google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Faiz Oranlarını Tutan Ne?

10 Ağustos 2017 Perşembe

Faiz Oranlarını Tutan Ne?

2017 yılı ile birlikte başta Merkez Bankası olmak üzere, bankaların faiz oranlarını önemli ölçüde artırdığını gördük. Bu durum ekonomimizi şüphesiz olumsuz şekilde etkiliyor. Ancak enflasyonu düşürmeden faiz oranlarını aşağı çekmemiz de mümkün görünmüyor. Tasarruf sahipleri doğal olarak enflasyon oranının üzerinde bir getiri talep ediyor. Enflasyon oranı yüksek olunca faiz oranları da yüksek oluyor. Yani yüksek enflasyon oranı, faiz oranlarının azalmasını engelleyen en önemli faktör olarak karşımızda çıkıyor. Bir süre sonra da yüksek faiz oranları girişimcilerin maliyetlerini artırarak fiyatların artmasına neden oluyor. Yani bu sefer yüksek faiz oranları enflasyonu artırmaya başlıyor. İpi elden kaçırınca, enflasyon ve faizin birbirini olumsuz şekilde etkilediği kısır bir döngüye girmiş oluyor ekonomi. Son zamanlarda böyle bir süreç yaşanıyor ülkemizde.     

İlgili yazımda bankaların faizlerin azalacağı yönünde bir beklenti içinde olabildiklerini belirtmiştim. O zaman bu beklenti karşılık bulur mu? Bir tahminde bulunmak yerine faiz oranlarına etki eden önemli bazı önemli faktörlere değinelim.

Yüksek enflasyon oranı

Enflasyon satın alma gücünü azalttığı için tasarruf sahipleri doğal olarak enflasyonun üzerinde bir faiz oranı talep ederler. Aksi durumda tasarrufları nominal olarak artsa da, satın alma güçleri azalmış olur. Özellikle son yıllarda Türkiye’de tasarrufları mevduat hesaplarında değerlendirerek, satın alma gücünü artırmak her zaman mümkün olmamıştır. Bu durumun nedeni de yüksek enflasyondur. Yüksek enflasyon kazançları eritmektedir. Hal böyle olduğu için, yani insanlar tasarruflarının karşılığını reel olarak alamadıkları için tasarruf yerine tüketime meyletmektedirler. Bu durum da enflasyonun düşmesini engelleyen faktörlerden biridir.

Geçtiğimiz aylarda %12’ye dayanan enflasyon oranı %9,79’a gerilese de tekrardan çift haneye çıkma riski bulunmaktadır. Türkiye, enflasyon oranı en yüksek olan ülkeler arasında yer almaktadır. Enflasyon yüksek olduğu için, faiz oranları da yüksektir.

Ancak;

            -          Gelişmiş ülkelerin enflasyon oranlarını %1,5 - %2 düzeylerine çıkarmak için yoğun çaba sarf ettiği ve pek de başarılı olamadıkları,
            -          Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de enflasyon oranının 2009 yılından bu yana en düşük seviyeye, %3’e gerilediği,
         -          Dünyada tarım fiyatları ve enerji fiyatlarının son yıllarda bırakın artmayı azaldığı dikkate alınırsa,

bizim de enflasyon oranını düşürmemiz doğal olarak beklenir. Hal böyle olmasına rağmen beklenti, yıl sonunda enflasyonun tek haneli olup olamayacağıdır. Enflasyon, maalesef sadece günümüzde değil geçmişte de bir türlü başarılı olamadığımız bir alandır. Dünyada esen olumlu rüzgâr da, bu alandaki başarısızlığımızı değiştirememiştir. Dolayısıyla ülkemizde enflasyon konusuna temkinli yaklaşmak gerekmektedir. Bir türlü düşüremediğimiz enflasyon oranımız, faizlerin azalmasının önündeki en büyük engeldir, en önemli belirleyicidir.

Gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz artışları

Sermaye kendisine yüksek getiri sunan piyasaları tercih etmektedir. Yüksek faiz oranları sıcak paranın ülkemize gelmesini sağlamaktadır. Türkiye de tasarruf açığı olan bir ülkedir. Yani yabancıların tasarruflarına ihtiyaç duymaktadır.

Amerika Merkez Bankası Fed, Aralık, 2015’den bu yana faiz artırım sürecindedir. Ancak görece yavaş davranmakta, faiz oranlarını temkinli bir şekilde artırmaktadır. 2018 yılı ile birlikte, Avrupa Merkez Bankasının da faiz artırmaya başlaması beklenmektedir. Dünyada faiz oranlarının artıyor olması, ülkemizde faizlerin düşmesini engelleyecek olan bir başka faktördür. Burada faiz oranlarımızın çok yüksek olduğu dolayısıyla geri gelebilecek bir alanın olduğu düşünülebilir. Bunda haklılık payı da vardır. Ancak faiz oranlarımız yüksek olduğu gibi riskimizin de yüksek olduğu bilinmelidir.

Büyümeye destek olan gevşek maliye politikası

Ekonomide sorunların görülmesi ile bir dizi maliye politikası önlemi alındı ve bu durum ekonomik büyümeye önemli ölçüde katkı sağladı. Büyümeyi destekleyen maliye politikası ve küresel sermaye akımlarının gelişmekte olan ülkeleri desteklemeye devam ettiği bu süreçte, ekonomimiz yüksek oranda büyümeyi başardı. Burada maliye politikasının rolü büyük oldu. Ancak Ocak – Haziran döneminde geçen yıl 1,1 milyar TL fazla veren bütçe, bu yıl 25,2 milyar TL açık verdi. Böylece devletin borçlanma ihtiyacı arttı ve Temmuz ayında iç borç çevirme oranı %145’e dayandı. Yani kamu vadesi gelen borcuna karşılık onun yaklaşık bir buçuk katı yeni borçlanmaya gidiyor. Bu durum tasarrufların önemli bir kısmının kamuya yönlenmesine neden oluyor.


Gösterge faiz bugünlerde %12’nin bir miktar altında işlem görüyor. Mevduat faizlerine yine yaklaşık %12 seviyelerinde. Tasarruf sahipleri açısından düşünürsek, devlete borç verip %12 faiz geliri elde etmek varken, aynı orandan bankada mevduat hesabı açtırmak mantıklı değildir. Çünkü bankadaki vadeli mevduat, devlete borç vermekten daha risklidir. Hal böyle olunca bankalar tasarruf sahiplerine devletin borçlanma faizinden daha fazlasını teklif etmek durumunda kalmaktadırlar. Dolayısıyla mevduat faizlerinin azalması için devletin borçlanma faizinin azalması gerekmektedir. Ancak oda yüksek bütçe açığı ve yüksek iç borç çevirme oranından dolayı mümkün olamamaktadır. Her kararın bir fırsat maliyeti vardır. Özetle, ekonomimizin daha fazla büyüyebilmesi için yüksek faize katlanıyoruz.

4 yorum:

  1. 2016 haziran ayinda 1 milyar uzerinde fazla veren butce 15 temmuz darbesinin musahhas etkiliyisle 25miyar bir yil sonra acik vermesi ulkemizin devletimizin bucag dışi mudahalelere daha dayanıklı olmasini gerektiriyor gezi olayi ve 25.17 kumpaslari ekonomide çok buyuk sarsintilar yasanmasina neden oldu. secimler ve referandum surecleri enflasyon ve faiz oranlarini etkiliyor ancak saglam siyasi liderlik ulkeyi bircok sert virajlarda savrulmalarin yasanmamasina neden oluyor koalisyonlarla gelseydi ulke ne faiz ne enflasyon nede büyüme bu kadar stabil olmayacakti

    YanıtlaSil
  2. güzel yazınız için teşekkürler yüksek faizin en önemli sebeplerinden biri tasarruf yetersizliği tasarruf yapamıyoruz ve elalemin tasarruflarına ihtiyacımız var mecburen bu faizleri ödemek zorunda kalıyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim.
      Tasarrufların yetersizliği önemli bir problem. 2007'den bu yana kişi başına düşen milli gelirin yatay seyretmesi ve son yıllarda mevduatın reel getirisinin genellikle negatif olması sorunu daha da büyütüyor.

      Sil
  3. AKP bir iç koalisyon partisidir. İçinde son 3 senedir çatışmakta olan birkaç grubu en başından beri bulunduruyor. Siyasal istikrar bir ilüzyondur artık. Ekonomik istikrardan kasıt ise -çok klişe olacak ama- üretmeden tüketime sevk etmekti yıllardır. Ülke ekonomisinin gidişatını belirleyen tüm parametreler (faiz, enflasyon, kur farkı) çoğunlukla birer göstergedir. Yaptığın işin göstergesidir. Ekonomi, 15 yıllık siyasal islamcı iktidarın ve onların çok da aklı çalışmayan fırsatçı müritlerinden ötürü bu reelde "yapılan iş" kolpaydı. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

    Bir de affedersiniz ama tüm dünya birleşmiş Türkiye'yi batırmaya çalışıyor algısı nedir? Öyle olsa bile şimdiye kadar ülkeyi kalkındırma fırsatlarını heba ettiler. Diğer ülkeler de çıkarları doğrultusunda tabii ki bu zayıf ülkeden beslenecek. Ne sandınız! Mızmızlanmayın.

    Yukarıdaki ince ince yazılmış yazının altına böyle sokak ağzı ile yazmak hoş değil ama bu işin bir gerçeği var. Ekonomik ve siyasal gidişat az çok belli. Tek dileğim şu iktidar yakın zamanda düşmez. Tüm yaptıkları pislikler siyasal islamcıların kucaklarında patlar. Yoksa ders çıkaracağımız yok.

    YanıtlaSil