google.com, pub-4218368915119241, DIRECT, f08c47fec0942fa0 Finansal Göz: Türkiye’nin Kredi Notu

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Türkiye’nin Kredi Notu


Uluslararası derecelendirme kuruluşu Standart & Poor’s Türkiye’nin yabancı para cinsinden kredi notunu “BB”den “BB-”’ye düşürdüğünü, görünümün ise durağan olduğunu duyurdu. Böylece S&P’den aldığımız not yatırım yapılabilir seviyenin 3 kademe altına düşmüş oldu. Diğer önemli derecelendirme kuruluşları Moody’s ve Fitch’den aldığımız not yatırım yapılabilir seviyenin sırasıyla 2 ve 1 kademe altında. Yani en düşük notu S&P’den almış bulunmaktayız. S&P derecelendirme kuruluşları arasında “sıfırcı hoca” olarak görülebilir. Zira genelde diğer derecelendirme kuruluşlarına göre daha düşük notlar vermekte. Bu geçmişte de böyleydi. Moody’s ve Fitch’den 2013’de yatırım yapılabilir seviyesinde notlar almamıza rağmen S&P’den alamamıştık.

Kredi derecelendirme notu, ülkelerin kredibilitesini, başka bir ifade ile borçlarını ödenebilme kapasitesinin ölçmektedir. Böylece yatırımcılara bir fikir vermekte, getiri oranlarını aldıkları riskle kıyaslama imkanı sunmaktadır. Bu konuda daha detaylı bilgi için "Kredi Notu Nasıl Okunmalı" başlıklı yazı okunabilir.

Toplumumuzda kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına hep mesafeli yaklaşılmıştır. Notumuz düşürüldüğünde, kimisi dış güçlerin ülkemizi zor durumda bırakmaya çalıştığını, kimisi de bozulan ekonomik görünümün bir sonucu olduğunu düşünmektedir. Veya her ikisinin birden düşünüldüğü de görülmektedir. Derecelendirme kuruluşları mükemmel değildir. Bunu yukarıda linkini verdiğim yazımda değerlendirmiştim. Ancak bu notlar büyük önem arz ediyor. Matematiği de oldukça basit. Düşük nota sahipseniz daha yüksek faiz ile borçlanabiliyorsunuz.

Twitter’da bu konuda bir anket uyguladım. S&P’nın not indirim kararını nasıl okuyorsunuz diye sordum. Sıklar;
       -          Seçim öncesi dış güçler
             -          Seçim ekonomisinin faturası
             -          Her ikisi de
idi.
İlk 12 saatte yaklaşık 800 katılımcının %55’i; Seçim ekonomisinin faturası, %30’u; Her ikisi de, %15’i de; Seçim öncesi dış güçler yanıtını verdi.

İkinci seçenek katılımcıların kafasını biraz karıştırdı. Belki onun yerine “Bozulan ekonomik görünüm” ifadesini kullansam daha iyi olabilirdi. Ancak yaklaşık bir buçuk yıldır genişlemeci maliye politikası ile aslında bir seçim ekonomisi uygulandığı söylenebilir. Hatta başta Mahfi Eğilmez Beyefendi olmak üzere (Erken Seçime Doğru) birçok kişi uygulanan ekonomi politikasının erken seçime işaret ettiğini belirtiyordu. Nitekim tahminler de doğru çıktı. S&P’nin kararının da seçim müjdelerinin hemen ardından gelmesi ve seçim ekonomisinin mali disiplindeki bozulmaya işaret etmesi de seçenek tercihimde etkili oldu.

Kredi notunun nasıl okunması gerektiğine dair bir değerlendirme yapacak olursak; birinci dolayısıyla da üçüncü seçeneğe dair elimizde bir veri ya da bilgi olmadığı için düşünce belirtmenin zor olduğu söylenebilir. Ancak ekonomik göstergeleri değerlendirebiliriz. S&P TL’deki değer kaybına, yüksek enflasyona, kötüleşen cari açık ve bütçe açığına, ekonominin aşırı ısınmasına değiniyor ve makro ekonomik dengesizliklerinin arttığını belirtiyor. Evet, söylenenler doğru ancak bunlar olumsuzluklardan dolayı notumuzun düşürülmesi, yatırım yapılabilir seviyenin 3 kademe kadar altına indirilmesi doğru mu? Bu sorunun cevabını da Rusya, Brezilya, Güney Afrika gibi Türkiye ile birlikte değerlendirilen ekonomilerden "BB-" notuna sahip Brezilya ile bir kıyaslama yaparak arayabiliriz. Dominik Cumhuriyeti, Gürcistan, Honduras, Kosta Rika gibi ülkeler de aynı nota sahip ancak benzer özelliklere sahip olanlar arasında karşılaştırma yapmak gerekiyor.

Aşağıda yer alan tabloda bu karşılaştırma yapılıyor. Türkiye’nin yumuşak karnı ifadesi genellikle cari açık için kullanılır. Nitekim %5,5’lik oran oldukça yüksek ve Brezilya’nın oranının da oldukça üzerinde. 2017 yılında hızla artan cari açık, yüksek olmasının yanı sıra finansman kalitesinin bozulması ile de sorun oluşturuyor. Cari açığın finansmanında doğrudan yatırımlardan (soğuk para) ziyade sıcak para kullanılıyor. Bu da bir taraftan ülke riskini artırırken diğer taraftan kurlar üzerinde baskı oluşturuyor.

Mali disiplin, bütçe açığı ve kamu borcunun GSYH’ye oranına bakarak değerlendiriliyor. Bu konuda Brezilya’dan oldukça iyiyiz. Ancak seçim ekonomisi, bu konudaki avantajımızı ortadan kaldırmaya aday. Zira %1,1’den 2017'de %1,5’e gelen bütçe açığı 2018’de %2’yi muhtemelen aşacak maalesef sonraki yıllarda da bu oranı düşürmek kolay olmayacak muhtemelen de artmaya devam edecek. Avrupa Birliği kriteri %3, dolayısıyla daha yer var diye düşünülebilir. Ancak ben öyle bakmıyorum. Türkiye ekonomisi üzerine olumlu değerlendirmeler yapılacak başka bir makro ekonomik değişken bulmak pek mümkün değil. Bu yüzden mali disiplin ekonomideki son kalemiz olarak değerlendirilebilir. Buda ortadan kalkar ise şuan ki sıkıntılı durumumuzu arar hale gelebiliriz.


Türkiye
Brezilya
Cari Açık / GSYH (2017)
5,5
0,48
Bütçe Açığı / GSYH (2017)
1,5
7,8
Kamu Borcu / GSYH (2017)
28,3
74,04
Enflasyon
10,23
2,68
Büyüme
7,4
2,1
İşsizlik
10,8
13,1
Yerli paranın ABD dolarına karşı değer kaybı
9,9
8,3
CDS
203
177

Türkiye’nin enflasyon oranı, Brezilya’nınkinin oldukça üzerinde. Son bir buçuk yıldır genişlemeci maliye politikası uygulanırken para politikası yeterince sıkı olmadı. Sıkı para politikasıyla başta faiz düzeylerini yüksek tutup talebi baskılayarak enflasyon kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Son dönemde genişlemeci maliye politikasına yeterince sıkı olmayan para politikası eklenince adeta bir talep patlaması yaşandı. Ekonomi potansiyelinin üzerinde büyüdü ancak enflasyon da çift haneye oturmuş oldu. Yüksek büyüme beraberinde yüksek enflasyon ve yüksek cari açığı getirdiği için ekonomide aşırı ısınma gündeme geldi ve bu durum makbul görülmüyor. Yani siz ekonomiyi büyüteceğiz dediğinizde elinizdeki tüm araçları bu yönde kullanıp bunu başarabiliyorsunuz. Ancak beraberinde bütçe açığı, enflasyon, cari açık, kur problemleri geliyorsa bunun pek kıymeti kalmıyor. Ekonomi büyürken işsizlik oranımızda da büyük düşüşler görülmedi ancak bu konuda Brezilya’dan da iyi bir noktadayız.

S&P, TL’nin Dolar karşısındaki değer kaybına da değiniyor. Son yıllarda TL önemli ölçüde negatif ayrıştı. Hatta açık ara negatif ayrıştı. Bu ayrışma 2018 yılında da devam ediyor. Yılbaşından bu yana TL Dolar karşısında yaklaşık %10 oranında değer kaybederken Brezilya Reali %8,3 oranında değer kaybetti. TL’deki hızlı değer kaybı özelikle yüksek döviz borcuna sahip özel sektörü zora sokuyor. Son olarak CDS (Kredi Temerrüt Takası) primlerine baktığımızda da, Türkiye’nin risk priminin daha yüksek olduğunu görüyoruz. Bu durum Türkiye’nin borcunu ödeyememe ihtimalinin, Brezilya’nın borcunu ödeyememe ihtimalinden daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Aynı nota sahip Türkiye ve Brezilya ekonomisini objektif bir şekilde değerlendirmeye çalıştım. Türkiye’nin not indirimini hak edip hak etmediğine dair bir görüş belirtmiyorum. Buna siz karar verin de demiyorum. Sadece şunu sormak istiyorum. Not indirimine dış güçleri oyunudur diyerek saatlerce konuşup bu yönde kafa yormak yerine, ekonomik problemlerimize odaklansak, alternatif çözüm önerilerini bir türlü sıra gelmeyen yapısal reformları tartışsak, not indirimini dış güçlerin oyunu olarak düşünüyor olsanız bile, daha mantıklı olmaz mı?

2 yorum: