10 Ocak 2018 Çarşamba

Dolarizasyon Sürüyor

Açıklanan son rakamlar 2011 yılından bu yana devam eden dolarizasyon sürecinin son aylarda etkisini daha da artırdığını gösteriyor.

Bir ülkede yerli para fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmediğinde, insanlar tasarruf ve yatırımlarında yabancı paralara yönelebilir. Bu durumun yaşandığı süreçlere dolarizasyon adı verilir. Bankalarda yabancı para cinsinden açılan hesaplara da tevdiat hesabı adı verilmektedir. Dolarizasyonun en önemli göstergesi tevdiat hesaplarının toplam mevduat hesapları içindeki oranıdır. Bu orana bakmadan önce bankaların karlılık, toplam aktif, kredi ve mevduat hesaplarına bir göz atacağız.

Bankacılık sektörüne ilişkin en son açıklanan aylık göstergeleri ele alalım. Kasım ayı verilerinden karlılık ile başlayalım. Aşağıda yer alan grafikte bankacılık sektörünün aylık kar rakamları bulunmaktadır. Bankalar Kasım ayında 4 milyar TL, 2017’nin ilk on bir ayında da 45,2 milyar TL kar elde ettiler. Söz konusu kar 2016 yılının ilk on bir ayı ile karşılaştırıldığında, %29 oranında bir artışa karşılık geliyor. Kasım 2017’de elde edilen net kar rakamı, Ekim 2017 ile karşılaştırıldığında %1,3’lük bir artış söz konusu. Kasım ayı kar rakamı önceki yılın Kasım ayı ile karşılaştırıldığında da %35 oranında bir artış gerçekleşmiş bulunuyor.


Kasım ayında bankacılık sektörünün toplam aktifi artarak 3,27 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir. Toplam aktifler Kasım ayında bir önceki aya göre %3,2 oranında artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri Kasım ayında önceki yılın aynı ayına göre %21 oranında artış göstermiştir.

Dolar bazında baktığımızda ise toplam aktif büyüklüğünün üç aydır gerilemeye devam ettiğini görüyoruz. 839 milyar dolara geldiğini görüyoruz. Dolardaki yükselişe paralel olarak 2016’nın son çeyreğinde düşüşe geçen aktif toplamı Ocak ayında 760 milyar Dolara kadar geriledikten sonra aralıksız yedi ay artış göstermiştir. Eylül ayında ise kurların hareketlenmesi ile birlikte Dolar bazında aktif toplamında bir azalış gerçekleşmiştir. Bu azalış Ekim ayında olduğu gibi Kasım ayında da devam ederek 835 milyar dolara gerilemiştir. Dolar bazında Kasım ayında önceki aya göre %0,4 oranında azalan aktif toplamı, önceki yılın aynı ayına göre %5,6 oranında artış göstermiştir.


Aşağıda yer alan grafikte de krediler ve mevduat hesapları yer almaktadır. Bankacılık sektörünün toplam kredileri Kasım ayında 2,1 trilyon TL olarak rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Krediler bir önceki aya göre %2,8 oranında artış gösterirken, bir önceki yılın aynı ayına göre %23 oranında artış kaydetmiştir. 2017 yılında, Ocak ayından sonra kredilerde en yüksek artış Kasım ayında gerçekleşmiş oldu.

Kasım ayında mevduat tutarı 1,71 trilyon TL olarak krediler gibi rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Mevduat bir önceki aya göre %1,6 oranında artarken, önceki yılın aynı ayına göre %20 oranında artış göstermiştir. Mevduatın artış hızı kredilerin gerisinde kalmıştır.

Kasım kredilerdeki artışın mevduatın üzerinde olması ile mevduatın krediye dönüşüm oranı (Kredi/Mevduat oranı) 122,8 gibi bir orana ulaşarak tarihinin en yüksek seviyesine çıkmıştır.


Aşağıda yer alan grafikte, tevdiat hesaplarının toplam mevduata olan oranının 2016 yılı Eylül ayında %39 ile, ilgili süreçte en düşük değerinde olduğunu görüyoruz. Tevdiat hesaplarının oranı artarak Ocak 2017’de %44,5’e yaklaşmış, Şubat ayında ise bir miktar düşerek %44 düzeylerinde gerçekleşmiştir. İlgili aylarda Dolardaki rekor düzeylerin kar satışlarını beraberinde getirmiş olduğu söylenebilir. Mart 2017’de ise bu oran %44,5 ile 2016 yılbaşından bu yana en yüksek seviyesine çıkmıştır. Nisan ayında da bu oran artmaya devam etmiş ve %44,7’e ulaşmıştır. Mayıs ayında ise %44,5’e gerilemiştir. Bu azalış Temmuz ayına kadar devam etmiş ve tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı %43,3’e kadar düşmüştür. Ancak Ağustos ayında tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı artışa geçmiş %43,8’e ulaşmıştır. Eylül ayında da bu oran değişmemiştir. Ekim ayında ise bir miktar azalış göstererek %43,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. Kasım ayında ise hızlı bir yükseliş ile %44,6’ya ulaşmıştır. Dolarizasyon hakkında daha detaylı bilgi için ilgili yazımı okuyabilirsiniz.


Tevdiat hesaplarının oranındaki artış bankaların döviz kuru riskini artırırken, tersi durum da kur riskini azaltmaktadır. Bankalar bu riski dövizli kredi kullandırarak firmalar ile paylaşmak isteseler de, firmalara kullandırılan kredilerin toplam krediler içindeki oranı bu seviyelere ulaşmamaktadır. Hal böyle olunca bankalar son aylarda TL mevduatın faiz oranlarını, tevdiat hesaplarının faiz oranlarından daha fazla artırarak tasarruf sahiplerini TL mevduat hesaplarına yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu durumun nasıl gerçekleştiğini görmek için ilgili yazıma göz atabilirsiniz. Bankaların uyguladığı bu stratejinin sonuç verdiğini ve TL mevduatın tevdiat hesaplarından daha fazla artarak döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranını düşürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak Ağustos ayı ile birlikte durum bir miktar değişiklik göstermiş döviz hesaplarının ağırlığı artışa geçmiştir. Bu durum Eylül ayında da devam etmiştir. Ekim ayında ise az bir gerileme söz konusuyken Kasım ayında tekrardan sıçrama göstermiştir. Tasarrufların %44,6’sının yabancı para cinsinden tutuluyor olması, ekonomi açısından sağlıklı bir durum değildir.    

Özet olarak;

1) Kasım ayında bankacılık sektörünün karı hem önceki aya göre hem de bir önceki yılın aynı ayına göre artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün ilk on bir aylık karı, önceki yılın aynı dönemine göre %29 oranında artış göstermiştir.

2) Aktif toplamı TL bazında artarken, Dolar bazında azalmıştır. Bankaların aktif toplamı TL bazında rekor düzeydedir.

3) Kasım ayında kredilerin mevduattın çok üzerinden bir artış göstermesiyle Kredi / Mevduat oranı tarihinin en yükseğine %122,8’e ulaşmış bulunmaktadır.

4) Tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki payı Kasım ayında artarak %44,6 olarak gerçekleşmiştir. 

4 Ocak 2018 Perşembe

Merkez Neden Faiz Artırıyor?

2017 yılı Merkez Bankası’nın faiz oranlarını önemli ölçüde artırdığı bir yıl oldu. Merkez Bankası farklı kanallardan bankalara fon kullandırmaktadır. Normal koşullar altında haftalık repo ihalesi ile bu işlem yerine getirilmektedir. 2017 yılı ocak ayının ortasında Merkez Bankası haftalık repo ihalelerini kaldırdı. Geç Likidite Penceresinden (GLP) fon kullandırmaya ağırlık vermeye başladı. Kasım ayında ise sadece GLP’yi kullanır oldu. Hâlbuki şimdiye kadar GLP, hesaplarını tutturamayan bankaların gün sonundaki ihtiyacını daha yüksek faiz oranı ile karşılayarak cezalandırıcı bir rol üstlenmekteydi. Aşağıda yer alan grafikte Merkez Bankasının bankalara kullandırdığı fonların faiz oranlarının ağırlıklı ortalaması ile hesaplanan Merkez Bankası faizi yer almaktadır. Bu faiz oranına Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM) denilmektedir. Merkez Bankası faiz oranı %8,28’den %12,75 yükselerek yaklaşık 450 baz puan, başka bir ifade ile %54 oranında artış gösterdi.     


Merkez Bankası neden faiz oranlarını bu ölçüde artırdı? Bu soruya kısaca döviz kurlarını frenleyebilmek için diye cevap verebiliriz. Merkez Bankası yıllardır enflasyon konusunda bir başarı ortaya koyamadı ki bu da temel amacı. Enflasyon üzerinde ise döviz kurları önemli ölçüde etkili. Hatta döviz kurları artış göstermese Merkez Bankası enflasyon hedefine ulaşabilir. Bu konuda Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş beyin ilgili yazısı okunabilir.

Yüksek faiz oranları sıcak para olarak adlandırılan yabancı sermayeyi ülkemize çekerek kurların geri gelmesini sağlayabiliyor. Geçmişte bu durumun örneklerini çok gördük. İsteyen "Faiz Silahını Çekince" ve "Kurda Bir Sonraki Atak" başlıklı yazılarımda bu durumun detaylarına bakabilir.

Burada başka bir soru aklımıza geliyor. Merkez Bankası faiz oranlarını önemli ölçüde artırmasına rağmen neden kurlarda bir gerileme görülmedi? Aslına 2017 yılının ilk çeyreğindeki faiz artışlarından sonra bir geri çekilme yaşandı ancak sonbaharla birlikte kurlar tekrardan yükselişe geçti. Bu soruya daha detaylı cevap aramadan önce aşağıda yer alan grafiğe bir bakalım. Sıcak para olarak değerlendirilen yabancı fonlar temelde devlet borçlanma araçları ve hisse senetlerine giriş yapıyor. Tahvil ve hazine bonolarının (Devlet İç Borçlanma Senetleri, DİBS) taşıdığı yüksek faizler yabancı yatırımcıyı cezbederek fonların ülkemize gelmesini sağlayabiliyor. Merkez Bankasının grafiğinde 2017 yılında bu şekilde 7 milyar doların üzerinde giriş olduğu görülüyor. Yabancı yatırımcılardan BIST hisse senedi piyasasına ise 3 milyar doların üzerinde bir giriş olmuş. Bu grafik de dikkatinizi eylül ayından bu yana olan kısma çekmek istiyorum. Sonbaharla birlikte girişlerin önemli ölçüde yavaşladığı görülmekte. Bu nokta önemli. Bu durumun birkaç nedeni olabilir. Zannımca, FED’in faiz artırması ve bilanço küçültmeye başlamış olması, ülkemizin ise bozulan yurtdışı algısı bu durum üzerinde etkili oldu. Böylece kurların tekrardan yükselişe geçtiğine şahit olduk. Aslında o dönemlerde tahvil faizleri %14 gibi oldukça yüksek seviyelere ulaşmış iken girişlerde artış olmaması düşündürücü. Belli ki sayılan riskler baskın gelmiş. Yıllardır cari açık veren bir ülke olarak yabancı fonlara ihtiyaç duyuyoruz. Şüphesiz yüksek faiz vererek yabancı fonları ülkemize çekmek bir marifet değil ancak doğrudan yatırım yolu ile sağlanan fonlar cari açığı kapatmaya yetmeyebiliyor. Yüksek faiz oranları sıcak parayı çekmeye yararken doğrudan yatırımlar üzerinde o kadar etkili değil. Doğrudan yatırım çekebilmek farklı yeterlilikler gerektiriyor.
  
          
Bu noktada aşağıda yer alan grafiğe de göz atmakta fayda var. Yukarıda yer alan grafikte yabancı yatırımcıların sıcak para olarak getirdiği döviz miktarı yer alırken aşağıdaki grafikte yurtiçi yerleşiklerin döviz tevdiat hesapları yer almakta. Bu grafik yerli yatırımcıların 2017 yılbaşından bu yana yaklaşık 20 milyar dolarlık alım yaptığını gösteriyor. Peki, yerli yatırımcı neden döviz alıyor? Bu sorunun üzerine çok şey söylenebilir. Ancak faiz oranlarının enflasyonu karşılamaya yetmemesi bu durumun önemli nedenlerinden biridir. Yani yerli yatırımcı Türk Lirası ile vadeli mevduat hesabı açtırdığında parası enflasyon kadar artmıyor ve reel olarak kaybediyor. Başka bir ifade ile satın alma gücü beklenenin aksine artmıyor azalıyor. Hal böyle olunca tasarruf sahipleri döviz tevdiat hesaplarına yönelerek kurdaki muhtemel artış sayesinde satın alma güçlerini artırmaya çalışıyor veya tasarruf yapmaktan vazgeçip tüketime yöneliyorlar. Yani %13-14 gibi faiz oranları yabancıyı cezbederken yerli yatırımcının ihtiyacını, yüksek enflasyon altında yaşadığı için karşılamıyor.


Küresel likiditenin görece bol olduğu günleri yaşıyoruz. Ancak gelişmiş ülkelerin faiz artışları ve bilanço küçültmeleri ile bu durum tersine birden dönmese de gelişmekte olan ülkelere fon akışının azalacağı öngörülebilir.

Enflasyon, dünyadaki eğilimin tersine, bizim en önemli ekonomik problemimizdir. Geldiğimiz noktada %12 gibi oldukça yüksek bir seviyelerde. Bu konunun öncelenmesi gerekiyor. Enflasyon bu düzeylerde iken kurların uzun vadede düşmesini beklemek mümkün değil. Sadece yüksek faiz ile kısa dönemde baskılanabilir. Enflasyonu makul düzeye düşürmeden sürdürülebilir büyümenin ve kalkınmanın mümkün olamayacağını da anlamamız gerekiyor. Enflasyon sorunumuzun çözümünü erteleyebiliriz. Bir süre daha yüksek enflasyon ile yaşamayı tercih edebiliriz. Ancak bu tür problemler ne kadar çok ertelenirse, toplum olarak hep birlikte ödenecek faturanın da kabardığını bilmek lazım.

31 Aralık 2017 Pazar

Kasım’da Bütçe

Kasım ayı bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Kasım ayı ve Ocak – Kasım dönem rakamlarına bakalım. Sonra da bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Aşağıda yer alan grafikte aylık bütçe dengesi yer almaktadır. 2016 yılı Kasım ayında 10 milyar TL fazla veren bütçe, 2017 yılı Kasım ayında 1,5 daha az 8,5 milyar TL fazla verdi. Aylık rakamlara bakıldığında geçen yılın Kasım ayına göre daha kötü bir aylık gerçekleşme söz konusu. 


Kasım ayında bütçe gelirleri önceki yılın aynı ayına göre %7,3 oranında artarak 65,2 milyar TL’ye, bütçe giderleri %11,8 oranında artarak 56,7 milyar TL’ye yükseldi. Kasım ayında geçen yılın aynı ayına göre bütçe gelirleri de bütçe giderleri de artış göstermiş oldu. Ancak giderlerdeki artış daha yüksek oranla gerçekleşti.


Aşağıda yer alan iki grafikte de 2016 ve 2017 yılının ilk on bir ayının bir karşılaştırması bulunmaktadır. Ocak – Kasım 2016 döneminde bütçe 2,1 milyar TL açık vermişken, Ocak – Kasım 2017 döneminde bütçe 26,5 milyar TL açık verdi. Başka bir ifade ile bütçe açığı yaklaşık olarak 13 kat artış göstermiş oldu. 


Ocak – Kasım 2017 döneminde bütçe gelirleri önceki yılın aynı dönemine göre %13 oranında artarak 574,6 milyar TL olurken, bütçe giderleri %17,7 oranında artarak 601,1 milyar TL’ye yükseldi. 


2016 yılı ile karşılaştırdığımızda bütçede belirgin bir bozulma söz konusu. 2017 yılında ekonomik büyümeyi artırmayı tercih etmiş olmanın da bir bedeli veya uygulanan genişlemeci maliye politikasının sonucu olduğu da belirtilebilir. 

Bardağın dolu ve boş yanlarını ayrı ayrı değerlendirelim. Önce işe olumlu tarafından bakalım. Avrupa Birliği’nin ekonomik kriterlerine göre bütçe açığının GSYH’ye oranı %3’ü aşmamalıdır. Bizde bu oran yıllardır %1 seviyelerindedir ve AB ülkeleri içinde en iyi oranlardan biridir. Yani ülkemizde yıllardır mali disiplin söz konusudur. Mali disiplinin önemine dair ilave bilgiler için ilgili yazım okunabilir. Mali disiplin önceki yıllarda sağlanan ekonomik kazanımlarda büyük role sahip olmuştur. 2017 yılı ile birlikte risklerin belirmesiyle buradaki alanın (%3’e kadar) kullanılıyor olmasının çok fazla mahsuru olmayacağı düşünülebilir. Dolayısıyla bu alan kullanılarak ekonomiyi daha fazla büyütmenin tercih edilmiş olması iyi bir tercih olarak görülebilir. Ancak bu noktada altını çizmemiz gereken bir husus da vardır. Ekonomi 3. Çeyrekte açıklandığı üzere %11 gibi bir hızla büyürken bütçe açığının önemli ölçüde artması, büyümenin sürdürülebilirliği konusunda tereddütler oluşturmaktadır. Diğer taraftan ekonomik büyüme hız keserse bütçe açığının nerelere varabileceğini de düşünmek gerekir.

Bardağın boş tarafına bakarsak da, bu yılki bütçe açığının geçmiş yılların 2 katında fazla, 60 milyar TL civarında olacağı belirtiliyor. Bütçe açığının önceki yıllara göre %100’den fazla artışı şüphesiz piyasalarda tedirginlik oluşturuyor. Böylece bütçe açığının GSYH’ye oranı %2’yi aşabilecek. Yıllardır %1 seviyesinde seyreden bu oranın birden sıçrama göstermesi önem arz ediyor. Burada önemli olan ipin elden kaçıp kaçmaması. Öncelikle bütçe açığında artık %1 seviyelerine dönmemizin oldukça zor olduğu söylenebilir. Peki, daha da yukarıya gider mi? Öncelikle gitmemesi gerektiğini belirtelim. Çünkü ekonomi olarak elimizde tek çapamız bu kaldı. Dış finansman ihtiyacımız artarken mali disiplini kaybetmek çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bence mali disiplinin elden kaçırılma riski yok da değildir. Bütçe açığının GSYH’ye oranı bu yıl %2 civarında gerçekleşmesi beklenmektedir ancak 2018’de %3’e tırmanabilir. Çünkü yap-işlet-devret uygulaması ile verilen gelir garantileri her geçen yıl bütçeye daha fazla yük getirecektir. Özelleştirme gelirleri bundan sonra eskisi kadar bütçeyi destekleyemeyecektir. Yine bu yıl hız verilen Kredi Garanti Fonu uygulaması önümüzdeki birkaç yılda bütçeye önemli bir yük getirebilir. Bu uygulama mevcut haliyle birkaç yıl içinde bütçeye 20 milyara varan bir yük getirebilir. Ancak KGF uygulamasının devam ettirilmesi de zaman zaman gündeme gelmektedir ki, bu da bütçeye daha fazla yük demektir. KGF uygulaması bir değerlendirme ilgili yazımda yer almaktadır. Diğer taraftan son zamanlarda gündeme gelen vergi artışları söz konusu olumsuz etkileri bir miktar telafi edebilir.

Bu yıl bozulan bütçe görünümünün yanı sıra, sayılan nedenlerden dolayı önümüzdeki yıllarda da geçmiş yıllardaki düzeylere muhtemelen geri dönemeyecek olmamız, ülkemizin en önemli risklerinden biridir.

18 Aralık 2017 Pazartesi

KPSS Sorusu Reel Faiz

KPSS sınavında reel faiz ile ilgili aşağıdaki soru yöneltilmiştir. Sorularımızı çözmeden önce reel faiz formülünü hatırlamakta fayda var.

Reel faiz oranı formülü:

Reel Faiz Oranı = [( 1 + Nominal Faiz Oranı) / ( 1 + Enflasyon Oranı)] - 1

Bu formül yardımı ile reel faiz oranı, nominal faiz oranı ve enflasyon oranını hesaplayabiliriz.

Soru

Nominal faiz oranı %40 iken reel faiz oranı %12 olarak hesaplanmışsa enflasyon oranı % kaçtır?
a.       4,8
b.      9,6
c.       12,5
d.      25
e.       28

Çözüm:

Reel Faiz Oranı = [( 1 + Nominal Faiz Oranı) / ( 1 + Enflasyon Oranı)] - 1
1 + Reel Faiz Oranı = ( 1 + Nominal Faiz Oranı) / ( 1 + Enflasyon Oranı)
1 + Enflasyon Oranı = ( 1 + Nominal Faiz Oranı) / (1 + Reel Faiz Oranı)
1 + Enflasyon Oranı = 1,4 / 1,12
1 + Enflasyon Oranı = 1,25
Enflasyon Oranı = 0,25
Enflasyon oranı %25’dir.

Cevap D şıkkında verilmiştir. E şıkkında verilen ise çeldiricidir. Sadece çıkarma işlemi ile sonuca ulaşmak isteyenler yanılabilir. Ancak bu oranlar düşük olduğunda formül ile veya çıkarma işlemi yaparak ulaşılan sonuçlar çok yakın olmaktadır.

Reel faiz ile ilgili daha detaylı bilgi için ilgili yazım okunabilir.


11 Aralık 2017 Pazartesi

Kredi ve Mevduatta Hızlı Artış

Bu yazıda BDDK tarafından açıklanan bankacılık sektörünü ilişkin olarak 2017 yılı Ekim ayı verilerinin değerlendireceğim. Karlılık ile başlayalım. Aşağıda yer alan grafikte bankacılık sektörünün aylık kar rakamları bulunmaktadır. Bankalar Ekim ayında 4 milyar TL, 2017’nin ilk on ayında da 41,2 milyar TL kar elde ettiler. Söz konusu kar 2016 yılının ilk on ayı ile karşılaştırıldığında, %28 oranında bir artışa karşılık geliyor. Ekim 2017’de elde edilen net kar rakamı, Eylül 2017 ile karşılaştırıldığında %2’lik bir artış söz konusu. Ekim ayı kar rakamı önceki yılın aynı ayı ile karşılaştırıldığında da %26 oranında bir artış gerçekleşmiş bulunuyor.


Ekim ayında bankacılık sektörünün toplam aktifi artarak 3,17 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir. Toplam aktifler Ekim ayında bir önceki aya göre %3,8 oranında artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri Ekim ayında önceki yılın aynı ayına göre %22,7 oranında artış göstermiştir.

Dolar bazında baktığımızda ise toplam aktif büyüklüğünün gerilemeye devam ederek 839 milyar dolara geldiğini görüyoruz. Dolardaki yükselişe paralel olarak 2016’nın son çeyreğinde düşüşe geçen aktif toplamı Ocak ayında 760 milyar Dolara kadar geriledikten sonra aralıksız yedi ay artış göstermiştir. Eylül ayında ise kurların hareketlenmesi ile birlikte Dolar bazında aktif toplamında bir azalış gerçekleşmiştir. Bu azalış Ekim ayında da devam etmiştir. Dolar bazında Ekim ayında önceki aya göre %2,7 oranında azalan aktif toplamı, önceki yılın aynı ayına göre %0,5 oranında az da olsa artış göstermiştir. Bankaların aktif toplamı TL bazında artarken, Dolar bazında gerilemiştir. 


Aşağıda yer alan grafikte de krediler ve mevduat hesapları yer almaktadır. Bankacılık sektörünün toplam kredileri Ekim ayında 2,05 trilyon TL olarak rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Krediler bir önceki aya göre %2,6 oranında artış gösterirken, bir önceki yılın aynı ayına göre %25,1 oranında artış kaydetmiştir. Kredilerde bu yılın Şubat ayından bu yana en hızlı aylık artış gerçekleşmiş oldu.

Ekim ayında mevduat tutarı 1,69 trilyon TL olarak krediler gibi rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Mevduat bir önceki aya göre %3,1 oranında artarken, önceki yılın aynı ayına göre %23,7 oranında artış göstermiştir. Kredilere benzer şekilde mevduatta da bu yılın Şubat ayından bu yana en hızlı aylık artış gerçekleşmiş oldu.

Eylül ayında olduğu gibi Ekim ayında da mevduat artış oranı kredi artış oranının üzerinde gerçekleşmiştir. Faiz oranlarındaki artış mevduatı desteklemektedir. Aynı zamanda KDF destekli kredilerin hız kesmesinin etkisi de görülmektedir. Böylece Kredi / Mevduat oranı bir miktar daha azalarak %121,3’e gerilemiştir. Hala oldukça yüksek olsa da söz konusu gerileme olumlu karşılanmalıdır.


Bir ülkede yerli para fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmediğinde, insanlar tasarruf ve yatırımlarında yabancı paralara yönelebilir. Bu durumun yaşandığı süreçlere dolarizasyon adı verilir. Dolarizasyon hakkında daha detaylı bilgi için ilgili yazımı okuyabilirsiniz. Bankalarda yabancı para cinsinden açılan hesaplara da tevdiat hesabı adı verilmektedir. Dolarizasyonun en önemli göstergesi tevdiat hesaplarının toplam mevduat hesapları içindeki payıdır.

Aşağıda yer alan grafikte, tevdiat hesaplarının toplam mevduata oranının 2016 yılı Eylül ayında %39 ile ilgili süreçte en düşük değerinde olduğunu görüyoruz. Tevdiat hesaplarının oranı artarak Ocak 2017’de %44,5’e yaklaşmış, Şubat ayında ise bir miktar düşerek %44 düzeylerinde gerçekleşmiştir. İlgili aylarda Dolardaki rekor düzeylerin kar satışlarını beraberinde getirmiş olduğunu söyleyebiliriz. Mart 2017’de ise bu oran %44,5 ile 2016 yılbaşından bu yana en yüksek seviyesine çıkmıştır. Nisan ayında da bu oran artmaya devam etmiş ve %44,73’e ulaşmıştır. Mayıs ayında ise %44,47’e gerilemiştir. Bu azalış Temmuz ayına kadar devam etmiş ve tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı %43,3’e kadar gerilemiştir. Ancak Ağustos ayında tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı artışa geçmiş %43,8 olarak gerçekleşmiştir. Eylül ayında da yabancı para mevduatlarının toplam mevduat içindeki oranı değişmeyerek %43,8 oranında kalmıştır. Ekim ayında ise bu oran bir miktar azalış göstererek %43,6 seviyesinde gerçekleşmiştir.


Tevdiat hesaplarının oranındaki artış bankaların döviz kuru riskini artırırken tersi durumda kur riskini azaltmaktadır. Bankalar bu riski dövizli kredi kullandırarak firmalar ile paylaşmak isteseler de, firmalara kullandırılan kredilerin toplam krediler içindeki oranı bu seviyelere ulaşmamaktadır. Hal böyle olunca bankalar son aylarda TL mevduatın faiz oranlarını, tevdiat hesaplarının faiz oranlarından daha fazla artırarak tasarruf sahiplerini TL mevduat hesaplarına yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu durumun nasıl gerçekleştiğini görmek için ilgili yazıma göz atabilirsiniz. Bankaların uyguladığı bu stratejinin sonuç verdiğini ve TL mevduatın tevdiat hesaplarından daha fazla artarak döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranını düşürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak Ağustos ayı ile birlikte durum bir miktar değişiklik göstermiş döviz hesaplarının ağırlığı artışa geçmiştir. Bu durum Eylül ayında da devam etmiştir. Ekim ayında ise az bir gerileme söz konusudur. Tasarrufların %44’ünün yabancı para cinsinden tutuluyor olması, ekonomi açısından sağlıklı bir durum değildir.    

Özet olarak;

1) Ekim ayında bankacılık sektörünün karı hem önceki aya göre hem de bir önceki yılın aynı ayına göre artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün ilk on aylık karı, önceki yılın aynı dönemine göre de %28 oranında artış göstermiştir.

2) Aktif toplamı TL bazında bir miktar artarken, Dolar bazında azalmıştır. Bankaların aktif toplamı TL bazında rekor düzeydedir.

3) Eylül ayında sonra Ekim ayında da mevduat, kredilerden daha hızlı oranda artmıştır. Hal böyle olunca Kredi / Mevduat oranı az da olsa azalarak %121,3’e gerilemiştir.

4) Tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki payı Ekim ayında bir miktar azalarak %43,6 olarak gerçekleşmiştir.

28 Kasım 2017 Salı

Bütçe Açığı

Ekim ayı bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Genişlemeci maliye politikasının bir sonucu olarak mali disiplindeki bozulmanın devam ettiğini görüyoruz. Ekim ayı ve Ocak – Ekim dönem rakamlarına bakalım. Sonra da bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Aşağıda yer alan grafikte aylık bütçe dengesi yer almaktadır. 2016 yılı Ekim ayında 104 milyon TL açık veren bütçe, 2017 yılı Ekim ayında 3,3 milyar TL açık verdi. Aylık rakamlara bakıldığında geçen yılın Eylül ayına göre daha iyi bir aylık gerçekleşme söz konusu.


Ekim ayında bütçe gelirleri önceki yılın aynı ayına göre %21,8 oranında artarak 52,8 milyar TL’ye, bütçe giderleri %29,2 oranında artarak 56,2 milyar TL’ye yükseldi. Ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre bütçe gelirleri de bütçe giderleri de artış göstermiş oldu. Ancak giderlerdeki artış daha yüksek oranla gerçekleşti.


Aşağıda yer alan iki grafikte de 2016 ve 2017 yılının ilk on ayının bir karşılaştırması bulunmaktadır. Ocak – Ekim 2016 döneminde bütçe 12,1 milyar TL açık vermişken, Ocak – Ekim 2017 döneminde bütçe 35 milyar TL açık verdi. Başka bir ifade ile bütçe açığı yaklaşık 3 katına çıkmış oldu.  


Ocak – Ekim 2017 döneminde bütçe gelirleri önceki yılın aynı dönemine göre %13,8 oranında artarak 509,4 milyar TL olurken, bütçe giderleri %18,4 oranında artarak 544,4 milyar TL’ye yükseldi.


2016 yılı ile karşılaştırdığımızda bütçede belirgin bir bozulma söz konusu. 2017 yılında ekonomik büyümeyi artırmayı tercih etmiş olmanın da bir bedeli veya uygulanan genişlemeci maliye politikasının sonucu da denebilir.

Bardağın dolu ve boş yanlarını ayrı ayrı değerlendirelim. Önce işe olumlu tarafından bakalım. Avrupa Birliği’nin ekonomik kriterlerine göre bütçe açığının GSYH’ye oranı %3’ü aşmamalıdır. Bizde bu oran yıllardır %1 seviyelerindedir ve AB ülkeleri içinde en iyi oranlardan biridir. Yani ülkemizde yıllardır mali disiplin söz konusudur. Mali disiplinin önemine dair ilave bilgiler için ilgili yazı okunabilir. Mali disiplin önceki yıllarda sağlanan ekonomik kazanımlarda büyük role sahip olmuştur. 2017 yılı ile birlikte risklerin belirmesiyle buradaki alanın (%3’e kadar) kullanılıyor olmasının çok fazla mahsuru olmayacağı düşünülebilir. Dolayısıyla bu alan kullanılarak sağlanacak ekonomik büyümenin tercih edilmiş olması iyi bir tercih olarak görülebilir. Ancak bu noktada altını çizmemiz gereken bir husus da vardır. Ekonomi %5 gibi bir hızla büyürken bütçe açığının önemli ölçüde artması, büyümenin sürdürülebilirliği konusunda tereddütler oluşturmaktadır. Diğer taraftan ekonomik büyüme hız keserse bütçe açığının nerelere varabileceğini de düşünmek gerekir.

Bardağın boş tarafına bakarsak da, bu yılki bütçe açığının geçmiş yılların 2 katında fazla, 60 milyar TL civarında olacağı belirtiliyor. Bütçe açığının önceki yıllara göre %100’den fazla artışı şüphesiz piyasalarda tedirginlik oluşturuyor. Böylece bütçe açığının GSYH’ye oranı %2’yi aşabilecek. Yıllardır %1 seviyesinde seyreden bu oranın birden sıçrama göstermesi önem arz ediyor. Burada önemli olan ipin elde kaçıp kaçmaması. Öncelikle bütçe açığında artık %1 seviyelerine dönmemizin oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Peki, daha da yukarıya gider mi? Öncelikle gitmemesi gerektiğini belirtelim. Çünkü ekonomi olarak elimizde tek çapamız bu kaldı. Dış finansman ihtiyacımız artarken mali disiplini kaybetmek çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bence mali disiplinin elden kaçırılma riski yok da değildir. Bütçe açığının GSYH’ye oranı bu yıl %2 civarında gerçekleşmesi beklenmektedir ancak 2018’de %3’e tırmanabilir. Çünkü yap-işlet-devret uygulaması ile verilen gelir garantileri her geçen yıl bütçeye daha fazla yük getirecektir. Özelleştirme gelirleri bundan sonra eskisi kadar bütçeyi destekleyemeyecektir. Yine bu yıl hız verilen Kredi Garanti Fonu uygulaması önümüzdeki birkaç yılda bütçeye önemli bir yük getirebilir. Bu uygulama mevcut haliyle birkaç yıl içinde bütçeye 20 milyara varan bir yük getirebilir. Ancak KGF uygulamasının devam ettirilmesi de zaman zaman gündeme gelmektedir ki, bu da bütçeye daha fazla yük demektir. Diğer taraftan son günlerde gündeme gelen vergi artışları söz konusu olumsuz etkileri bir miktar telafi edebilir. 

Bu yıl bozulan bütçe görünümünün yanı sıra, sayılan nedenlerden dolayı önümüzdeki yıllarda da geçmiş yıllardaki düzeylere muhtemelen geri dönemeyecek olmamız, ülkemizin en önemli risklerinden biridir.

2 Kasım 2017 Perşembe

Mevduatta Hızlı Yükseliş

Bankacılık sektörünün 2017 yılı Eylül ayına ilişkin verileri BDDK tarafından açıklandı. Eylül ayına ait temel göstergelerini, aylık verileri ele alarak değerlendirelim. Karlılık ile başlayalım. Aşağıda yer alan grafikte bankacılık sektörünün aylık kar rakamları bulunmaktadır.

Bankalar Eylül ayında 3,9 milyar TL, 2017’nin ilk dokuz ayında da 37,2 milyar TL kar elde ettiler. Söz konusu kar 2016 yılının ilk dokuz ayı ile karşılaştırıldığında, %28,6 oranında bir artışa karşılık geliyor. Eylül 2017’de elde edilen net kar rakamı, Ağustos 2017 ile karşılaştırıldığında ise %7,8’lik bir azalış konusu. Eylül ayı kar rakamı önceki yılın aynı ayı ile karşılaştırıldığında da %65,8 oranında oldukça yüksek bir artış görülmekte.


Eylül ayında bankacılık sektörünün toplam aktifi artarak 3,05 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir. Toplam aktifler Eylül ayında bir önceki aya göre %2,1 oranında artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri Eylül ayında önceki yılın aynı ayına göre %20,5 oranında artış göstermiştir.

Dolar bazında baktığımızda ise toplam aktif büyüklüğünün bir miktar gerileyerek 862 Dolar olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Dolardaki yükselişe paralel olarak 2016’nın son çeyreğinde düşüşe geçen aktif toplamı Ocak ayında 760 milyar Dolara kadar geriledikten sonra aralıksız yedi ay artış göstermiştir. Eylül ayında ise kurların hareketlenmesi ile birlikte Dolar bazında aktif toplamında bir azalış gerçekleşmiştir. Dolar bazında Eylül ayında önceki aya göre %0,9 oranında azalan aktif toplamı, önceki yılın aynı ayına göre %1,9 oranında artış göstermiştir. Bankaların aktif toplamı TL bazında artarken, Dolar bazında gerilemiştir.


Aşağıda yer alan grafikte de krediler ve mevduat hesapları yer almaktadır. Bankacılık sektörünün toplam kredileri Eylül ayında 1,99 trilyon TL olarak rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Krediler bir önceki aya göre %2 oranında artış gösterirken, bir önceki yılın aynı ayına göre %23,9 oranında artış kaydetmiştir.

Eylül ayında mevduat tutarı 1,64 trilyon TL olarak krediler gibi rekor düzeyde gerçekleşmiştir. Mevduat bir önceki aya göre %2,1 oranında artarken, önceki yılın aynı ayına göre %22 oranında artış göstermiştir.

Aylar sonra ilk kez mevduat artış oranı kredi artış oranının üzerinde gerçekleşmiştir. Böylece Kredi / Mevduat oranı bir miktar azalarak %121,9’a gerilemiştir. Hala oldukça yüksek olsa da söz konusu gerileme olumlu karşılanmalıdır.


Bir ülkede yerli para fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmediğinde, insanlar tasarruf ve yatırımlarında yabancı paralara yönelebilir. Bu durumun yaşandığı süreçlere dolarizasyon adı verilir. Dolarizasyon hakkında daha detaylı bilgi için ilgili yazımı okuyabilirsiniz. Bankalarda yabancı para cinsinden açılan hesaplara da tevdiat hesabı adı verilmektedir. Dolarizasyonun en önemli göstergesi tevdiat hesaplarının toplam mevduat hesapları içindeki payıdır.

Aşağıda yer alan grafikte, tevdiat hesaplarının toplam mevduata oranının 2016 yılı Eylül ayında %39 ile ilgili süreçte en düşük değerinde olduğunu görüyoruz. Tevdiat hesaplarının oranı artarak Ocak 2017’de %44,5’e yaklaşmış, Şubat ayında ise bir miktar düşerek %44 düzeylerinde gerçekleşmiştir. İlgili aylarda Dolardaki rekor düzeylerin kar satışlarını beraberinde getirmiş olduğunu söyleyebiliriz. Mart 2017’de ise bu oran %44,5 ile 2016 yılbaşından bu yana en yüksek seviyesine çıkmıştır. Nisan ayında da bu oran artmaya devam etmiş ve %44,73’e ulaşmıştır. Mayıs ayında ise %44,47’e gerilemiştir. Bu azalış Temmuz ayına kadar devam etmiş ve tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı %43,3’e kadar gerilemiştir. Ancak Ağustos ayında tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranı artışa geçmiş %43,8 olarak gerçekleşmiştir. Eylül ayında da yabancı para mevduatlarının toplam mevduat içindeki oranı değişmeyerek %43,8 oranında kalmıştır.


Tevdiat hesaplarının oranındaki artış bankaların döviz kuru riskini artırmaktadır. Bankalar bu riski dövizli kredi kullandırarak firmalar ile paylaşmak isteseler de, firmalara kullandırılan kredilerin toplam krediler içindeki oranı bu seviyelere ulaşmamaktadır. Hal böyle olunca bankalar son aylarda TL mevduatın faiz oranlarını, tevdiat hesaplarının faiz oranlarından daha fazla artırarak tasarruf sahiplerini TL mevduat hesaplarına yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu durumun nasıl gerçekleştiğini görmek için ilgili yazıma göz atabilirsiniz. Bankaların uyguladığı bu stratejinin sonuç verdiğini ve TL mevduatın tevdiat hesaplarından daha fazla artarak döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki oranını düşürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak Ağustos ayı ile birlikte durum bir miktar değişiklik göstermiş döviz hesaplarının ağırlığı artışa geçmiştir. Bu durum Eylül ayında da devam etmiştir. Tasarrufların %44’ünün yabancı para cinsinden tutuluyor olması, ekonomi açısından sağlıklı bir durum değildir.    

Özet olarak;

1) Eylül ayında bankacılık sektörünün karı önceki aya göre azalırken bir önceki yılın aynı ayına göre artış göstermiştir. Bankacılık sektörünün ilk dokuz aylık karı, önceki yılın aynı dönemine göre de %28,6 oranında artış göstermiştir.

2) Aktif toplamı TL bazında bir miktar artarken, Dolar bazında azalmıştır. Bankaların aktif toplamı TL bazında rekor düzeydedir.

3) Aylar sonra mevduat, kredilerden daha hızlı oranda artmıştır. Hal böyle olunca Kredi / Mevduat oranı az da olsa azalarak %121,9 olmuştur.


4) Tevdiat hesaplarının toplam mevduat içindeki payı Eylül ayında Ağustos ayı ile aynı oranda %43,8 olarak gerçekleşmiştir.