google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz

7 Aralık 2018 Cuma

Türk Bankacılık Sektörü’nün Mevduatı

Aşağıda yer alan grafikte Türk Bankacılık Sektörü’nün mevduat tutarları bulunmaktadır. BDDK’dan sağlanan bu veri ilgili aylarda toplam mevduatı bize göstermektedir. Yani hem TL hem de döviz tevdiat hesaplarının TL karşılığının toplamı grafikte yer almaktadır. Buna göre Ekim 2018 itibariyle Türk Bankacılık Sektörü’nün toplam mevduatı 2 trilyon 60 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.


Aşağıda yer alan grafikte ise toplam mevduat 2002 yılından bu yana Aralık ayı itibariyle bulunmaktadır.
Buna göre Türk Bankacılık Sektörü’nün toplam mevduatı 2002 yılsonunda 138, 2009 yılsonunda 515 ve 2017 yılsonunda da 1.711 milyar TL’ye ulaşmıştır.   

6 Aralık 2018 Perşembe

Mevduat Stopaj Oranları


Mevduat ve katılım bankalarında açılan hesaplara ödenen faiz ve kar paylarından tahsil edilen vergi oranları aşağıdaki tabloda yer almaktadır.    

5 Aralık 2018 Çarşamba

Döviz Hesaplarının Oranı

Bu yazıda bankalarda döviz cinsinden açılan hesapların, başka bir ifade ile döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı yer almaktadır. Bu oran dolarizasyonun da en önemli göstergesidir. Aşağıda yer alan, verilerinin BDDK’dan sağlandığı grafikte 2002 yılı aralık ayından bu yana döviz hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı yer almaktadır. Bu oran 2002 – 2010 yılları arasında düşen bir trende sahipken, 2010’dan bu yana yükselen bir trende sahiptir. 2018 yılının ağustos ayında döviz hesaplarının oran %53 ile 2003’ten bu yana olan zirvesini görmüş, eylül de %%52’ye ekim ayında da %50’ye gerilemiştir. Burada kur hareketlerinin bu oranı etkilediğini de belirtmek gerekir. Oranın %53’e çıktığı ağustos ayında Dolar kurunun 7 TL’yi geçtiğini hatırlamak gerekir. Sonraki aylarda da kurun gerilemesi bu oranın geri gelmesine katkı sağlamıştır. Hatta döviz hesaplarının artmasına rağmen kurdaki gerileme oranı aşağıya çekmiştir.  

  
Aşağıda yer alan grafikte de 2002’den bu yana yıl sonları itibariyle döviz hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı yer almaktadır. Buna göre döviz tevdiat hesaplarının oranı 2002’de %57 iken, 2010’da %30’a kadar gerilemiş 2017 sonunda ise %44 olarak gerçekleşmiştir.

4 Aralık 2018 Salı

ABD Başkanlık Seçimi ve Döviz Kurları

            8 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirilen ABD başkanlık seçimi, birçok açıdan tüm dünya için büyük önem arz ediyor. Kazanma ihtimali daha az görülen Donald Trump’ın seçimi kazanmasının finansal piyasalara önemli etkileri oldu. Bu yazıda ABD başkanlık seçiminden bu yana döviz piyasalarındaki hareketi değerlendirmeye çalışacağım. Aşağıda yer alan grafikte Dolar Endeksi, Meksika Pezosu ve Türk Lirasının seçim öncesinden günümüze olan değişimi yer alıyor. Dolar endeksi, Amerikan Dolarının altı para birimi karşısındaki değerini bize gösteriyor. Bu para birimleri ve endeks içindeki ağırlıkları şöyle; Euro %57,6, Japon Yeni %13,6, İngiliz Sterlini 11,9, Kanada Doları %9,1, İsveç Kronu %4,2 ve İsviçre Frangı %3,6. Trump’ın göçmen politikaları ve Meksika sınırına duvar örme vaadi gibi nedenler ile Trump’ın seçimi kazanmasıyla bu durumdan en çok Meksika Pezosunun etkileneceği beklendiği için grafiğe onu da dahil ettim.      

            
Öncelikle Dolar endeksi seçim öncesindeki seviyeye geri döndüğünü belirtelim. Seçim sonuçları ile birlikte yaklaşık %6 oranında değerlense de zaman içinde Doların değerinin azaldığını görüyoruz. Meksika Pezosu ise seçim sonrasında Dolara karşı hızlı bir değer kaybı yaşasa da, aynı zamanda bu değer kaybı %18 gibi yüksek bir orana kadar dayanmış olsa da, sonrasındaki süreçte toparlamıştır. ABD seçiminden bu yana Meksika Pezosunun Dolar karşısındaki değer kaybı sadece %1,65 oranındadır. Türk Lirasındaki değer kaybı Ocak ayı sonlarında %22’i aşsa da sonrasında TL bir miktar değer kazanmıştır. İlgili süreçte TL dolar karşısında %14,49 oranında değer kaybederek Dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimi olmuştur.

   
Yukarıda yer alan grafikte Dolar endeksinin yanında 21 para biriminin Dolar karşısındaki değişimi yer almaktadır.  Bu süreçte Dolar 8 ülke para birimi karşısında değer kaybederken, 12 ülke para birimine karşı değer kazanmış, 1 ülke para birimine karşı da bir değişim göstermemiştir. Dolara karşı en çok değer kazanan para birimi Rus Rublesi olurken, en fazla değer kaybeden para birimi Türk Lirası olmuştur. Rus Rublesindeki değer artışı %10’a yakınken, Türk Lirasındaki değer kaybı yaklaşık %15 olmuştur. Brezilya Realinin Dolar karşısındaki değer kaybı %5 düzeyindedir. Ancak bu kayıp son gündeki yaklaşık %8’lik değer kaybından kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi de ülkede yaşanan siyasal krizdir. 
Dolar karşısında en çok değer kaybının neden Türk Lirasında yaşandığı ilgili yazıda değerlendirilmiştir. 

Kredinin Unsurları Nelerdir?

Bankaların temel faaliyet alanı kredilerdir. Karlılığın ana unsuru olan kredilerin bir kısmı ise tahsil edilemez. Tahsil edilemeyen alacaklar 2-3 yıl gibi bir süre idari ve yasal olarak takip edilip tahsil edilmeye çalışıldıktan sonra, geriye kalan alacaklar varlık yönetim şirketlerine satılmaktadır. 2017 Mart ayında Türkiye’de faaliyet gösteren büyük ölçekli bir banka tahsil edemediği yaklaşık 110 milyon TL’lik alacağını 9 milyon TL’ye varlık yönetim şirketlerine satmıştır. Böylece söz konusu alacak tutarının sadece %8’ini tahsil etmiş olmaktadır. Türkiye’de bu oran tarihsel olarak bakıldığında %10 düzeylerindedir. Bankalar tahsil edilemeyen alacaklarını varlık yönetim şirketlerine sattıklarında takipteki alacakların toplam krediler içindeki payı azalmakta, banka bilançosu daha sağlıklı bir yapıya kavuşmaktadır. Ancak böyle bir satış sonrasında takipteki alacaklarının tahsil edilemeyen kısmını da (örneğimizde %92) bankalar zarar yazmak durumundadır. Bu durum doğal olarak banka karlılığını olumsuz yönde etkilemektedir. Söz konusu zarar bankanın özsermayesini azaltarak bankayı daha riskli hale getirmekte ve sonrasında bankanın kullandırabileceği kredilerin azalması durumunu da beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla bankaların temel hedeflerinden birisi, kalitesi yüksek bir kredi portföyü oluşturmaktır.

Bankaların kalitesi yüksek bir kredi portföyüne sahip olması, uygulanan kredi politikasının başarısına bağlıdır. Bankaların kredi politikasının temelini de kredinin dört temel unsuru oluşturur.

1.      Süre (Vade) Unsuru: Kredi temini ile satın alma gücü alacaklıdan borçluya belirli bir süreliğine geçer. Yani borç bir süre sonra geri alınmak üzere verilir. Geri ödeme tek seferde yapılabileceği gibi taksitler halinde de gerçekleştirilebilir. Geleceğe dair öngörü yapmak vade uzadıkça zorlaşır. Yani kredinin vadesi uzadıkça risk de artar. Riskin daha yüksek olması krediyi kullananın maliyetinin, krediyi kullandıranın da getirisinin yüksek olması anlamına gelmektedir. Örneğin 2017 yılı Nisan ayı itibariyle Türkiye’nin büyük ölçekli bankalarından birinin sunduğu konut kredilerini inceleyelim. Söz konusu banka 60 ay vade için %0,99 faiz oranı sunarken, bu oran 120 ay için %1,08’dir. Görüldüğü üzere uzun vadede risk daha yüksektir dolayısıyla kredi kullananın maliyeti, bankanın da getirisi daha yüksek olacaktır.

2.      Güven Unsuru: Kredinin kelime anlamlarından birisi de güvendir. Kredi kullanacak kişi ya da kurumun banka nezdinde saygınlığı olmalıdır. Bankalar uzun yıllardan beri birlikte çalıştıkları müşterilerinin yeni kredi taleplerini hızlı bir şekilde ve düşük faiz oranları sunarak yerine getirebilirler. Ancak günümüzde bu tür müşterilerin toplam müşteriler içindeki oranı oldukça düşüktür. Dolayısıyla bankaların kredi taleplerini yerine getirmeden önce iyi bir istihbarat çalışması yapmaları gerekmektedir.

3.      Risk Unsuru: Bankaların kredilendirme işleminde aldıkları risk, kredi anapara ve faizinin zamanında tahsil edilememe olasılığını ifade eder. Bankalar riski azaltabilmek için teminat gösterilmesini bazı krediler için talep eder. Risk realize olursa yani borçlu ödemelerini gerçekleştirmezse, teminatlar satılarak alacak karşılanmaya çalışılır. Ancak bu durumda da teminatın nakde çevrilmesi ve teminatın değeri sorun olabilmektedir. Küresel finans krizi ile birlikte ABD’de konutların değerindeki azalmaya bağlı olarak bankaların ciddi zararlar yazabildiklerini gördük.
BDDK’dan sağladığım aşağıda yer alan grafik, 2012 yılı Ocak ayı ile 2017 Şubat ayı arasında takipteki alacakların toplam krediler içindeki oranını göstermektedir. Grafikte takipteki alacaklar oranının yükselen bir trende sahip olduğu görülmektedir. Bu durum bankacılık sektörü için doğal olarak olumsuz karşılanır. Açıklanan son oran %3,25’dir. Makalenin giriş kısmında anlatıldığı üzere varlık yönetim şirketleri bankaların takipteki alacaklarını satın almakta, böylece bankalar bu alacaklardan kurtulup takipteki alacakların toplam krediler içindeki oranını düşürebilmektedir. Varlık yönetim şirketleri her geçen yıl daha fazla tutardaki alacağı bankalardan satın almaktadır. Yani takipteki alacaklar varlık yönetim şirketlerine satılmasa bu oran çok daha yüksek olacaktır.



4.      Getiri Unsuru: Kredilendirme işleminde bankalar, maliyetlerini karşıladıktan sonra geriye makul düzeyde kar bırakacak bir getiriyi müşterilerinden talep ederler. Kredilerden bankalar faiz/kar payı ve komisyon geliri elde eder. Uygulamada bankalar kredi ile birlikte bankanın diğer ürünlerinin pazarlamasını da yaparak diğer bir ifade ile çapraz satış yaparak müşteri bazında getiriyi yükseltmeye çalışmaktadırlar. Bankanın kredilerdeki getirisi krediyi kullananın maliyeti olmaktadır. Risk ve getiri birlikte hareket eder. Bankalar kredi notu yüksek müşterilere verdikleri kredilerde daha düşük risk aldıkları için, onlara düşük faiz/kar payı oranları sunabilirler. Toplumda finansal okuryazarlık düzeyi yükseldikçe ortalama kredi notu artacak, bu durumda da bankaların risk yönetimindeki başarısı artabileceği gibi, banka hizmetlerinden faydalananların da maliyetinin azalması mümkün olacaktır.

Kredi / Mevduat Oranında Sorun Olan Ne?

            Son günlerde bankacılıkta karşımıza çıkan en önemli konulardan biri de, bankaların kullandırdıkları kredilerin topladıkları mevduata olan oranıdır. BDDK’nın verilerinden Kredi / Mevduat oranının gelişimine bir bakalım. Aşağıda yer alan grafikte, 2002 Aralık - 2017 Mart arasındaki süreçte bu oranın gelişimi yer alıyor. Başlangıçta bu oran %36 düzeyinde iken küresel kriz öncesinde %86’ya kadar yükselmiştir. 2009 yılında %76’a kadar geri çekildikten sonra, azalarak artan bir eğilim ile %121’e kadar yükselmiştir. Bu süreçte bankaların çok ciddi bir dönüşüm gösterdiği belirtilebilir. Bu oranın %100 olması, bankaların topladıkları mevduat kadar kredi kullandırdıkları anlamını taşımaktadır.   


            Kredi / Mevduat oranı neden önem arz eder? Aynı zamanda bu oran için ideal bir seviye var mıdır? Öncelikle bu konuda şunu söylemekte fayda var. Bankaların temel kaynağı mevduat, temel varlığı da kredilerdir. Yani bankalar topladıkları mevduatı krediye dönüştüren kuruluşlardır. Bu oranın %100’ün üzerinde çıkması bankaların topladıkları mevduattan daha fazla tutarlarda kredi kullandırdıkları anlamına gelir.

Kredi / Mevduat oranının %100’ü aşmaması gerektiği yönünde genel bir kabul vardır. Şüphesiz bankaların mevduat dışında da fon kaynakları bulunmaktadır. Ama benzer şekilde bankalar kredilerden başka varlıklara da, başta menkul kıymetler olmak üzere, yatırım yaparlar. Bu yüzden kullandırılan kredi miktarının toplanan mevduatı aşması pek arzu edilmez. Dünya gazetesi yazarı Özcan Kadıoğlu Beyin derlediği bilgiye göre bu oran gelişmiş ülkelerde %77, gelişmekte olan ülkelerde %96’dır. Biz de ise bu oran %120’i aşmış bulunmaktadır. Hal böyle olduğu için bankalar yeni kredi kullandırmada zorlanmaktadırlar. Yaptığım deneysel bir çalışmada Türkiye bankacılık sektörü için bu oranın ideal düzeyinin %80 olduğunu tespit ettim. Bulgular, bu orandan daha düşük veya daha yüksek değerlerin, bankaların karlılığına olumsuz yönde etki yaptığını göstermektedir. Şüphesiz ideal düzey zaman içinde değişebilir. Ancak incelenen 2002-2016 yılları arasındaki dönemde ideal oran %80 iken, günümüzdeki %120 seviyeleri bankacılık için olumsuz olarak yorumlanabilir.

            Ancak bu konuda daha büyük önem arz eden bir durum daha var. O da mevduattaki yabancı para ağırlığının kredilere yansımaması. Aşağıda yer alan grafik bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. TL ve Yabancı Para (YP) cinsinden Kredi / Mevduat oranına baktığımızda çok farklı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Başlangıçta her ikisi de benzer bir orana sahipken ilerleyen yıllarda, küresel krizde fark biraz kapansa da, aradaki fark iyice açılmıştır. Mart 2017 itibariyle Kredi / Mevduat oranı YP cinsinden %94 iken, TL cinsinden %144’e ulaşmıştır. 2011 yılından bu yana ülkemizde dolarizasyon yaşandığı için bankaların açık pozisyonlarından kaynaklı riskleri artmaktadır. Yani bankaların döviz cinsinden yükümlülükleri hızla artarken, döviz cinsinden olan varlıklarının artışı görece daha az olmaktadır. Son zamanlarda bankalar mevduatı TL cinsinden toplamak istiyor ancak tasarruf sahipleri daha çok dövize yöneliyorlar. Bankalar o zaman kredileri döviz cinsinden kullandıralım diyorlar yine benzer şekilde insanlar döviz cinsinden kredi kullanmaya yanaşmıyorlar. 
 
        
            Biraz daha açık ifade etmek gerekirse;
1)      Mevduat içinde döviz cinsinden açılan hesapların oranı artmaktadır. Zannımca bunun en önemli nedeni, son yıllarda TL mevduat hesaplarının reel getiri sunmamasıdır. Dolayısıyla tasarruf sahipleri dövizdeki artıştan medet umarak döviz tevdiat hesaplarına yönelmişlerdir. Bunu tersine çevirebilmek için bankalar son zamanlarda TL mevduat faiz oranlarını artırırken, döviz tevdiat hesaplarının faiz oranlarını düşürmektedir.
2)      Toplanan mevduatın önemli bir kısmı döviz cinsinden olduğu için bankalar risklerini azaltmak adına döviz cinsinden kredi kullandırmak isteseler de bu konuda çok başarılı oldukları söylenemez.
3)      Tasarrufların önemli bir kısmının döviz cinsinden tutulduğu, kredilerin de çoğunun TL cinsinden kullandırıldığı günümüzde bankaların döviz kurundaki dalgalanmalara oldukça duyarlı oldukları da belirtilebilir.

Kredi / Mevduat oranının ideal seviyelere çekilmesi için yapılması gereken şey mevduatın kredilerden daha fazla artmasını sağlamaktır. Ancak son yıllarda içine girilen orta gelir tuzağı ile insanların tasarruflarını artırmaları pek kolay görünmemektedir. Diğer taraftan kredi artış hızı sınırlandırılabilir. Ancak bu da büyümeye olumsuz etki yapacağı için istenmemektedir.  Hatta yapılması gerekenin tam tersi uygulamalar görülmektedir. Yani mevduattaki sınırlı artışa karşılık krediler hızla artmaktadır. Kredi artış hızı yıllık %21’e çıkmıştır. Bu durum şüphesiz bankacılık sektörünün riskini artırmaktadır. Ancak bu risk de Kredi Garanti Fonu uygulamaları ve Merkez Bankasının satın alacağı söylenen banka senedi uygulaması ile kamuya transfer edilmektedir.

Türk Lirası Faiz Oranları Neden Daha Fazla Arttı?

Son zamanlarda faiz oranlarındaki artış birçok kişinin gündeminde. Döviz kurlarındaki artışın da etkisiyle, Merkez Bankası yılbaşında %8,28 olan ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini, 18 Mayısta %11,93’e kadar çıkardı. Yani Merkez Bankası faiz oranlarını yılbaşından bu yana %44 oranında artırdı. Bu durum bankaların Merkez Bankasından kullandıkları fonların maliyetinin %44 oranında arttığı anlamına geliyor. Diğer taraftan enflasyon oranındaki artışın da etkisiyle, mevduat hesaplarının faiz oranlarında da önemli artışlar oldu. Bu durum da bankaların maliyetini artıran bir diğer faktör olarak karşımıza çıkıyor. Aşağıda yer alan grafikte yılbaşından bu yana Türk Lirası, Dolar ve Euro üzerinden açılan vadeli mevduat hesaplarına bankalar tarafından uygulanan faiz oranları bulunmaktadır. Faiz oranları Merkez Bankası EVDS’den temin edilmiştir. Bankalarda farklı vadeler ile mevduat hesapları açılmaktadır. Söz konusu oranlar ilgili para birimi üzerinden açılan bütün mevduatların ağırlıklı ortalama faiz oranlarıdır.        

    
             Yılbaşına TL üzerinden açılan vadeli mevduat hesaplarının faiz oranı %9,5 iken, 12 Mayısta %11,39’a çıkmıştır.  Yılbaşına Dolar üzerinden açılan vadeli mevduat hesaplarının faiz oranı %2,47 iken, %2,67’e çıkmıştır. Yılbaşına Euro üzerinden açılan vadeli mevduat hesaplarının faiz oranı da %1,12’dan %1,23’e çıkmıştır. Grafik dikkatli bir şekilde incelendiğinde TL mevduat hesaplarının faiz oranlarının genellikle artış gösterdiği, Dolar ve Euro ile açılan hesaplarının faiz oranlarının ise ine çıka bir seyir izlediği görülmektedir. TL faizleri sürekli artış gösterirken döviz hesaplarında neden benzer bir durum söz konusu değildir?

            
Yukarıda yer alan grafikte TL, Dolar ve Euro üzerinden açılan vadeli mevduat hesaplarının faiz oranlarının, yılbaşından bu yana ne oranda değişim gösterdiği görülmektedir. Buna göre TL mevduat hesaplarının faiz oranları %20, Euro hesaplarının faiz oranı %10 ve Dolar hesaplarının faiz oranı da %8 oranında artış göstermiştir. Faizlerin artış oranları arasındaki farklılık oldukça yüksektir. Bankalar neden TL mevduat faizlerini çok daha yüksek oranlarda artırmışlardır?

Türkiye’de 2011 yılından bu yana, son aylarda da etkisi biraz daha şiddetlenen dolarizasyon süreci yaşanmaktadır. Bankalarda bulunan mevduat hesaplarının %45’i yabancı para cinsindendir. Bankalar topladıkları fonları krediye dönüştürürken ise döviz kredilerinin ağırlıkları bu oranda olmamaktadır. Yani bankaların döviz cinsinden yükümlülükleri döviz cinsinden varlıklarından fazladır. Bu duruma bankacılıkta açık pozisyon adı verilmektedir. Açık pozisyon bankaları döviz kurlarındaki değişime daha çok duyarlı hale getirmektedir. Örneğin döviz kurlarında ani bir yükseliş olsa bankalar vadesi dolan dövizli mevduat hesaplarına ödeme yapabilmek için daha fazla TL’ye ihtiyaç duyacaklardır. Diğer taraftan kredilerden benzer bir kazanç söz konusu olsa da o oranda olamayacak banka bu durumdan zararlı çıkacaktır. Aynı zamanda döviz kurlarındaki artışla genellikle batık kredi oranları artarken, bankaların vadesi dolan mevduat hesaplarına ödeme yapmama gibi bir lüksleri bulunmamaktadır.  

Yukarıda açıklanmaya çalışılan nedenlerden dolayı bankaların TL faizlerini çok daha yüksek oranlarda artırarak, mevduat içinde TL mevduatın payını artırmak istedikleri belirtilebilir. Böylece bankalar döviz kurlarındaki olası artışlar ile karşılaşacakları riskleri minimize etmek istemektedirler. Tasarruf sahipleri ise son zamanlarda yüksek enflasyonunda etkisiyle TL mevduat hesaplarında gerçekleşen negatif reel faizden dolayı, dövizli hesaplara yönelmektedirler. Aynı zamanda bankalar TL faiz oranlarını daha yüksek oranlarda artışmış olsalar da, tasarruf sahiplerini hala dövizli hesaplara yönelmektedirler. Bu yüzden bankalarda döviz cinsinden verdikleri kredileri artırarak risklerini dengelemeye çalışmaktadırlar. Böylece döviz kuru riskini kredi kullandırdıkları firmalara aktarmış olmaktadırlar.