google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Faiz Oranı Riski
Faiz Oranı Riski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Faiz Oranı Riski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2017 Salı

Mevduatın Vadesi

Önceki yazımda 2017 yılı ile birlikte faizlerin önemli ölçüde arttığını görmüştük. Mevduat açısından baktığımızda da, bankaların kısa vadeli mevduatın faiz oranlarını görece daha fazla artırdıklarına değinmiştik. Bu durumun bankaların mevduatı kısa vadeli olarak toplamak istedikleri şeklinde yorumlanabileceğini söylemiştik. Faiz oranlarının azalacağı beklentisiyle, bankaların günümüzdeki görece yüksek faiz oranları ile taahhüt altına girmek istemedikleri belirtilebilir demiştik.

Bankalar bu uygulama ile mudileri kısa vadeli mevduat hesaplarına yönlendirmiş oluyorlar. Diğer taraftan uzun vadeli mevduattan daha az vergi kesintisi yapılması da mevduatın vadesini uzatmayı amaçlıyor. Son aylarda bu durumların mevduatın vadesi üzerinde nasıl bir etki yaptığını, bu yazıda değerlendirmeye çalışalım.


Yukarıda yer alan grafikte bankalarda TL üzerinden açılan mevduat hesaplarının vadeye göre dağılımı yer almaktadır. Bankalardaki mevduatın yaklaşık %20’ini vadesiz mevduat oluşturmakta. Buradaki hesaplamalarda ise sadece vadeli mevduat yer almakta. Haziran 2017 itibariyle vadeli mevduatın %70’i 1-3 ay arası vadeye, %18’i de 1 aydan daha kısa vadeye sahiptir. 1 yıl üzeri vadeli mevduatın toplam içindeki payı ise sadece %1,6'dır. Bu durum bankacılık sistemimiz için önemli bir risk kaynağıdır. Diğer taraftan Aralık 2016 tarihli veriler ile bir karşılaştırma yaptığımızda da, mevduatın vade dağılımında önemli bir değişim olmadığı görülmektedir.

Mevduat ortalama vadesinin oldukça kısa olması bankalar için olduğu gibi ekonomi için de risk kaynağıdır. Dolayısıyla 2013 yılında yürürlüğe giren düzenleme ile uzun vadeli mevduattan daha düşük oranlarda stopaj kesintisi yapılmaya başlandı. Sorunun çözümüne katkı sunmayı yani mevduatın ortalama vadesini uzatmayı amaçlayan bu düzenleme yerinde bir karardı. Ancak bu düzenleme de riskin yıllar itibariyle artmasını önleyemedi. Aşağıda yer alan grafikte 2011’den buyana TL mevduatın vade yapısı yer almakta. Buradan da açıkça görüleceği üzere mevduatın ortalama vadesi yıllar itibariyle artmamış. 1 yıl üzeri vadeli hesapların toplam mevduat içindeki payı 2011’de %3,3 iken %1,5’e kadar gerilemiştir. 


Mudilerin önemli bir kısmı brüt faiz oranına odaklanmaktadır. Hatta çoğu mudi farklı vadeler için farklı vergi kesintisi yapıldığını bilmiyor olabilir. Bunun için mudilerin vergi kesintisi yapıldıktan sonraki net faiz oranı konusunda bilgilendirilmeleri faydalı olacaktır. Brüt ve net faiz oranlarının ayrı ayrı sunulması veya sadece net faizin ifade edilmesi katkı sunabilir. Hali hazırda TL hesaplar için, 6 aya kadar vadeli mevduattan %15, 1 yıla kadar %12, 1 yıldan daha uzun vadeli mevduattan da %10 oranında stopaj kesintisi yapılmaktadır.

Faiz oranı riski nedir?

Bankalar en önemli fon kaynağı mevduattır. Yukarıda belirttiğimiz üzere mevduatın vadesi oldukça kısadır. Bankalar topladıkları bu fonları kredi olarak kullandırmaktadır ve kredilerin vadesi mevduatın vadesinden çok daha uzundur. Söz konusu vade uyumsuzluğu faiz oranı riskini beraberinde getirmektedir. Bir örnek ile anlatalım.

Bankaların %12 faiz oranı ile mevduat topladığını, %18 faiz oranı ile de kredi kullandırdığını varsayalım. Güncel değerler de yaklaşık bu düzeylerdedir. Bankaların başta personel giderleri olmak üzere faiz ödemeleri dışında da katlandığı maliyetler bulunmaktadır. Şüphesiz bankaların faiz dışı gelirleri de vardır. Kabaca kredi faizi ve mevduat faizi arasındaki fark da bankanın karı olmaktadır. Faiz oranlarındaki değişim aradaki bu farkı artırıp azaltabilmektedir.

Faiz oranı riski deyince tahvil fiyatları ve faiz oranlarının ters yönlü ilişkisi de akla gelmektedir. Ancak burada konumuz mevduat olduğu için, onu başka bir yazıyı bırakalım.

Faiz oranı riski bankanın karını nasıl etkiler?


Kullandırılan kredilerin vadesi genelde yıllar ile ifade edilmektedir. Yani banka bugün %18 ile kullandırdığı bir krediden, birkaç yıl boyunca sabit oranda gelir elde edecektir. Diğer taraftan mevduatın vadesi ise kısadır. Mevduat 1 ay sonra o anki faiz oranları ile güncellenecektir. Eğer faiz oranları artarsa, banka kullandırdığı krediden aynı faiz gelirini elde etmeye devam ederken mevduata daha fazla faiz ödemesi yapmak durumunda kalacaktır. Hal böyle olunca bankanın karlılığı olumsuz etkilenecektir. Tersi durumda yani faizler azalırsa da mevduat daha düşük faiz oranları ile yenilenecek böylece bankalar bu durumdan kazançlı çıkacaklardır.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Çok mu Kar Ediyorlar?

Bankalar dönem dönem elde ettikleri yüksek karlarla gündeme geliyorlar. Bazen bu durum reel kesimde kızgınlığa bile dönüşebiliyor. Firmaların zor da olduğu, hal böyleyken bankaların nasıl bu kadar kar elde edebildikleri şeklinde açıklama ve yorumlar yapılageliyor. Son günlerdeki faiz düşürme tartışmalarında da yine “daha az kar etsinler” şeklindeki açıklamalar ile bankaların kredi faizlerini düşürmeleri konusu da gündeme geldi. Bu yazımda bankaların karlılığını değerlendirmeye çalışacağım.

Aşağıda yer alan grafikte BDDK’dan temin ettiğim bankaların yıllık net kar rakamları bulunmaktadır. Grafikte hem TL cinsinden, hem de Dolar cinsinden kar rakamları yer almaktadır. Dönem dönem dolarizasyonun yaşandığı ülkemizde, günümüzde de yaşandığı söylenebilir, rakamlara Dolar cinsinden bakmakta da fayda vardır.

Bankaların 2002 yılından bu yana sağladığı yıllık net kar rakamları TL bazında genellikle artış göstermiştir. Bu eğilim 2017 yılında da devam edeceğe benzemektedir. Grafikte 2017 yılı için en son açıklanan, ilk 5 aylık kar rakamı bulunmaktadır. O da 21 milyar TL düzeyindedir. Bankaların benzer şekilde faaliyetlerine devam edeceği düşünülürse bu yıl da TL bazında rekor bir kar rakamı görülecektir. Ekonomisi büyüyen bir ülkenin bankalarının karlarının artması olağan karşılanmalıdır.

2009 yılı küresel finans krizinin en yoğun şekilde hissedildiği yıldı. O yıl Türkiye ekonomisi yaklaşık %5 oranında küçüldü. Bankaların karı ise 20 milyar TL olarak o zaman için rekor düzeyde gerçekleşti. O tarihlerde de şimdilerde olduğundan belki de daha fazla, bankalar karları yüzünden eleştiriye maruz kalmışlardı. Üretimin daraldığı, işsizliğin arttığı birçok firmanın kapandığı düşünülürse, bunların üzerine bir de bankalar sıkıntı yaşasaydı tabii ki daha kötü olurdu. Ancak o zamanlar firmalar batarken bankaların nasıl rekor kar elde edebildikleri bir miktar eleştiri ile birlikte tartışılıyordu.

Kredilerin geri dönmeme oranı oldukça yükselerek bankaların karlılıklarına olumsuz etki etse de, 2009 yılında bankalar geçmiş yıllardaki faaliyetlerinin semeresini görüyordu. 2001 krizi sonrasında bankacılık sektörü yeniden yapılandırılmış sağlam bir yapıya kavuşmuştu. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” atasözü ile anlatılan duruma uygun hareket ediyorlar, yüksek risk almıyorlardı. Faiz marjı oldukça yüksekti. 2003 yılından 2007 yılına kadar olan süreçte kurların azalan seyri yani TL’nin değerlenmesi bankaların karlarını önemli ölçüde destekledi. Sendikasyon ve sekürütizasyon kredileri ile Dolar cinsinden borçlanan bankalar vade sonunda daha düşük kur ile borçlarını yenileyebiliyorlardı. Bankaların açık pozisyonlarından kaynaklı kur riski, onlara ilgili yıllarda yüksek kar olarak geri dönmüştü.

O yıllarda bankaların bir başka avantajı da faiz ve enflasyon oranlarının geriliyor olmasıydı. Bankalarda kredilerin vadesi uzun, kredilerin finansmanı deyince ilk akla gelen mevduatın ise kısadır. Söz konusu vade uyumsuzluğu faiz oranı riski doğurmaktadır. Faizlerin azaldığı bir ortamda vadesi gelen mevduatlar daha düşük faiz oranları ile yenileniyor diğer taraftan bankaların yüksek faiz oranları ile kullandırdıkları krediler, bankalara yüksek karlılık sunmaya devam ediyordu. Hatta bu tür durumlarda bankalar müşteri memnuniyeti ve yine bir takım gelirler elde etmek amacıyla kredileri daha düşük faiz oranları ile yenileyebiliyorlardı. Kredilerin daha düşük faiz oranları ile yenilenmesi, küresel finans krizinin ilk etkilerinden sonra 2013’ün yaz aylarına kadar da bankacılık sektörünün gündeminde üst sıralarda yer almaya devam etti. Kısaca ifade etmek gerekirse, küresel finans krizinden önce vade uyumsuzluğundan kaynaklı faiz oranı riskinin, aynen açık pozisyonlarından kaynaklanan kur riski gibi, bankaların karlılığına olumlu etkileri bulunmuştur. Bahsettiğim riskler kademeli olarak bankalara yansımaya devam etmiştir. Bankalar böylece 2010 yılında da karlarını artırabilmiştir.


2015 yılına kadar ise bankaların karlarının görece yatay seyrettiğini söyleyebiliriz. 2016 yılında ise 37,5 milyar TL gibi oldukça yüksek bir kar rakamı söz konusudur. 2017 yılında da benzer şekilde hatta daha yüksek bir kar beklendiğini belirtebiliriz.
  
Dolar karları eritti

Bankaların TL cinsinden karlarının 2002 yılından günümüze önemli artışlar gösterdiğini söyleyebiliriz. Ancak bankaların kar rakamları Dolar ile ele alındığında farklı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. 2008 yılında bir miktar gerileme görülse de 2002 yılından 2010 yılına kadar karların arttığını görüyoruz. 2010 yılındaki 14,4 milyar Dolarlık kar rakamı o zamana kadar ki bir rekordur. Aynı zamanda sonraki yıllarda da bu rekor kırılamamıştır. TL bazında rekor karın elde edildiği 2016 yılında bankaları net kar Dolar cinsinden 10,7 milyar düzeyinde gerçekleşmiştir. Son yıllarda Doların TL karşısında değer kazanmasıyla birlikte, bankaların karları adeta erimiştir. Bu yıl TL bazında yine bir rekor beklense de, Fed faiz artışları ve Fed’in bu yıl başlaması beklenen bilanço küçültme operasyonları Doları destekleyeceğinden dolayı, Dolar bazında rekor kırılamayabilir. 

Belirli bir dönemde elde edilen kar rakamlarının yanında, söz konusu karların yatırılan sermayeye ve banka büyüklüğüne olan oranları da önem arz etmektedir. Hatta oranlar, tutarlardan daha önemlidir. Sonraki yazımda bankaların karlılığını oransal olarak değerlendirmeye devam edeceğim.