman bir hesap yapalım. 250 milyar TL’lik garantide %7’lik bir batık kredi oranı oluşursa, 17,5 milyar TL devlet tarafından bankalara ödenecek. Ekonomide işler kötüye gider ve Hazine tazmin üst limitini %10’a çıkarırsa ödenecek maksimum tutar da 25 milyar TL olabilecektir. Bu paranın ne kadar büyük olduğunu sanırım anlatmaya gerek yok. Sadece gevşek maliye politikası ile mali disiplinin kısmen bozulduğu bu yılın ilk altı ayında bütçenin 25 milyar TL açık verdiğini ifade edelim. Bu yıl mali disiplinden bir miktar taviz verilecek ancak KGF kredileri ilerleyen yıllarda peyderpey bütçeye yük olacağı için, ilerleyen yıllarda da mali disiplini sağlamak zor olacak.

Banka cephesinden bakarsak durum gayet iyi. Çünkü neredeyse kredi riski almadan, ortalama %15 faiz ile kredi kullandırıldı. Aynı zamanda bu kredilerden faiz dışı başka gelirler de elde edildi, krediler bir süre banka hesaplarında tutularak da yine kazanç sağlandı. Böylece banka karları da önemli artışlar gösterdi. Şikâyet edilen nispeten yüksek karlara KGF kredileri de katkı sundu. Bu durum Borsa’ya da yansıdı, banka hisseleri öncülüğünde BIST 100 endeksi TL bazında rekorlar kırdı, 110 bini aştı.

Diğer taraftan bankacılık sektörünün kredileri KGF etkisiyle önemli ölçüde artarken, bankaların en önemli kaynağı olan mevduat daha düşük bir oranda arttı ve Kredi / Mevduat oranı %121’e kadar çıktı. Daha önce yapay zekâ ile yaptığım bir çalışmada Türkiye bankacılık sektörü için bu oranın ideal düzeyini %80 olarak bulmuştum. Merak edenler "Kredi Karlılık İlişkisi - Yapay Zeka Ne Diyor?" başlıklı yazımı okuyabilirler. Hal böyle olduğu için bankacılık kesiminden yılın ikinci yarısında kredilerin biraz yavaşlayacağı ifade edildi. Ancak hükümet yetkilileri öyle olmayacağını büyüme için kredilerin devam etmesi gerektiğini belirttiler. Bu ise piyasalarda 2. bir KGF uygulaması mı geliyor söylentilerine yol açtı. Neyse ki daha sonra reel sektörden talep geldiği ancak 2. bir KGF uygulamasının olmayacağı ifade edildi. Belli ki bütçeye gelebilecek yük ağır bulunmuştu.


Bir firmanın kötü yönetim veya başka nedenler ile ödeyemediği krediyi devlet eliyle neden tüm toplum karşılasın diye düşünebilirsiniz. Ancak yöneticiler firmaların iflası ile gelir kaybı istihdam gibi ortaya çıkacak maliyeti ve bu tür uygulamalarının maliyetini karşılaştırarak bir karar vermekteler. Bana sorarsanız yukarıda düşüncemi ifade ettim. Bu tür uygulamalarda yukarıda da belirttiğim gibi bazı koşul ve sınırlar olması gerektiğini söyledim. Ancak ekonomide işler kötüye gittiğinde bu tür kararlar da alınabiliyor. Aklıma 1994 yılındaki krizde (5 Nisan Kararları) banka mevduatına %100 devlet garantisi verildikten sonra, 2001 krizinde 40 milyar Dolar gibi bir maliyeti toplum olarak nasılda ödediğimiz aklıma geliyor. Bunun nasıl olduğunu merak edenler "Banka Hortumlama" başlıklı yazıma bir göz atabilir. KGF uygulamasının böylesi bir yük getirmemesi temennisi ile yazımı sonlandırayım.

10 yorum:

  1. çok gūzel bir yazi. KGF'yo ilk kez tam olarak anladim. Bankalarin dolayisiyla borsanin bu agresif yukselişinin nedeni cok daha anlaşilir şimdi benim icin. Emeğinize sağlik...

    YanıtlaSil
  2. Duymaya alıştığımızın aksine KGF'den kaynaklanacak zararın aslında hazine üzerinden vatandaşın ödemek zorunda kalacağını net bir şekilde ortaya koymuşsunuz. Kazanan ise yarısı yabancıda olan bankalar ile belkide iyi yönetilmeyen ve KGF kredisi ile kullanılan krediyi yatırıma dönüştüremeyen, içi boşaltılarak batırılan şirketlerin sahipleri olacak. Her durumda faturayı ödeyen halk olacak onu anlıyoruz yazınızdan. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam yazı gerçekten çok berrak ve faydalı olmuş. ancak 'Kartal'ın yorumu tam 12 den yüzde yüz isabet

      Sil
  3. kimin parasıyla kime garanti veriliyor anlamıyorum. 'bütçe hakkı' hukuku diye bir şey olmalı. hazine aracılığıyla bankaları besliyoruz sonrada bankalara faizi indirin yada çok kar yapıyorlar eleştirilerini yöneltiyoruz.Firmalar veya bankalar kar ettiğinde karı vatandaşla paylaşıyor mu ki riskini vatandaş paylaşıyor.

    YanıtlaSil
  4. Güzel bir yazı olmuş, teşekkürler.

    Fakat yaptığınız açıklama ve verdiğiniz örnekte birşey kafama takıldı.

    Açıklamaya göre garanti verilen kredi kısmı bir bankanın batık kredi oranının %7si kadar olabilir ki bu da her banka için farklı bir rakam olmalı. Oysa verdiğiniz örnekteki rakamlar toplam fonun %7sini esas almış. Acaba ben mi yanlış anladım?

    Bankalara batık kredi oranlarının %7ye kadar olan kısımlarına kurtarma garantisi verirseniz o oranlar son hanesine kadar kullanılır diye düşünüyorum ki hatta bankalar diğer kurtarılamayan kredilerini dahi bu kurtarılabilecwk kısma kaydırır ve o %7yi tuttururlar gibime geliyor.

    Ayrıca %10 açık opsiyonu da otomatikman bir kurtarmanın kurtarması olarak kullanılacaktır da diyebiliriz herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hesaplanan rakamlar Hazineye gelebilecek maksimum yükü gösteriyor.

      Sil
  5. Peki bu fonun dolar kuruna bir tür hedge işlevi sağladığı doğru mu? Yani dolar kuru belli bir değeri geçerse fonun aradaki farkı kapatacağı söylenmekte. Bahsettiğiniz kısımlarda buna dair bir bilgi göremedim de.

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kredi Garanti Fonu'nun böyle bir işlevi yok.

      Sil
  6. Sanırım dolar kuruna karşı hedge görevi gören şey KGF değil de Varlık Fonu. Oradaki kaynakların bu yönde kullanılmasından bahsedilmekte.

    YanıtlaSil