google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Enflasyonla Mücadele Tarzımız

20 Eylül 2017 Çarşamba

Enflasyonla Mücadele Tarzımız

Önceki yazımda dünyanın en büyük 20 ekonomisi ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin yüksek enflasyon ile mücadelede yeterince sıkı bir para politikası uygulamadığı değerlendirmesinde bulunmuştum. Durum enflasyon oranı en yüksek, yani enflasyon ile mücadeleye en fazla ihtiyacı olan ülke olmamıza rağmen böyleydi. Peki, yeterince sıkı para politikası yürütmeyen Merkez Bankasının izlediği bu politika tarihsel süreç içinde değerlendirilirse nasıl bir tablo karşımıza çıkar? Yani günümüzde enflasyon ile mücadelede yeterince sıkı para politikası uygulamayan Merkez Bankası geçmişte de böyle miydi? Bu yazıda da bu soruya cevap arayalım.

Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış olarak tanımlanan enflasyon talep veya maliyet kaynaklı olabilir. Genel olarak para miktarının hızla artışı ile talep enflasyonunu karşımıza çıkarmaktadır. Döviz kurlarındaki yüksek artışlar ise zaman içinde maliyet enflasyonu olarak önümüze gelmektedir. Son aylarda kurlardaki artışın etkisiyle maliyet enflasyonu zannımca daha çok ağır basmakta ve enflasyon oranımız çift hanede bulunmaktadır.

İnsanlar tasarrufta bulunduklarında enflasyonun üzerinde bir getiri elde eder böylece satın alma güçleri artar ise tasarruflarını artırma çabası içinde olurlar. Aksi takdirde, tasarrufların artış hızı enflasyonun gerisinde kalıyor ise bu durumda da insanlar tasarrufta bulundukları zaman satın alma güçleri azalacağı için tasarrufu değil tüketimi tercih ederler. Çünkü tasarrufta bulunursa belirli bir miktarda para ile alabildiği mal ya da hizmeti ileride alamayacak demektir. Faiz oranları arttığında insanların tasarrufa meyli artar. Faiz oranından enflasyonun arındırılması ile reel faize ulaşılır. Reel faiz ne kadar yüksek ise tasarruflar o kadar teşvik edilmiş olur. Özellikle bizim gibi tasarruf açığı olan ülkelerde faiz oranlarının enflasyon oranının üzerinde olması enflasyonu düşürmenin ötesinde öneme sahiptir.

Diğer taraftan yüksek faiz oranları sıcak parayı ülkeye çekerek döviz kurlarının azalmasına ya da fazlaca yükselmemesine katkı sağlar. Bu durum da yine bizim gibi cari açığı yüksek ülkeler için önem arz etmektedir. Yani yüksek faiz ile hem talebi ve hem de döviz kurlarını baskılamış olursunuz. Böylece enflasyon oranının azalmasını bekleyebilirsiniz. Ancak burada döviz kurlarının aşırı derecede düşüp ithal malları ucuzlatarak talebi artırmamasına da dikkat etmek gerekir. Yüksek faiz enflasyon oranına bu açıdan katkı sunarken ekonomi üzerinde olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Özellikle yatırımlar bu durumdan olumsuz etkilenir. Girişimcilerin yüksek faiz maliyetinden dolayı yatırım iştahları azalır. Aynı zamanda maliyetleri artacağı için bu durumdan enflasyon olumsuz etkilenebilir. Yüksek faiz ekonomiyi soğutarak büyümeyi de baskılar. Dolayısıyla enflasyon ile mücadele, büyümeden bir miktar feragat etmeyi gerektirmektedir.

Enflasyon ile mücadele ediyor muyuz?

Önceki yazımda da belirttiğim üzere merkez bankaları faiz oranları, açık piyasa işlemleri, zorunlu karşılık oranları gibi para politikası araçlarını kullanarak fiyat istikrarını sağlamaya çalışırlar. Ancak faiz oranları bu araçlar içinde özel bir öneme sahiptir. Aşağıda yer alan grafikte 2011 yılından bu yana ülkemizde Merkez Bankası faizi (AOFM), enflasyon oranı ve reel faiz oranı bulunmaktadır.

Grafikte MB faizi ve enflasyon oranının birbirine çok yakın seyrettiğini görüyoruz. Bu süreçte yıllık enflasyon oranı en yüksek %11,87 en düşük %3,99 olarak gerçekleşmiştir. MF faizi ise en yüksek %12,01 en düşük %4,52 olmuştur. Faiz oranının enflasyon oranından arındırılması ile ulaşılan reel faiz ise en yüksek %2,36 en düşük -%3,81 olmuştur. Ortalama değerlere bakarsak MB faizi %7,9, enflasyon oranı %8,1 ve reel faiz -%0,2’dir. Tasarruflarını mevduat hesaplarında değerlendiren mudiler için de benzer bir durum söz konusudur. Merak eden ilgili yazıya göz atabilir.


Aslında bu grafik enflasyon oranını neden düşüremediğimizi bize göstermektedir. Uygulanan negatif reel faiz politikası insanları tasarrufa değil tüketime sevk etmiştir. Zira tasarrufta bulunup bunu banka hesabında değerlendirirlerse satın alma güçleri artmayacak aksine azalacaktır. Yani tasarruf yapan bu süreçte adeta cezalandırılmıştır. Hal böyle olunca talep frenlenememiş enflasyon oranı da bundan dolayı azalamamıştır. Tasarrufu teşvik edip talebi baskılamanız için pozitif reel faiz gereklidir.

Uygulanan negatif reel faiz politikası enflasyonu düşüremediği gibi önemli bir sonuç daha ortaya koymuştur. İnsanlar Türk Lirası ile tasarrufta bulunduklarında adeta cezalandırıldıkları için tasarruflarını TL yerine döviz hesaplarında değerlendirmeye başlamışlardır. Böylece döviz hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı %30 seviyelerinden %45’e dayanmıştır. Dolarizasyon olarak adlandırılan bu durum şüphesiz ekonomi için birçok riski beraberinde getirmektedir.      

Merkez Bankasının bu süreçte uyguladığı politika şuna benzetilebilir. Hasta olduğunuzda hani hemen antibiyotik kullanmak istemez ateş düşürücü vs. ile hastalığı atlatmaya çalışırsınız ya... Bunun için dış koşullar da çok önemlidir. Bitki çayları, dinlenme vs. gerekir. Aynı zamanda hastalığın uzun sürmemesi de lazımdır ki sorun kronikleşmesin. Merkez Bankası aynen bu şekilde davrandı bu süreçte. Acaba ufak faiz artırımları ile durumu atlatabilir miyim diye gözledi hep. Ama olmadı. Parasal genişleme sayesinde ülkemize bol miktarda para akışının yaşanmasına ve enerji fiyatlarının önemli ölçüde azalarak bu duruma katkı sunmasına rağmen enflasyonu kontrol altına alamadık. Şimdi ise sorun kronik bir hal aldığı için (Bizim yıllardan bu yana süren bir enflasyon sorunumuz var. Burada kastım enflasyon oranının bu seviyelerde katılaşmış olması.) başta kullanması gerekenden daha kuvvetli bir antibiyotik kullanılması gerekiyor. Bu kadar uzun süre sorunu geçiştiren adımların bir faturası olarak… 

2 yorum:

  1. Hocam bastan antibiyotik kullanmaninda ilacin yan etkisini dikkate almamak klacagi gibi bir vsrsayim var gecen yil 15 temmuzda siyasi iktidar bence enfaktus gecirdi bunun tedavisi halen sürüyor Özal rahmetli enflasyonu düşürürum ancak cok kisinin cani yanar derdi enflasyona fren yaptirdiginizda sıkı para politikasi talebi düşürecek ve bu durumda zaten kar marjlari düşmüş isletmeler iflasa gircek buda yuzde 10 gecen issizlik proplemini iyice alevlendirecekti oysa yuzde 10 enflasyon talebi destekliyor buyumeyi artiriyor tamam yüksek enflasyonda zamanla tehlike yaratiyor ancak bu sayede devlet gizli bir vergide almis oluyor kgf ile devlet isletmelerin sıkıntı da oldugunu görüyor ve tedbir aliyor siz enflasyonu cok abartiyorsunuz ticari hayatimin büyük bölümü yuksek enflasyonda gecti 2001de 5 takla attigimizi saymazsak ki plotaj hatasida cok fazlaydi enflasyon cok büyük tehlike degil birde savaş yapiyoruz onu da finansmani var. Tabi tecrubeli bir ustada dreksiyonda karamsar olamiyorum

    YanıtlayınSil
  2. Recep Bey bir karar verin artık. Daha geçenlerde o eski dönemleri yerden yere vuruyordunuz, şimdi o zamanki enflasyon çok da kötü değildi durumuna geldiniz. Neden? Desteklediğiniz iktidar enflasyonu hortlattı da ondan. Enflasyonu çok abartıyormuşuz. Mal ve hizmet fiyatları %10 (ki resmi rakam, gerçeği daha da yüksek) artıyorsa her türlü girdi %10 artıyordur en az. Bunun kümülatif etkisini düşünün bir de. Ayrıca yine girdi olan dolar da artmakta ki o da enflasyona katkıda bulunuyor. Devletin aldığı vergi dediğiniz şey devlete artı olarak eklenen bir şey değil ki? Onun da alım gücü düşüyor sonuçta. Enflasyon işe yarasaydı Osmanlı batmazdı.

    YanıtlayınSil